Son yıllarda gösterişli efektleri, bitmek bilmeyen aksiyon sahneleriyle iyice sıradanlaşan ‘yaratık’ temalı filmlere alternatif olarak 2010 yılında oldukça düşük bir bütçeyle kotarılan Monsters, Amerika kıtasının ortasında beliren yeni yaşam formlarının çevre ve çevredeki insanların psikolojileri üzerindeki etkilerini anlatıyor. Dramatik ve bir o kadar da gerilimli atmosferiyle, bir ilk filmden beklenmeyecek derecede olgun bir iş, final sahnesi için bile kaçırılmaması gereken bir deneyim…

Bu sene Seamus McGarvey’nin harikulade görüntü yönetiminin de yardımıyla yılın en iyi blockbuster filmlerinden Godzilla’ya imza atan Gareth Edwards, aslında yıllarca televizyon dizilerinde görsel efekt tasarımcısı olarak çalışmış İngiliz bir sinemacı. Çocukluğunu Godzilla filmleri izleyerek geçiren bir Star Wars hayranı olan Edwards, 2010 yılında kotardığı ilk uzun metrajlı filmi Monsters’da bu türe olan merakının sonucu olarak sırtını yaratıklara dayayan bir hikaye ile karşımıza çıkıyor. Oldukça düşük bir bütçeyle (15.000 $) çekilen Monsters için tamamıyla Edwards’a ait bir film diyebiliriz. Kendi yazıp yönettiği bu ilk filminde ayrıca hem görüntü yönetmenliğini hem prodüksiyon tasarımcılığını üstlendiği gibi, filmin oldukça estetik görsel efektlerine de imza atıyor. Her şeyden önce böylesine düşük bir bütçe ve çalışma kadrosuyla böylesine gerçekçi ve profesyonel bir film çıkarabilmesi gerçekten alkışlanası bir durum. Ve tabii tüm kariyerini görsel efekt departmanında geçirmiş biri olarak daha ilk filminde böylesine olgun bir hikaye anlatımına ve başarılı karakter gelişimlerine imza atıyor oluşu da ayrı bir takdir konusu.

NASA’nın güneş sisteminde uzaylıların yaşam sürdürdüklerine dair kanıtlar bulması üzerine uzaya gönderdikleri bir uydu, dönüş yolunda Amerika’nın ortasına düşer ve sonrasında bölgede ve çevresinde yeni yaşam formları oluşmaya başlar. Tabii film bize bunları daha açılış sahnesinde anlatıp bizleri bundan sonra bölgede devam eden-devam etmeye çalışan yaşamla karşı karşıya bırakmayı tercih ediyor. Bölgede fotoğraf çekmek için bulunan Amerikalı bir gazeteci olan Andrew Kaulder Meksika’da sıkışıp kalan patronunun kızını güvenli bir şekilde geri götürmeye çalışması ise filmin ana konusunu oluşturuyor. ABD’ye gidecek feribot için gereken oldukça yüksek bir miktar parayı, bar sonrası otel odasında uyandığında çaldırmış olduğunun farkına varan Andrew yüzünden bir türlü Meksika’dan çıkamazlar ve tek dönüş yolu yasaklı bölgedir. Yani pek sevgili yaratıklarımızın cirit attığı bölge… Bundan sonra ikili arasında geçen ilişkiye ve bu zorlu yolculukta yaşayacaklarına fonda eksik olmayan yaratık sesleriyle birlikte her an saldırıya uğrayacakmış hissi veren tekinsiz bir atmosferde şahit oluyoruz.

Son yıllarda sırtını iyice şaşalı efektlere ve sonu gelmeyen aksiyon sahnelerine dayayan bilimkurgu filmlerinin aksine Monsters, daha gerçekçi ve daha insancıl bir hikaye anlatma derdinde.  Belgesel ve kurmaca türleri arasında gezinen filmde ortalıkta terör estiren yaratıklardan çok bu durumun bölge insanları üzerindeki etkisine odaklanarak daha farklı bir yol deniyor Edwards. Çevresel etmenlerin insanların-hayvanların yaşamını ve psikolojisini nasıl etkilediğinin altını çizmeye çalışıyor. Aynı şekilde farklı bir evrende barınmaya çalışan yaratıklar için de geçerli bir durum bu. Edwards, bize hunharca her şeyi yakıp yıkan agresif yaratıklardan ziyade daha kişilikli şeyler koymaya çalışıyor önümüze. Özellikle unutulmayacak sahnelerden birinde iki yaratığın havada birbirine kur yaparak iletişime geçmesine tanık oluyoruz. Edwards’ın yaratıklara karşı olan bu tavrını aynı şekilde bir sonraki filmi Godzilla’da da görmek mümkün.

Başrollerde izlediğimiz Scoot McNairy ve Whitney Able ise çok başarılı. McNairy zaten son yıllarda önemli filmlerin ufak tefek rollerinde gösterdiği performanslarla yeteneğini kanıtlamış bir aktör. Burada da harika bir oyunculuk sergiliyor. Filmin tonunu bozmayacak şekilde doğal fakat etkili oyunlar ortaya koyuyor McNairy ve Able kilisi. (Gerçek hayatta da beraberler.) Nitekim McNairy bu performansıyla Bağımsız İngiliz Filmleri Akademisi (BIFA) ödüllerinde En İyi Erkek Oyuncu adaylığı kapmayı başardı. Yine aynı ödüllerde Gareth Edwards da En İyi Yönetmen seçilirken prodüksiyon tasarımı-görsel efekt alanında gerçekleştirdiği müthiş çalışmadan ötürü teknik ödüllerin de sahibi oldu.

monsters

 

Hiç şüphe yok ki Gareth Edwards bundan sonra adını daha sık duyacağımız bir isim. Ben kendisini Monsters ile tanıdım. Godzilla’yı yöneteceğini duyduğumda da çok sevinmiştim ki beklentilerimi boşa çıkarmayarak o filmden de alnının akıyla çıkmayı başardı. Bundan sonra da bilimkurgu-fantezi türünde kendine sağlam bir yer edinecektir. Çok düşük bir bütçeyle de olsa ortaya çıkardığı etkileyici görsellikle, hayran bırakan kalemiyle ve kurduğu tedirgin edici atmosferiyle Monsters yönetmenin hep o keşfedilmeyi bekleyen ilk filmi olarak kalacak. Sinemaseverlere tavsiyem, Edwards bu işte daha da ilerlemeden bu deneyimi yaşayıp sonraki filmlerinde neler yapabileceğine inanmak olmalı. Zira Monsters kaçırılmaması gereken bir deneyim.

monsters2 (1)

Monsters (2010), Birleşik Krallık
Yönetmen & Senarist: Gareth Edwards
Oyuncular: Scoot McNairy, Whitney Able

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?