Yakında yayımlanacak olan solo albümü öncesinde Palmiyeler grubunun solisti Mertcan Mertbilek ile alternatif sahneden ilham kaynaklarına, doğayla kurduğu bağdan dijitalleşmenin sanatına yansımalarına kadar uzanan samimi bir röportaj gerçekleştirdim.  

“Votka” kirli ve deneysel post-punk sesleriyle dikkat çekiyor. Bu sound’u yaratırken ilham aldığınız şeyler nelerdi?

Albüm kayıtlarına başladığımda akustik gitarı daha fazla kullanmak gibi bir hedefle yola çıkmıştım, miks sırasında overdrive sayesinde akustik gitar elektro gitar gibi duyulmaya başlayınca sound da aşağı yukarı ortaya çıkmış oldu. Kayıtların genel ses rengini ve kullandığım teknikleri de Palmiyeler’den ayrıştırmaya çalışıyordum, hem şarkı seçimleri hem de kayıt tekniklerindeki ufak değişiklikler de sound’un bu yöne evrilmesine sebep oldu. Tarz olarak deneysel folk estetiğinden ilham aldım, bunu da post-punk’ın ritmik öğeleriyle birleştirmeye çalıştım. 

Bu şarkının, sonbaharda yayımlanacak albümünüzün ön izlemesi olduğu belirtiliyor. Albümde de benzer bir atmosfer mi olacak yoksa dinleyicileri sürprizler bekliyor mu?

Bir ön izleme olduğu doğru, şarkılar benzer bir atmosfere sahip, akustik gitarın kirli kullanımı hemen hemen her şarkıda mevcut, tabii çok sayıda şarkı olduğu için albüm bazı süprizler de içeriyor. Ayrıca iki enstrumental şarkı ve daha deneysel sayılabilecek birkaç kayıt da bu albümde yer alacak gibi gözüküyor.

Albümün genel ruh halini nasıl tanımlarsınız? “Votka” ile karşılaştırınca albümün geri kalanında bizi nasıl bir atmosfer bekliyor?

‘Votka’ ritmiyle ve tekrar eden yapısıyla öne çıkan bir şarkı, bu yapı diğer şarkılarda da mevcut. Ayrıca ‘Votka’nın klibini izlerseniz bazı sahnelerde arkada çıplak meşe ağaçlarını görebilirsiniz, albümün ses karakterini biraz bu ağaçlara benzetiyorum. Soğuk bir rüzgarın çıplak ağaçlardaki son yaprakları titretmesi bu yalnızlık ve ölüm temalı albümün atmosferini tanımlayabilir. 

Mertcan Mertbilek | Fotoğraf: Playtuşu

Albümdeki şarkılar birbirine konsept olarak bağlı mı, yoksa bağımsız hikayeler mi anlatıyor?

Albümdeki şarkılar birbirinden bağımsız ve açık uçlu hikayeler anlatıyor.

Bir müzisyen olarak prodüksiyonun her aşamasında yer almak size nasıl bir tatmin sağlıyor?

İşi daha kişisel ve daha sanatsal hale getirdiğini düşünüyorum, miks yaratıcı bir süreç olduğu için epey eğlenceli bir kısım, kendin gerçekleştirmenin iyi bir tatmini var. Albümde mastering işlemlerini Arın Adak yapıyor. Klip için de Sude Kavlak ile bir ortak çalışma gerçekleştirdik. 

Palmiyeler dışında solo üretime yönelmek sizin için nasıl bir dönüşüm süreci oldu? Kendi başınıza üretmek size nasıl hissettirdi? Solo çalışmanın avantajları ve dezavantajlarından bahseder misiniz?

Son üç yıldır hayatım halihazırda bir dönüşüm içindeydi, İstanbul’dan ayrılıp Kazdağları eteklerine bulunan bir dağ köyüne yerleştim, burada kendim için bir kayıt stüdyosu derledim, bu değişimler beni doğal olarak solo çalışmaya yöneltti. Uzun süredir aklımda dönen bazı kayıtları sonunda gerçekleştirebilmiş olmaktan dolayı çok memnunum. Solo çalışmanın bir dezavantajını henüz yaşamadım, Palmiyeler ile şarkı yazarken de bu üretim süreci yalnız gerçekleştirmekten hoşlandığım bir bölümdü, bu anlamda solo çalışmak benim için yeni bir şey değil. 

