theMagger.com'a kayıt olduğunuzda,
• theMagger’a keşiflerinizle katkıda bulunarak, yazar olup dilediğiniz konuda yazılarınızı yayınlayabilir ve kendi blog sayfanızı oluşturabilirsiniz,
• Yazılarını kaçırmak istemediğiniz yazarları, sevdiğiniz kategorileri ve ilginizi çeken etiketleri takip edebilirsiniz,
• Takip ettiğiniz yazar, kategori, etiket ve okuduğunuz yazılara göre size özel ana sayfa akışınızı oluşturabilirsiniz,
• İlginizi çeken yazıları sonra okumak için kaydedebilirsiniz,
• Yakınımdakiler bölümünden çevrenizdeki mekanlarla ilgili theMagger.com'da yazılmış yazıları görebilirsiniz,
• Yazılara yorum yaparak merak ettiklerinizi yazara sorabilir; fikirlerinizi yazar ve okurlarla paylaşabilirsiniz,
Bizimle birlikte pek keyifli bir keşif yolculuğuna çıkacağınızdan emin olabilirsiniz. Şimdiden hoş geldiniz!
Çok başarılı bir çalışma yapmış Richter. Bu arada Greenwood'u beğenen de bir çok yazar/eleştirmen gördüm. Başarılı bulmakla beraber bu kadar ön plana çıkmasına şaşırdığımı söylemem lazım.
En İyi Orjinal Müzik adayları üzerine yazım üzerine çalışırken dinledim Cave ve Dessner parçasını. Çok iyi gerçekten ama alamayacağı kesin.
Ben için ilk sırada Macbeth gelir. Tüm versiyonlarını, uyarlamalarını defalarca izledim, okudum. Kral Lear konusunda da katılıyorum; bence en az değeri gören Shakespeare oyunudur. Bir de komediler içinde de Much Ado About Nothing. Elinize sağlık...
Yine bir 80s homage... Mika'nın Eleven şarkısı çok tipik. Diğer şarkıları da böyle mi? Dinlerim öyleyse 🙂
Bocelli iki hafta önce Dubai'nin en büyük inşaat şirketlerinden biri olan Binghatti'nin Mercedes ile ortak projesinin lansmanında sahneye çıktı. İlginç, Bocelli şirketinin elçilerinden biri ve dünyanın en pahalı binalarından biri olan Bugatti Projesi'nden de bir dair almış. Bu da böyle ilginç magazin bilgisi olsun 🙂)
Bilmiyordum o şarkıların da viral olduğunu. Bir de hatırladığım kadarıyla Fletwood Mac'in Dreams şarkısı böyle bir viral olmuştu sosyal medyada.
'Niçin Okuyorum?' üzerine bir yazı üzerine çalışıyorum. İçeriği ağır ve edebi olacağından burada değil düzenli yazdığım bir başka yayın platformunda değerlendireceğim. O yazımın içeriğine dair pek çok ortak noktayı yazınızın girişinde bulmak sevindirdi beni. (Benim sizden farkım etrafımın iş dışında hemen hemen hiç kalabalık olmaması; yurtdışında yaşadığım için hiç bir arkadaşımın etrafımda bulunmaması - 50 yaşında olunca en yeni arkadaş 20 yıllık oluyor-19 yıldır aynı kadınla beraber olunca da romantik gündemim aşırı düzenli 🙂 ve tabi ki baba/koca olmanın getirdiği sorumluluklar yaşamımı stabil kılıyor.) Listenizde üç kitap dikkatimi çekti - bu arada hemen hemen tamamı kadın yazarlardan oluşuyor-: The Bell Jar, The Undercurrents ve Kairos. The Bell Jar benim başucu kitaplarımdandır. Açıkcası bir kadın edebiyatçı ile bu kadar özdeşleşebileceğimi hiç düşünmezdim Plath'ı okumadan önce. Bugün de itiraf edeyim; Woolf ile birlikte derinlemesine beni etkiyelen iki kadın yazardan biridir. Diğer iki roman da okuma listemde; hatta Kairos'a başladım. Bu romanlarda beni çeken elbette Berlin oldu. Hali hazıda Berlin'inde önemli bir rol oynadığı bir dizi edebi çalışma yapıyorum; o açıdan ilgimi çektiler. Önümüzdeki dönemde de iyi okumalar diliyorum. Sevgiler..
🙂)) kesinlikle... çok güldüm
"Testin sonunda, katılımcıların yüzde 97’si yapay zekâ ve gerçek insan üretimi müziği ayırt edemedi." Aslında genel olarak müziğin sıradan insanlar için ne anlama geldiğinin tipik bir göstergesi. Bir de müzik çok teknik bir sanat; derinlemesine ilgilenmeyen biri için kulağa gelen güzel, melodik, eğlendiren seslerden ibaret. Biraz elitist ve snobca bir yorum oldu ama 🙂) gerçek bu.
Born to be wild daha çok hız yaparken dinlenir sanırım. Chris Rea'nın tarzını road blues olarak adlandıranlar var. Yani aslında tam da yollardeyken dinlensin diye yazılmış adeta.