Bir adam var, mavi gözlü, biraz da çirkin. Alaycı, tembel, çapkın, dizelerinin bile yeri yurdu belli değil. Bu dünyaya gelmiş ama asla geçmemiş bir adam. Kelimenin tılsımını buldu diye düşünmenin suçluluğunu bile tadacak kadar şanssız. Herkesin sevgilisi olmuş ama kimseye ait olamamış, kalbini koyduğu yere dönüp baktığı anda kendi kalbini başka yerde bıraktığını hatırlayacak kadar da hoyrat. Hasret kaldığı İstanbul dahil bir çok yerde bir eline kalemini bir eline sigarasını almış, çirkin ama en güzel adam: Nazım Hikmet Ran. Ölümünün 56. yılında Nazım’ın bestelenmiş sayısız şiirlerinden bazıları ve hikayelerini sizinle paylaşmak istedim.

1. Ceviz Ağacı- Cem Karaca

Piraye. En uzun süreli eşi Piraye’si… İstanbul’daki günlerinden bir gün, polisten kaçtığı ama Piraye’yi de çok özlediklerinden. Nazım, bir arkadaşı aracılığıyla Piraye’yi Gülhane Parkı’ndaki en büyük ceviz ağacının altına çağırır. Ancak o arkadaş Piraye’den önce polise haber verir. Gel gelelim buluşma günü gelir, Nazım Gülhane Parkı’ndayken polisler etrafta dolanıyordur. Bunun üzerine Nazım o ulu ceviz ağacına tırmanır. Tırmandığı ceviz ağacında onun varlığını ne polis fark etmiştir, ne de onu büyük bir özlemle görmeye gelen Piraye’si.

2. Çok Yorgunum – Cem Karaca

Yıl 1957. Geçirdiği kalp krizleriyle birlikte iyice bitik düşen ama İstanbul’a dönmek isteyen Nazım, tüm çabalarına rağmen hem siyasi ortamın karışıklığı hem de kabul edilememe riski nedeniyle bundan vazgeçer. Kaptan onu o “Çınarlı, kubbeli, mavi liman” a çıkaramayacak, çıkarmayacaktır.

3. Seni Düşünmek Güzel Şey – Ezginin Günlüğü

Yıl 1945. Nazım hapiste, Piraye’sini düşünüyor. Biraz ümit doluyor ama pek de yetmiyor.

4. Karlı Kayın Ormanında- Zülfü Livaneli

Ne yıl, ne de hikayesi… Burada bu şiire dair bambaşka bir anekdot anlatmak isterim, Nazım’ın sınırları nasıl aştığının göstergesidir bu olay. 3-5 metrekareden oluşan bir hücrede yatıp, yurduna duyduğu özlemi dinememiş Che Guevara’nın annesine yazdığı mektupta “büyük bir Türk şairinin dediği gibi” diye bahsettiği şiirdir bu.

5. Güzel Günler Göreceğiz – Edip Akbayram

Nazım, hiçbir yerlere yerleşemediği ve ülke ülke, şehir şehir gezindiği yıllarda her şeyini, aşklarını, sabrını ve diğer her şeyini kaybetmekle birlikte, aslında tek bir şeyi kaybetmiştir: umudunu. Umudun şarkısıdır bu, deniz ve mavinin yakınlığına inançtır.

Aramızdan gidenlere, Nazım’a, Cem Karaca’ya… Bir iz bırakan, bıraktığı izi unutamadıklarımıza… “Haziran’da Ölmek Zor”.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN