theMagger.com'a kayıt olduğunuzda,
• theMagger’a keşiflerinizle katkıda bulunarak, yazar olup dilediğiniz konuda yazılarınızı yayınlayabilir ve kendi blog sayfanızı oluşturabilirsiniz,
• Yazılarını kaçırmak istemediğiniz yazarları, sevdiğiniz kategorileri ve ilginizi çeken etiketleri takip edebilirsiniz,
• Takip ettiğiniz yazar, kategori, etiket ve okuduğunuz yazılara göre size özel ana sayfa akışınızı oluşturabilirsiniz,
• İlginizi çeken yazıları sonra okumak için kaydedebilirsiniz,
• Yakınımdakiler bölümünden çevrenizdeki mekanlarla ilgili theMagger.com'da yazılmış yazıları görebilirsiniz,
• Yazılara yorum yaparak merak ettiklerinizi yazara sorabilir; fikirlerinizi yazar ve okurlarla paylaşabilirsiniz,
Bizimle birlikte pek keyifli bir keşif yolculuğuna çıkacağınızdan emin olabilirsiniz. Şimdiden hoş geldiniz!
Son dönemde ilişkiler üzerine yazılan en derin yazılardan biri olmuş. Elinize sağlık...
İlginçtir, çok tarzım olmamasına karşın ara ara dinlediğim ve sevdiğim bir gruptur Supertramp.
Yazınızın girişindeki yorumlara; özellikle de Contemporary İstanbul ile bölüme maalesef katılıyorum. Gözde Sula'nın yazısı okudum. Türk Burjuvazisi'nin, bazı özel örnekler dışında, sanatla imtihanının geçmişte olduğu gibi bugün de gelecekte de başarısız olmaya mahkum olduğunu söyleyebilirim. Bu konuda 5 yıl önce, The Magger'da şu yazıyı yazmışım: https://www.themagger.com/sanatsever-olmak-inceleme/ Sözünü ettiğiniz sergiyi yurtdışında yaşadığım için maalesef kaçırıyorum ama umarım daha fazla bağımsız sanat etkinliği izleyici/ziyaretçi ile buluşur. Sevgiler..
"O yüzden 2025 yılında artık, dışarıdan sipariş etmeden çorba içmek ya da yemek yemek isteyen herkesin rica ediyorum, yemek yapmayı da öğrenmesi lazım. Ateşin bulunmasından sonraki ilk bir ay içinde halledilmesi gereken bir meseleyi hala tartışıyor olmamız, gerçekten kötü bir şaka gibi." Yazının genelinin çok başarılı. Bunu biraz geliştirip daha kapsamlı akademik bir makaleye bile dönüştürebilirsiniz. hatta master tezi bile çıkar. Öte yandan yukarıdaki ifadeye de ayrıca güldüm. Bu kadar güzel ve iyi ifade edilebilir. Elinize sağlık...
Selamlar.. Lisans derecelerinden biri sosyoloji olan ve yüksek lisans çalışması da kültürel çalışmalar alanına giren biri olarak kısa sayılabilecek yazınızın bu kadar derin ve yoğun kavramları bir yapıt üzerinden açıklamasına hayran kaldığımı belirtmek isterim. Aklıma Nilüfer Göle'den aldığım 472 kodlu Contemporary Social Theories dersi kaldı. Bu derste bu yazıyı bir 'paper' olarak verseydiniz Nilüfer Hoca'dan bir A alırdınız bir de sizi sınıf nezdinde överdi. Bu noktada kısa bir katkı: Yazınızın sonunda sözünü ettiğiniz alt-kültür üst-kültür arasındaki ayrım uzun bir zamandır ortadan kalkmış durumda. Hybrid-formlar ve içerikler özellikle sanat-tasarım ve yaratıcılık alanlarında yer alıyor. Bu da aslında bizi artık eskisi gibi trend olmasa da hala etkilerini gördüğümüz postmodernizm tartışmalarına götürüyor. Öte yandan günümüzde, benim gibi konu sanat olduğunda hala eski kafalı/modernist bir elitist bile bunun yadsınamaz bir gerçek olduğunu kabul ediyor. Yazınıza konu olan yapıt da bunun iyi bir örneği. Elinize sağlık. Sevgiler..
Çocukluğumuzun mekanları maalesef bir bir yıkılıyor. Beni üzen şu ki yurtdışına gittiğimiz üç kuşaktır beş kuşaktır aynı ailenin işlettiği, 150-200 yıllık mekanları görünce buralardaki köksüzlük ve kültürün yüzeyselliğinin geldiği noktayı daha net görmemiz. Samsun'a giderseniz önereceğim bazı lezzet durakları olur. Sevgiler..
Çok ilginç bir yazı, elinize sağlık. Yıllardır yemek pişirirken müzik dinlerim ve yemeğe göre seçerim müzikleri. Ben daha çok yemeğin kökenine ve ağırlığına göre dinlerdim. Örneğin hafif bir italyan menüsü İtalyan jazz, akşam yemeği için opera vb. Evde yemek sırasında müzik dinlemem ve itiraf edeyim restoranlarda da genelde çok iyi olmadığından müziğe kulak vermem. Bu yazıdan sonra pişirme değil yeme deneyimi sırasında da müziğe dikkat edeceğim. Sevgiler
Sanırım 5 sene önceydi; ailecek Londra'da Nothing Hill'den çıkmış ağır ağır yürüyorduk. Bir anda karşımda çocukları ve ellerinde alışveriş poşetleriyle Brett Anderson'u gördüm. O gün bir Britpop yazısı yazmaya karar verdim ama sonrasında araya başka işler çalışmalar girdi ve o yazıyı bir türlü yazamadım. Benim İngiltere'de öğrenci olduğum yıllarda (90ların ortası) Britpop senin yazdığın gibi ortalığı kasıp kavuruyordu. Suede yeni The Smiths mi tartışmaları yapılıyordu. Hatta Yeni-Sol ve Blair İngilteresi'nin ekonomi-politiği ve sosyo-politik değişimiyle Britpop arasında ilişkiler kuran bilimsel makaleler yayınlanıyordu. Ben Oasis ve Blur'u hiç sevemedim ama Pulp'a karşı belirli bir sempatim vardı. Ara ara bazı parçalarını da dinlerim. Yeni albüme de bir kulak veriririm. Eline sağlık...
Kesinlikle öneririm. Şimdiden iyi yolculuklar.
Midlake ve Balmorhea.. Çok iyiler 🙂