İlk yorumu siz yazın!
Zihnin İçinde Yaşamak: Maladaptive Daydreaming Nedir?
Bir şarkının sözleriyle melodisinde kaybolmak, henüz hiç yaşanmamış sahneleri zihinde defalarca oynatmak, kafanızın içinde herkesin sizi kusursuzca anladığı diyaloglar yaratmak… Başlangıçta yalnızca zihni oyalayan küçük bir kaçış gibi görünse de, zamanla insanı gerçek hayattan uzaklaştırıp zihnin içinde kurulan alternatif bir gerçekliğin içine çekebiliyor. İşte Maladaptive Daydreaming derken aslında tam olarak bundan bahsediyoruz: insanın sadece hayal kurması değil, zihninde yarattığı gerçekliğin içinde yaşamaya başlaması.
Zihin neden alternatif gerçekler yaratır?
Uzun yıllar boyunca yoğun hayal kurmanın yalnızca güçlü bir yaratıcılık ya da geçici bir dalgınlık olduğu düşünüldü. Oysa Eli Somer’in literatüre kazandırdığı Maladaptive Daydreaming kavramı, bundan çok daha derin bir zihinsel mekanizmaya işaret ediyor. Burada kişi, kurduğu sinematik evrenlerin gerçek olmadığının tamamen farkında oluyor; yani gerçeklikle bağın koptuğu bir psikoz hali yaşanmıyor. Asıl mesele, zihnin yarattığı o dünyanın gerçek hayattan daha tatmin edici hissettirmesi.
Çünkü o iç dünya, dışarıda eksik kalan sevgiyi, başarı hissini, anlaşılma arzusunu ve aidiyet duygusunu kusursuz bir akışla sunuyor. Gerçek hayatta yıllar sürebilecek bir tatmin hissi, zihnin içinde birkaç dakika içinde üretilebiliyor. Bir süre sonra hayal kurmak yalnızca bir kaçış olmaktan çıkıyor; eylemin yerini almaya başlıyor. İnsan üretmek, harekete geçmek ya da gerçek hayatın belirsizlikleriyle yüzleşmek yerine, zihninde yarattığı alternatif gerçekliğin içine çekiliyor.
Bu noktada maladaptive daydreaming ile sıradan hayal kurma arasındaki fark daha görünür hale geliyor. Kreatif hayal kurma kişiyi motive edip üretime yaklaştırırken, maladaptive daydreaming çoğu zaman insanı fiziksel dünyadan izole ediyor.
Peki, bu döngü nasıl başlıyor?
Çoğu zaman sandığımız kadar dramatik başlamıyor aslında. Bazen yalnızca bir şarkı yetiyor. Kulaklıktan yükselen birkaç nota zihnin içinde kurulan o alternatif dünyanın kapısını yeniden aralıyor. Müzik bir noktadan sonra yalnızca dinlenen bir şey olmaktan çıkıyor; hayal edilen sahnelerin fonuna dönüşüyor.
Ardından o tanıdık ritüeller geliyor. Odanın içinde ileri geri yürümek, boşluğa bakarak senaryolar kurmak, hayal edilen konuşmaları kendi kendine tekrar etmek… Hatta bazen karakterlerin hislerini mimiklerle gerçekten yaşıyormuş gibi hissetmek. Dışarıdan küçük alışkanlıklar gibi görünen bu davranışlar, aslında zihnin kendini başka bir gerçekliğin içine taşıma biçimine dönüşüyor.
Kaçışın konforu ve gerçekliğin kaybı
Belki de maladaptive daydreaming’i bu kadar karmaşık yapan şey, insana zarar veren bir deneyim gibi başlamaması. Aksine, çoğu zaman güvenli hissettiriyor. Zihnin içinde kurulan o dünya, gerçek hayatta eksik kalan sevgiyi, anlaşılma hissini, başarı arzusunu ve duygusal tatmini kusursuz bir şekilde sunuyor. İnsan orada reddedilmiyor, yarım kalmıyor, yanlış anlaşılmıyor. Ve tam da bu yüzden, gerçek dünyanın sertliği karşısında zihnin yarattığı o alternatif gerçeklik giderek daha çekici hale geliyor.
Evet, hayal kurmak kimi zaman terapi gibi gelebiliyor. Gerçek dünyanın gürültüsünden kısa süreliğine uzaklaşmak, zihinsel olarak nefes almak ya da eksik kalan duyguları zihinde tamamlamak insana geçici bir rahatlama sağlayabiliyor. Hatta belirli bir farkındalıkla sürdürüldüğünde, motivasyon, yaratıcı düşünme ya da bugün sıkça konuşulan manifest ritüelleri gibi pratiklerin bir parçasına bile dönüşebiliyor. Çünkü zihnin bir şeyi tekrar tekrar canlandırması, insanın duygusal dünyasını ve davranış biçimlerini gerçekten etkileyebiliyor.
Ancak mesele, hayalin gerçekliği beslemesiyle gerçekliğin yerini alması arasındaki o ince çizgide başlıyor.
Çünkü bir noktadan sonra insan yalnızca hayal kurmuyor; yaşamayı zihninin içinde ertelemeye başlıyor. Gerçek dünyanın belirsizlikleri, riskleri ve hayal kırıklıkları yerine, tamamen kontrol edebildiği o kusursuz evrene geri dönmek istiyor. Ve zamanla, zihnin içinde kurulan o dünya gerçek hayatın önüne geçmeye başlıyor.
Belki de maladaptive daydreaming’in en çok görmezden gelinen tarafını burada atlıyoruz: Dışarıdan bakıldığında yalnızca dalgınlık gibi görünen şey, bazen insanın gerçek hayattan yavaş yavaş çekilme biçimine dönüşebiliyor. Çünkü zihnin içinde kurulan o kusursuz dünya, bir süre sonra yalnızca kaçılan bir yer değil; insanın yaşamayı kaçırdığı hayatın yerine geçen bir gerçeklik haline geliyor…
Kapak Fotoğrafı: Karina Karsaviska – pexels.com
İlginizi çekebilir: Dilara Melisa Yaman’dan Zihinsel Mimari: Potansiyelden Performansa Geçişin Dinamikleri

Dilara Melisa Yaman












Aile Tadında
Aslında bu konuda anlattığınız bilgiler doğrultusunda benim de uzun süre benzer şekilde düşündüğüm bir konudur. Fakat böyle düşünmemin gerçekliğinden emin değildim. Duygu dünyazında eksik kaldığımız hatta yara aldığımız tarafımızın hayal dünyamızda daha güçlü duygularla tasavur ettiğimizi ve bu dünyanın aynı sahnelerle tekrar etmemizin neden daha cazip olduğu sorardım hep.. teşekkürler. Kaleminize sağlık. ''Bu mevzu izlediğimiz tv yayınları , okuduğumuz kitaplar ve dinlediğimiz türkülerle taaa çocukluk travmalarımıza kadar iniyor'' diye düşünüyorum.