Yolculuk yapmaktan bu kadar keyif alma sebebim, her yolculuğumu kendime ayırdığım büyülü bir zaman dilimi olarak görebilmem sanıyorum. Okuduğum tavsiyelere rağmen gittiğimde keşfetmeyi, merak ettiğim sokaklara girmeyi, panoda gördüğüm sergiye gitmeyi seçiyorum. Sokaklarda kaybolmak ve keşfetmek, ruhumu beslemeyenler oluyor. Bunu fazla uzaklaşmadan yaşadığınız şehirde deneyimlemek de mümkün… Kısaca yaptığım her yolculuğun dinlendirici bir yanı var çünkü camdan dışarısını izlerken daldığım hayaller, en sevdiğim şarkının beni taşıdığı bambaşka gerçeklikler derin bir uyku, sabah hatırladığım güzel bir rüya etkisi veriyor. Bu yüzden dinlenmenin yolu kimi zaman gezmekten geçiyor. Toz pembe yanları ağır basan Kopenhag hem gezeceğiniz, hem de dinlenebileceğiniz bir şehir. Soğuk havasına rağmen içinizi ısıtacak, aşık olmadan midenizde kelebekler uçuşacak diyebilirim!

0

Gittiğiniz mevsime göre değişecek hava koşullarına hazırlandığınız koşulda seyahatiniz boyunca bir aksilik yaşayacağınızı sanmıyorum. Başınıza gelen minik aksiliklerde de, eğer rica edersiniz, insanlar size içtenlikle yardımcı olacaktır. Ben oldukça yoğun olduğum bir dönem sonrası bir haftalık bahar tatilimde gitmiştim bu şehre. Öncesinde çok fazla araştırma şansım olmayan Kopenhag’ı orada bulunduğum altı gün içinde keşfettim ve çok sevdim. Modern sanat müzelerini gezmeyi sevdiğimden Kopenhag kartı almıştım; müzelere ücretsiz giriş, bazı mekanlarda indirim ve ücretsiz toplu taşıma gibi imkanlar sağlıyordu. Diğer türlü müzelere giriş ücreti oldukça pahalıya geliyor. Bu minik ayrıntılar sonrası aklımda kalan sergiler, mekanlar ve ufak tavsiyelerle devam eden yazımda umarım kendinize göre bir şeyler bulabilirsiniz.

IMG_7736 (1)

Şehrin dışında kalan iki modern sanat müzesi Louisiana ve ARKEN’e vaktiniz varsa birer gün ayırmanızı tavsiye ederim. Sergileri gezdikten sonra, kafelerinde oturup camdan dışarı bakmanın keyfini sürün. Şehrin dışında doğayla iç içe vakit geçirmenizi sağlayan bir konsepti var bu iki müzenin. Biri daha kuzeyde, biri daha güneyde… Güneyde kalan ARKEN’de gezdiğim “GOSH! IS IT ALIVE?” sergisinden bahsetmek istiyorum; 6 Ağustos’da bitecek olan sergi “bizi insan yapan nedir?” sorusu üzerine düşündürmüştü beni. Gözünü açacak diye beklediğiniz, canlı olmaya çok yakın olduğunu hissettiren heykellerin yanı sıra durmadan ilerleyen bir teknoloji ve yapay zeka kavramı da hatırlatılıyor… İnsanı bunlardan ayıran, “insan” yapan nedir, ya da neydi! Bu sergiyi görme şansınız olmasa bile ARKEN’in koleksiyonunu görmek için gidebilirsiniz; Grayson Perry ve Damien Hirst gibi sanatçıların eserlerini içeren koleksiyonlar ve değişen sergilerle etkileyici bir müze. Ishøj’da bulunan ARKEN’i gezdikten sonra kafesinde oturup doğanın sessizliğini izlemek, sohbetinize veya düşüncelerinize eşlik etmesi için kafenin elmalı keklerinden yemek yapmadan dönmemeniz gerekenler arasında.

latte

Danimarka denildiği zaman aklımıza gelen “hygge” kelimesinin tam bir çevirisi yok, açıklamaya çalışacağım ancak tam olarak anlayabilmek için yaşamalısınız. Hygge, Danimarka halkının yaşam biçimiyle iç içe Danca bir kelime, İngilizcede “cozy” kelimesine yakın bir anlamı olduğu söyleniyor. Bana göre, daha yavaş bir yaşam, daha keyif dolu ve en önemlisi farkındalık dolu bir yaşam tarzı gibi düşünebilirsiniz. İnsanların acele etmeden, açgözlü davranmadan, içlerinden geldiği gibi davrandığı bir kültür. Saygı ve sevgi yanında keyif var, “hygge” gibi tam karşılığını bulamadığımız kelimelere sahip olmaları şaşırtıcı değil bu durumda! Genel olarak insanların tahammülsüz, yorgun veya umutsuz enerjileri ve bu özellik tüm şehre, şehri ziyaret eden insanlara da yansıyor bana sorarsanız. Bisikletle bahçelerde, sokaklarda saatlerce gezip en ufak bir yorgunluk hissetmememin en büyük sebebi bana gülümseyen insanlar ve onların rahatlığı olmuştu.

