Met Gala’da “Black Dandyism”: Modanın Sosyo-Politik Yönü
Her yıl Metropolitan Sanat Müzesi’nde düzenlenen Met Gala’nın sansasyon yaratan felsefik temalarını anlamaya ve Açlık Oyunları-vari kombinlerin çılgınlığını sindirmeye çalışırken, önemli noktaları kaçırıyoruz gibi hissediyorum. Bu yüzden dün gece -6 Mayıs- düzenlenen Met Gala’nın “Siyahi Dandy’lik” temasının altını çizmek istediği noktanın “Black Lives Matter” hareketi kadar şu olduğunu da düşünüyorum: Moda, her zaman sosyo-politik bir semboldü aslında.

Dandy’likten Direnişe

“Dandy” kavramı, aslında bir stil karakteri: Özellikle 18.yüzyıl sonu ve 19.yüzyıl başlarında İngiltere ve Fransa’da başlamış. Dandy’ler, genellikle giysilerine milimetrik özen gösterip zarafete yatırım yapan erkekler olarak karşımıza çıkıyor. Charles Baudelaire, Oscar Wilde gibi tarihi figürler de aslında o zamanların dandy stil ikonları.

Modayı ve iyi görünmenin önemini düşünüp dış görünüşünü bir sanat eseri gibi kurgulayan dandy’lerin ironik diye tanımlayabileceğimiz sosyo-politik bir duruşu da söz konusu. Ve bu ironinin kodlarını siyahiler ele geçirdiklerinde kendi kültürel belleklerine işlemeye karar veriyorlar. Batı’nın dandy imgesiyle sömürgeciliğe, ırkçılığa ve sınıfsal dışlanmaya karşı hem görsel hem de “Ben de varım, buradayım ve senin sisteminde dahi kendi onurumla var olacağım” diyen bir cevap…
Tarih sahnesini yeniden yazan bu durum da modayı duruşları ve karşıt anlatılarıyla besledikleri “Black Dandyism” haline geliyor.
Met Gala’nın Durumla İlgi ve Alakası

Dün gece -yani 6 Mayıs’ta- her sene olduğu gibi yine Anna Wintour başkanlığında düzenlenen 2025 Met Gala’sının sergi teması ve kıyafet kodunu biliyoruz: “Superfine: Tailoring Black Style”. Yani modanın estetik algılarına dokunan bir sanat biçimi olmasından ziyade, politik bir sahne olduğuna da göndermeler yapan bir tema.
Bu temanın entelektüel arka planı ise kültürel eleştirmen Monica L. Miller’ın “Slaves to Fashion: Black Dandyism and the Styling of Black Diasporic Identity” kitabı üzerine kurulu. Miller, bu kitabında moda aracılığıyla siyahi erkeklerin tarih boyunca bir kimlik politikası inşa ettiklerini anlatıyor aslında. Kölelik sonrası dönemden günümüze, siyahi toplulukların stil üzerinden verdiği mücadeleyi sosyolojik ve tarihsel bakış açılarıyla da ele almış.

Miller’a göre dandy olmak da sadece “güzel ve estetik giyinmek” değil: Toplumsal dışlanmaya karşı estetik bir meydan okuma ve beden politikalarını alt üst eden bir strateji. Met Gala da bu yüzden bu temayı, estetik bir “güzelleme”den ziyade giyimin politik dili açısından onurlandırmış oldu. Zaten her sene olduğu üzere co-chair olarak galanın ev sahipliğini yapan ünlü isimlerde bu sene Anna Wintour’un yanında Colman Domingo, Lewis Hemilton, A$AP Rocky ve Pharrell Williams vardı.

Biliyorsunuz ki serginin teması ve galanın giysi kodu birbirine paralel olsa da bir tık farklılıklar içeriyor. Bu seferki giysi kodu da “Tailored for You” olarak belirlenerek, “üzerine dikilmiş gibi,” görüntüsünü yaratıcı ve kişisel yorumlamalarla ele almalarını istediler. Yani dandy akımı gibi: Mükemmel kişisel dokunuşlarla harmanlanan incelikli takım elbise yorumları, cool fötr şapkalar ve kravat etkisi. Tüm bu detayları dün gece Demi Moore’dan Rihanna’ya uzanan geniş bir ünlü paletinde görebildik.

Dikişler Arası Manifestolar
Modanın toplumsal bir eleştiri aracı olduğu nokta, sadece siyahi dandy akımıyla kalmıyor tabii. Dikişlerin arasındaki manifestoların en başında, Vivienne Westwood’un yazdığı “punk” manifestosu yatıyor.

1970’lerin İngiltere’sinde ekonomik krizle büyüyen işçi sınıfı ne yapsın, öfkesini stiliyle haykırmayı tercih etti (2000’lerin emo’ları gibi biraz – fakat daha manidar ve sürdürülebilir şekli). Yırtık çoraplar, grafiti tişörtler, mohawk kafalar ve zincir botlar gördüğümüz her noktada “Aaa ne kadar punk bir tarz,” diyorsak, işte oradan geldiğini hatırlamalıyız. Sisteme karşı başkaldıran bu gencecik stil ikonlarına Westwood’la birlikte Malcolm McLaren da eşlik etmişti o dönem.

David Bowie ve Prince gibi ünlü isimlerden Harry Styles ve Billy Porter’a uzanan bir diğer akımsa “gender-bending”. Türkçe’ye “Ne istiyorsam onu giyerim, seni ilgilendirmez”cilik olarak da çevirebiliriz. İnci kolyelerle takım elbiseler, etekle kombinlenen smokinler gibi kombinlerle ortaya çıkan gender-bending, aynı zamanda kuir moda hareketleriyle de doğrudan akraba. Bedeni norm dışına çıkarmaktan korkmayıp aksine onu kutluyor ve süslemekten çekinmiyor.

Yani demem o ki yıllar boyunca moda, estetik bir seçim olmanın ötesine geçti; kadın ve siyahi haklarından kuir görünürlüğe, sosyal sınıf eleştirilerinden gençlik hareketlerine birçok noktada kendi manifestosunu yazdı. Sadece trendleri değil, toplumsal kırılmaları takip ettiğini de bu noktalarda görmüş olduk, özellikle bu seneki Met Gala’da. Ne enteresan (ve ne kadar insani bir haykırıştır) ki bazen bir renk, bir ruj ya da bir çift ayakkabı bütün bir tarihsel travmanın görsel hafızası olabiliyor!
Kapak Fotoğrafı: BBC
İlginizi çekebilir: Aysu Altaş’tan Late Capitalism Aesthetics: Parıltılı Çöküş

Simay Yaz







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!