“Ortaçağ” etiketiyle çıkacak albümün ismi bile merak uyandırıyor. Bu isim müzikal ya da konsept olarak nasıl bir yere oturuyor?

Köyde yaşarken buz gibi havada, çamurun ve pisliğin içinde epey vakit geçiriyorsunuz ve çok ıssız bir yer olduğu için çevrenizdeki doğa görünümleri yüzyıllardır hiç değişmemiş gibi duruyor. ‘Ortaçağ’ ismi burdan geliyor. Yeni hayatımda yeni plak şirketime koymak için uygun bir isim olduğunu düşündüm. Bu etiket ile basılacak ilk plak formatında albüm kendi solo albümüm olacak ancak daha sonra başka işler için de ortak üretimler veya fiziksel albüm baskıları gerçekleştirilebilir. Ayrıca dijital olarak da Ortaçağ YouTube sayfasında bazı derlemeler, prova kayıtları ve eski şarkılar için ikincil içerikler oluşturuluyor, bu da bir şekilde Kilink ve Palmiyeler dinleyicileri için bir buluşma noktası olsun istedim, uzun zaman sonra her şeyi bir araya getirmek anlamlı oldu. ‘Ortaçağ’ın kısaca böyle bir hikayesi var, doğa görünümü ve yaşam tarzını tanımlayan bir bağımsız plak şirketi.

Klipte performans sanatçısı Elizaveta Vorotyntseva ile çalıştınız. Görsel dünyayı nasıl şekillendirdiniz?

Klip için ilk fikir Yasemin Yasu’dan çıktı, bu fikir bir performans sanatçısının benim kılığımda dans etmesiydi; bu ilk düşünce aklımızda şekillenince klibin yönetmeni Sude Kavlak ile prodüksiyon fikirlerini geliştirdik, Elizaveta’yı projeye Sude dahil etti ve o noktadan sonrasını Londra’da birlikte gerçekleştirdiler. Görsel dünyayı 4 anahtar kelime üzerinden şekillendirdik ve oldukça basit tutmaya çalıştık. 

Müziğiniz kadar görsel dünyanız da güçlü. Sizce bir şarkının görsel anlatımı, müziğin kendisi kadar önemli mi?

İyi bir video ya da albüm kapağı albümü iyi seviyelere taşıyabilir ama nihayetinde ana iş şarkı olduğu için kendisi kadar önemli demek bence doğru olmaz.

Mertcan Mertbilek | Fotoğraf: Bantmag

Kaz Dağları eteklerindeki bir dağ köyünde, tek başınıza bir kayıt süreci geçirdiniz. Bu yalnızlık ve doğa size nasıl etki etti? Albüme nasıl yansıdı?

Bu iki yıllık süreçte bilmediğim çok fazla şey öğrendim, bazıları somut bilgiler bazıları ise doğaya dönük içgüdüsel bilgiler. Görsel dünyamın tamamen değişmesi bana ve dolayısı ile albüme pastoral bir hava katmıştır diye düşünüyorum. Ayrıca köyde yaşamak geleneği ve etimolojiyi daha iyi anlamama sebep oldu. Bu da albümdeki temalara ve şarkı sözlerine yansıdı.

Bir sanatçı olarak, sosyal medyayı bir araç mı yoksa bir zorunluluk olarak mı görüyorsunuz?

Hem bir araç hem de bağımsız bir müzisyen için bir zorunluluk. Sizin adınıza reklamlarınızı yapan büyük bir plak şirketiniz yoksa sosyal medya olmadan işinizi belli bir kitleye ulaştırmak çok zor olurdu.

Alternatif sahnede sosyal medyanın rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?

İki sebepten dolayı çok önemli; ilki görsel bir mecra olması, kendini sadece müzikle değil, bütünsel bir şekilde olarak ifade edebilme imkânı vermesi. İkincisi ise, konser ve albüm duyuruları için çok etkili bir araç olması. 

Dijitalleşmenin ve sosyal medyanın sanatçı kimliğiniz üzerinde bir etkisi oldu mu?

Dijitalleşme ve sosyal medya bize çok fazla şey kazandırdı. Dijitalleşme büyük plak şirketlerinin tekelini kırmasaydı muhtemelen albümlerimizi yayımlama veya dinleyicilere duyurma şansımız olmayabilirdi. Dijitalleşmenin müzik üretimine kattığı sınırsızlıklar, kayıt programları ve arayüzler ve de tabii ki üretimleri yayma konusunda çok fazla özgürlüğü ve imkanı beraberinde getirmesi bağımsız sanatçılar için sanatçı kimliklerini geliştirebilme ve kendilerini ifade edebilme olanağı sağladı. Sosyal medya da sanatçının kitlelere ulaşabilmesini kolaylaştırdı. Bunlar çok olumlu etkiler.

Bağımsız sanatçılar için popülerliğin sanatsal üretime etkisinden bahseder misiniz?

Popülerlik bazı imkanlara sahip olmak anlamına geliyorsa bu üretecek zamana ve daha iyi ekipmanlara sahip olmak anlamına gelir, bu da üretime kesinlikle iyi etki eder.

Popülerlik dinleyicinin zihninde beliren bir imajınız oluştuğu anlamına geliyorsa imaj sınırlayıcı olabilir. Mesela Palmiyeler alternatif ve görece yeraltı sahnesinden bir grup olmasına rağmen, biz bile bir çok ön yargıya maruz kalıyoruz. Dinleyici beklentisi sanatçı veya grup üzerinde bir etki yaratabilir. Ben diskografisinde farklı işler olan sanatçıları seviyorum, zamana yaydığımızda keşfedecek farklı sesleri ve dönemleri olması aciliyeti olmayan bir dinleyici için daha değerli olabilir. 

Yani iki türlü de etki edebilir ama benim düşüncem üretkenlik bunların ötesinde bir şey ve zihnin kapıları açıldığı zaman sanatçı bunları düşünmüyor oluyor.

Dijital platformlar sanatçıların yaratma sürecini nasıl yönlendiriyor? Sosyal medyanın yaratıcı özgürlüğünüzü kısıtladığını düşünüyor musunuz?

Sosyal medyanın kısıtlayıcı olduğunu düşünmüyorum. Hatta sıradışı bir iş yapabilirsem bunun beni farklı kılacağını bilirim, o sebeple son on yılda sosyal medya sebebiyle yaratıcı özgürlükten bir şey kaybettiğimi hiç hissetmedim. Tabii dijital platformlar müziği ister istemez dönüştürüyor, her dönemin kendine has yöntemleri oluyor. Spotify yayın taktikleri bunun en belirgin örneği sanırım. Dinleyici alışkanlıkları, algoritmalar, bunlar da hesaba katmanız gereken şeyler ancak bunlar işin yaratıcı kısmını etkilemiyor daha çok pazarlama kısmını etkiler. Siz yapmak istediğiniz şeye odaklıysanız bunlar özgürlüğünüzden bir şey götürmezler. 

Günümüzde tamamen özgün bir müzik üretmek oldukça zor görünüyor. Siz, kendi müziğinize özgün bir kimlik kazandırmak için nasıl bir yol izliyorsunuz?

Çok yönlülük önemli diye düşünüyorum. Bu yaptığınız işe beklenmedik bir dokunuş katabilir. Bir de kendinizle barışık olmak özgün kimliğinizi yansıtabilmek adına çok önemli diye düşünüyorum.

Dijitalleşmenin sanatsal özgürlük üzerindeki uzun vadeli etkilerini nasıl görüyorsunuz? Sizce sosyal medya, müzikte yaratıcılığı destekleyen bir alan mı yoksa standartlaşmaya yol açan bir etken mi?

Standartlaşma her zaman olacak ama yaratıcı işler yapan kimseler de her zaman olacak, bu nerde durmayı tercih ettiğiniz ile ilgili. Sosyal medyanın çok etkisi altında kalırsanız siz de tektipleşirsiniz, bu da yaratıcılığınızı kısıtlar. 

Son olarak, alternatif müzik yapan sanatçılar için tavsiye edebileceğiniz sürdürülebilirlik stratejileri var mı?

Çabuk vazgeçmemek ve ısrarcı olmak önemli. Hata yapmaktan çekinmemek ve olabildiğince çok sayıda deneme yapmak da yine kendini geliştirmek ve dolayısı ile sürdürülebilir olmak için iyi bir tavsiye olabilir.

Mertcan Mertbilek’e samimi röportajı için teşekkür ediyor, yeni albümünü heyecanla bekliyoruz. Müzikli günler!

Kapak Fotoğrafı: Mertcan Mertbilek

İlginizi çekebilir: Ceren Avcu’dan Palmiyeler