IMG_7593

IMG_7629 (1)

Net bir şekilde hatırladığım, görmelisiniz dediğim diğer müzelere dönüyorum, sırada Design Museum Denmark var. “Danish Chair” koleksiyonunda kendimi kaybettiğim, tasarıma ilginiz varsa saatler geçireceğiniz bir müze burası. Bir diğer koleksiyon ise “Archive of Danish Design” Danimarka’daki görsel dilin gelişiminden font tasarımlarına, kitap tasarımlarına ve tekstile dair bir çok eser barındırıyor. Avrupa’nın yanı sıra Japon kültüründen de etkilenmiş Danimarka. Bu da Kopenhag’da tarihi olduğu kadar minimal, modern ve dinlendirici bir doku bulunmasının sebebini açıklıyor bana; doğu ve batı kültürünü çok doğru bir şekilde harmanlamış olması. Design Museum Denmark’ın bulunduğu sokakta gezmeye doyamayacağınız tasarım dükkanları var. Takı, ev eşyaları, mobilyalar bulunan çeşitli mağazalara alışveriş için değil, göz zevkiniz için uğramanızı öneriyorum.

ışık

Görülmesi gerektiğini düşündüğüm müzeler listende bir de Kunsthal Charlottenborg bulunuyor. Sergilerinden çok bahçesi, saatlerce incelemek isteyeceğiniz, fotoğraf ve sanat kitaplarının olduğu müze dükkanı ile aklımda kalan masalsı bir alandı. Nikolaj Kunsthal gitmenizi tavsiye edeceğim son müze, bir gözlem kulesinde bulunduğundan önünden defalarca geçip müze aramaya ettiğimden çevrede birçok kitap evi ve kafe keşfetme imkanım olmuştu. Bulunduğu yapı sebebiyle bu müzede gezmek farklı bir deneyim olmuştu. Buraya oldukça yakın olan Cinnober bağımsız bir kitap evi. Çeşit çeşit kitaplar, çantalar, kalem ve defterler bulacağınız bu kitap evinden bir şeyler satın almadan ayrılabileceğinizi sanmıyorum.

o

Müzelerin yanı sıra eğer gittiğiniz dönemde hava koşulları uygunsa açık havada bahçelerden birinde minik bir piknik yapmanızı öneririm! Karşınıza sık sık çıkan çeşitli bahçeleri var Kopenhag’ın; Rosenborg Castle Garden ve King’s Garden gezmekten keyif aldığım ikiliydi. Bir sabah yürüşü için de rotanızı Botanical Garden‘a çevirmenizi öneriyorum! Ayrıca eğlence parkı olan Tivoli‘de çocuk gibi eğlenmeniz mümkün. Eğer hediyelik eşya alışverişi yapmak isterseniz Tivoli bunun için de ideal. Ayrıca şehirde bisiklet turu yaparsanız vaktinizin bir kısmını mutlaka Nørrebro taraflarında bulunan açık alan Superkilen‘da dolaşmaya ayırın.

simple raw

Her yiyeceğin kaliteli ve organik olduğunu söylemem mümkün, hızlı bir yemek için harika sandviç ve taze meyve suları olan Joe and The Juice‘a sık sık rastlayacaksınız. Eğer tercih ediyorsanız vegan, vejeteryan lezzetler için Simple Raw ve 42 RAW‘a mutlaka uğrayın. Bu ikili hoşunuza giderse Nice-cream‘in vegan ve el yapımı dondurmalarına da bayılacaksınız.

2

Her şehir her birey tarafından bambaşka bir şekilde deneyimleniyor, sanırım bu sebeple “mutlaka yapmalısınız” diyebileceğim tek şey bisiklete binip tüm şehri dolaşmanız. Gitmek tüm o isteyeceğiniz müzeler, kafeler, barlar, bahçeler veya mağazalar şehirde kaybolurken karşınıza çıkacak! En azından hayatınızda belirli ve aynı olan birçok şeyden biraz uzak kaldığınız bu güzel seyahat aralıklarında “gerekeni” değil, içinizden geleni yapmak o şehri favoriniz haline getirebilir. Dilediğimce gezdiğim, nefes aldığım ve bayıldığım şehir Kopenhag’ı görmek istediğiniz şehirler listesine eklemelisiniz. Burada mutlaka sizi mutlu edecek ayrıntılarla karşılacaksınız.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR