38 yaşımdayım. “Dünyanın en şanslı çocukluklarını kim yaşadı?” diye sorsalar, cevabım hiç tereddütsüz olur: Maddi imkânlardan bağımsız, sokakta özgürce oynayabilen, geniş ailelerle büyüyen, ailenin büyükleriyle derin bağlar kurabilen, evinin mutfağında yemek ve kek kokusunun eksik olmadığı ve bu sayede kendini güvende hisseden çocuklar. Ben de o şanslılardan biriyim. Büyükada sokaklarında özgürce büyüdüm; özellikle anneannemle ve dedemle geçirdiğim o kaliteli vakitler, çocukluğumun en değerli anıları arasında yerini aldı. Her Şabat akşamı yani cuma akşamı anneannemin evine gider, mutfakta Sefarad yemekleri yapışını izlerdim. Tencereler kaynarken evin içini saran o koku hala burnumda. Ve sevdiklerine sürekli yemek yedirmeye çalışan anneannemin “canımın içiiiii gelmiş” demesi… Neyse lafı uzatmadan konumuza geliyim; geçtiğimiz hafta Netflix’te izlediğim Nonnas filmi ise beni tam da o mutfağa, uzun bayram sofralarına, eski Şabat akşamlarına götürdü. Ve ne kadar şanslı bir çocukluk geçirdiğimi bir kez daha hatırlattı.

Nonnas

Nonnas | Fotoğraf: Jeong Park/Netflix

2025 yapımı Nonnas, annesini ve büyükannesini kaybettikten sonra içindeki boşluğu doldurmaya çalışan bir adamın hikâyesini anlatıyor. Joe Scaravella, geçmişten gelen bağlarını onurlandırmak için Staten Island’da bir restoran açıyor. Restoranın klasiklerden farkı şu; mutfağın şefleri, yaş almış İtalyan büyükanneler. Hepsi farklı bölgelerden, farklı geçmişlerden geliyor ama hepsinin ortak bir dili var: yemek ve sevgi. 

Filmi teknik açıdan değerlendirdiğinizde belki büyük bir başarıdan söz edemeyiz. Fakat bu film, başarı ölçütlerinin ötesinde bir yere dokunuyor. Verdiği hisler öylesine güçlü ki, o sıcaklık insanı sarıyor. Hikâyenin içindeki sadelik, nostalji ve kırılganlık, bazı izleyiciler için sıradan gelebilir. Fakat eğer o dünyadan bir parça sizde de varsa, film sizi doğrudan içinize, geçmişinize götürüyor. 

Filmin en güzel yanı ise, anlatılanların kurgu olmaması; senaryoda gerçekten var olan Enoteca Maria isimli bir restorandan esinlenilmiş. New York’taki bu küçük restoran, farklı bölgelerden gelen büyükanneleri mutfağa davet ediyor. Her biri kendi yöresinden, kendi geçmişinden bir tabak getiriyor. Filmde gördüğümüz tüm o tarifler, yaşanmış, pişirilmiş ve aktarılmış hikâyelere dayanıyor. 

Sefarad Mutfağı

Sofra | Fotoğraf: Phil Goodwin / Unsplash

Nonnas, her ne kadar İtalyan mutfağı üzerinden ilerlese de, anlattığı duygular bana 500 sene önce İspanya’dan Türkiye’ye gelen ailemin mutfak kültürü olan Sefarad mutfağını hatırlattı. Bizde de mutfak, sadece yemek yapılan bir yer değil… Nesilden nesile aktarılan tarifler, büyükannelerin sesiyle hayat bulur ve Ladino dilinde söylenen yemek isimleri, kültürel belleğin bir parçasıdır. 

Kaşkarikas (Kabak Kabuğu Yemeği), Armiko de Tomat (Domates Yahnisi) gibi yemekler, hiçbir malzemeyi israf etmeden, eldeki malzemeyle lezzetli ve hikaye dolu sofralar kurmanın bir örneği. Bu yemekler sadece bir tarifin değil, bir yaşam biçiminin, yüzyılların bilgi aktarımı… Filmde gördüğüm yemek sahneleri, bana anneannemin mutfağında duyduğum o tanıdık sesi, o bildik kokuyu anımsattı. Filmi izlerken, Joe’nun yaşadığı gibi çok sayıda “flashback” yaşadım.

Berta Penso ile Çanakkale Yahudi Yemekleri

Bu noktada, geçtiğimiz yıl yayımlanan Berta Penso ile Çanakkale Yahudi Yemekleri kitabından da bahsetmek istiyorum. Bir “nonna” olan Berta Penso —Çanakkaleli granpapam (dedem) Avram Gümüşgerdan’ın kuzeni—, doğup büyüdüğü şehrin Sefarad mutfağını Türkçe ve İngilizce tariflerle kayıt altına alıyor. Sayfalarında yalnızca yemekler değil, o yemekleri şekillendiren yaşam biçimi de yer buluyor. Her tarif, hem mutfağın inceliklerini hem de bir dönemin Çanakkale Yahudi hayatına dair izleri taşıyor. Böylece, tıpkı Nonnas filminde olduğu gibi, geçmişin hikâyeleri bugünün mutfaklarında yeniden hayat buluyor.

Mutfak | Fotoğraf: Diane Picchiottino / Unsplash

Kısaca… Film, sinematik başarılarla değil, küçük duygularla yol alıyor. Bazen kaybettiklerimizi, özlediğimiz hisleri bir tabakta, tanıdık bir koku ya da tatta yeniden bulabiliyoruz. Bu duygular size de tanıdık geldiyse, Nonnas’ı çok da beklentiye girmeden mutlaka seyredin. 

İlginizi çekebilir: Emre Eminoğlu’ndan Deniz Alphan’la Röportaj – Kaybolan Bir Dil, Kaybolan Bir Mutfak