Biraz ukalalık yapardım, doğrusu ya kitsch bulurdum, küçücük bir adada, sadece 1 otel, gezmek, keşfetmek yok, sıkılırım gibi gelirdi. HALT ETMİŞİM BEN.

Bir süredir Lviv’deyiz, kışlar -20 ile -25 arası, kaldırımlarda kaymadan yürüyebilmek için penguenler gibi yürüme konusunda uzmanlaşmak gerekiyor, ağırlık merkezi öne doğru. Kemiklerimize kadar donmuştuk. Yani yukarıdaki bahanelerin ardına sığınacak halim yoktu, Maldivlere gitmek için bavul hazırlarken camı açıp “seni yeneceğim kara kış” diye bağırasım vardı.

Maldivler

İstanbul’dan Maldivlerin başkenti olan Male’ye direkt uçuşlar var. Uçağa arktik montumla binip, parmak arası terliklerimle indim. Bir kere Male’ye varınca, hangi adaya, hangi otele gideceğinize göre dağılıyor herkes. Bazı adalar daha yakın, tek bir tekne mesafesinde. Biz en uzak adalardan birini seçmişiz. Maldivleri oluşturan adalar gruplarının güneyine doğru. Bir uçağa daha biniyoruz, sonra da bir sürat teknesine. Ama karşılayan, bavullarımızı alan, biniş kartlarımızı hazırlayan herkes öyle içten ki, tropiklerdeyim gamlanmama imkan yok.

Maldivler

Maldivler’de 1200 ada var, bu adalar atoll denen resiflerin arasında yer alıyor. Adaların bazılarında sadece yerli halk yaşıyor. Müslüman bir ülke ve çok sıkı kurallar var. Sadece yerli halkın yaşadığı adalara gitmek yasak. Duymuşsunuzdur, küresel ısınmaya bağlı olarak okyanus sularının yükselmesiyle Maldivler’in önümüzdeki 100 yıl içinde tamamen haritadan silinme tehlikesi var. Zaman içinde suların altında kalan adalar şimdiden var hatta.

Maldivler

Turizme açık olan adaların çoğunda tek bir otel var. Bizim ada da böyle küçücük. Laamu atoll’ündeki 2 adadan biri. Kaldığımız otelin adı Six Senses. Daha önce Tayland’dan biliyoruz, filozofisini çok sevdiğimiz bir proje. Bir kere her şey doğaya saygılı, mümkün oldukça sadece yerel üretilen malzemeleri kullanmaya çalışıyorlar, sadece yerel balıkçılardan aldıkları balıkları servis ediyorlar, adadaki organik bahçelerinde sebze- meyve üretiyorlar, odalarda, restoranlara her şey doğaya saygılı malzemelerden hazırlanmış, adada tek ulaşım aracı bisikletler ve sizi adaya ulaştıracak tekneye bindiğiniz andan itibaren adadaki günlerinizi yalınayak geçirebilirsiniz. Restorandan, tropik ağaçlar altındaki açık hava sinemasına kadar her yere çıplak ayakla girmek serbest. Otel çalışanları alışmış olmalı, ben ilk gün denedim ama tabanlarım yandığı için iskelede tek ayak üstünde zıplayarak kahvaltıya gitmem epey vakit aldı, o yüzden terliklerime döndüm. Ama siz deneyin tabii. Bütün kışı kalın botlar içinde geçirdikten sonra, çıplak ayakla kumlara, serin orman zeminine basmak çok iyi geliyor.

Maldivler

Afrika’da yaşadım, doğuda da batıda da seyahat ettim, hayattaki tek hedefim, dünyanın yüzülebilecek tüm denizlerinde 1’er kere olsun yüzebilmiş olmak, pasifik’i de, atlantik’i de, hint okyanusunu da daha önce gördüm. Ama ben bu renk bir deniz hiçbir yerde görmedim. HD ekran berraklığında (cam gibi demekten daha net anlatabildim sanırım değil mi), kendinden fotoşoplu sanki, mavinin satürasyonu doğal artırılmış gibi, denizin renginden öyle büyüleniyorum ki 1 hafta kitap okumak için bile gözümü alamıyorum.

Maldivler

Gece uyurken arada bir uyanıp sabah oldu mu, günün ışıklarını kaçırmak istemiyorum diye dışarıya bakıyorum. Tatilde ilk defa alarm kuruyorum. Eğer komşu bungalovlardan önce uyanırsam, ve insanlar denize girip balıkları rahatsız etmeden terasa kurulursam balıkların tam önümde suda atlayıp oynadıklarını izleyebiliyorum. Bir yengeç ailesi 1 hafta boyunca bungalovumuzun merdivenlerine yerleşiyor, 3.basamak onların, biz inip çıkarken o basamağı atlıyoruz. Hemen önümüzde snorkel gözlükleri olmadan dahi görebileceğimiz rengarenk balıklar mercanların dibinde geziyor. Nemo’yla tanışıyoruz.

Maldivler

Akşamüstleri gündüz uykularından uyanan yunuslar, atoll’ün dışına beslenmeye çıkmadan önce epey yakına gelip keyifle yarışıyor, atlayıp zıplıyorlar, bir o yana bir bu yana yakalamaca oynar gibiler. Mutluluktan aklımı yitirecek gibi oluyorum.

Maldivler yunuslar

Sınırlarının %90’dan fazlasını suların oluşturduğunu düşünürsek Maldivlerde yapılacak en iyi şey haliyle denizin içinde vakit geçirmek. Dalmak, snorkel, yunus gözleme turları, gece dalışı, gece balıkçılığı vs gibi katılabileceğiniz bir sürü etkinlik var. Diyorum ya sıkılırım demekle halt etmişim. Otelin bir de orman içinde, ağaçların arasında açık hava sineması var. Şezlonga uzanıp, tropik gökyüzünün daha da yakınlaştırdığı yıldızlar altında film seyrediyorsunuz. O arada sinemanın görevlileri patlamış mısır da getiriyor. Rüzgar ağaçların yapraklarını hafif hafif sallarken, daha ne isterim ki.

Benim gibi gözünü denizden alamayan çok olmalı. Otelin her detayı denizi sürekli seyredebileceğimiz gibi düşünülmüş. Bungalov’un içinde yer yer cam zeminler var. Gece su içmeye kalkıp aşağıda neler oluyor diye bakabiliyorum. Açık havadaki duş (elbette kimse sizi göremeyecek şekilde konumlandırılmış) ve küvetin de altı cam. Balıklar her yerde.

Akşam yemeklerinden sonra, dondurma köşesinin sorumlusu Abida ile mutlaka sohbet ediyoruz. Abida, çok dindar bir ailenin inançlı, başörtülü en küçük kızı. İnat etmiş okula devam edeceğim, kimse beni durduramaz demiş. Otelcilik okumuş, o kadar ufak tefek ki, garson olarak başvurduğu işi bünyesinin kaldırmayacağını düşünmüş F&B müdürü, ama Abida kararlı, çalışacak, sonunda sırf onun için dondurma köşesini yaratmışlar, bana herkes dondurma prensesi der diyor, sonunda dondurma yapmayı da öğrenmiş, herkese o gün yaptığı aromaları tattırmadan bırakmıyor.

Maldivler

Dünya üzerinde güneşin en güzel battığı yerde 1 hafta geçirdim. Yunusların kutladığı bir doğumgünü yaşadım, Maldivleri çok sevdim. Yine olsun, yine giderim, bir daha da büyük konuşmam, dersimi aldım.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?