Altıdan Sonra Tiyatro, 20. yılını, bir tamburun tınısında bizi alıp götüren Nihayet Makamı’yla kutluyor. Biz seyirciler de, yıkık bir konağın ev sahipliğindeki buruk bir aşk hikayesinde, bu doğum gününe ortak oluyoruz. Dile kolay, Altıdan Sonra Tiyatro, 20 yıldır alkışa değer oyunlarla sahnede. Bu yıl ise yeni yaşını zarif ve özel bir oyunla karşılıyor. Nihayet Makamı, şair bir kadın ile hizmetkarı arasındaki hikayeyi dokunaklı bir şekilde anlatıyor.

Şehvar Hanım, toplum baskısına rağmen şiirleriyle adından söz ettirmeye çalışırken sadık hizmetkarı Sabriye mücadelesini kolaylaştırma ve yalnızlığını bir nebze de olsa azaltma çabası içinde. İstanbul’un işgal altında olduğu yıllarda, o şaşalı günler geride kalıyor ve Şehvar’ın yanında ise yine sadece Sabriye kalıyor. Hanımına sadık, onun güftelerine hayat vermek üzere tambur öğrenecek kadar azimli, ancak o besteleri uçuramayıp içinde tutacak kadar da utangaç Sabriye… Sayesinde, geçmiş zamandan kesitlerle, Şehvar’ın güzelliğine, albenili yaşamına, vefasız kocasına ve sadık aşkına tanık oluyoruz. Kulaklarımızda, Sabriye’nin tutkuyla bestelediği şarkılar hoş bir sada bırakıyor. Karşımızda yıkık dökük bir ev, zerzevatçıyı, Narkis Hanım’ı ve Necip Bey’i ağırlıyor. Koltuğunda Şehvar Hanım ise misafirlerine kendini anlatıyor, hiçbir şeyin dışarıdan göründüğü gibi olmadığını da. Hanımının gözünde bir fare gibi köşelerde kalan Sabriye, bize öyle bir son gösteriyor ki, bir süre yerimizde kalıyoruz, aşkı sorgulayıp özlercesine… Aklımızda ise Şehvar’ın sözleri yer ediyor: Senin hatan, uçursaydın şarkılarını! Kim dedi sana kalbinde zapt et diye? Hayat öyle engin bir şey ki Sabriye, bir mutsuzluğa bağlanmak için öyle uzun ki…”

Bu oyun sayesinde yazar yönüyle ilk kez tanıştığım Burçak Çöllü, nakış gibi işlediği hikayesinde bize 1918 yılını, yıkık bir konağı ve aşk hikayesini anlatmıyor sadece. O dönemin sosyal yapısının ve bazı şeylerin değişmediğinin de altını hep birlikte çiziyoruz. “Kadından şair mi olurmuş canım?” söylentileri içerisinde kadının tek rolünün gergefte dikiş yapmak, çocuklarına bakmak ve kocasına hizmet etmek olduğu konusundaki baskılar bugün bile benzer şekilde önümüze sunuluyor. Erkeklerde de durum değişmiyor, vefasızlık o dönemden bu zamana düzeltmek yerine taşımakta ısrar ettikleri bir miras hala. Bir tek aşk, tüm zamanların en güzel duygusu olarak karşımıza çıkıyor, şu hayatı yaşanılır kılıyor. Bir de paylaşılırsa, karşılıklı olursa, işte o zaman ölümsüzleşiyor. 

Bu kadar güçlü bir metinle bizi o dönemlere götüren, sorgulatan ve etkisi altında bırakan Burçak Çöllü, büyük bir alkışı hak ediyor. Oyuna sadece diyalogları değil, perdenin arkasında çaldığı tamburu ve hanendenin güzel sesini de dahil etmiş. Kullandığı dil ve sahneye taşıdığı karakterlerle hepimiz, 1918 yılının İstanbul’unda soğuk bir konaktayız. Yönetmen koltuğunda, geçmişe gidiş gelişlerle hikayeyi her açıdan gözler altına sunması da başka bir alkış sebebimiz. Kaleminin mürekkebi kurumadan daha nice böyle güzel oyunlar yazması da en büyük dileğimiz. 

Oyuncular Gülhan Kadım ve Ayşegül Uraz ise oyunu hikayesinden daha çok özel yapıyor. Şehvar Hanım’ın zarafeti, şiir yazmasındaki inatçılığı ve iş aşka gelince mahcubiyeti, Gülhan Kadım’ın oyunculuğunda vuku buluyor. Diğer taraftan HE-GO‘dan daha çok hayran kaldığım Ayşegül Uraz ise Sabriye’nin saflığından birden paragöz zerzavatçıya, dedikoducu Narkis Hanım’a ve vefasız Necip Bey’e dönüşüyor. Saniyeler içinde elinde sadece bir küfe, kucağında örgü sepeti ve başında bir kalpak ile söz konusu karakterlere bürünüyor, biz de hayranlıktan ağzımız açık bakakalıyoruz. Hanendeyi dönüşümlü olarak canlandıran Dolunay Pircioğlu ve Ayşegül Aykaç, sahneye kelebek gibi konan sesleriyle bizi mest ediyor. 

Dekor ise Şahver Hanım ve Sabriye’yle başrolü paylaşıyor. Konağın yıkık dökük, her köşesinden anılar fışkıran hali Yiğit Setdemir’in yaratıcılığıyla karşımızda. Eski şöminenin kapı gibi açılarak faytona dönüşmesi ise zekasının eseri. Sinem Öcalır, o zamanların ruhunu taşıyan kostümlerde harikalar yaratmış, en çok da mavi elbisede. 

Nihayet Makamı’nı daha da anlatmaya devam edersem, bütün büyüyü bozmaktan korkuyorum. O nedenle, gelin yeni yılı Altıdan Sonra Tiyatro’nun izleyicilerine doğum günü hediyesi bu oyunuyla karşılayın. “Ne de olsa hayat, güzel ve iyi oyunlar gösterecek kadar da engin.” Şimdiden iyi seyirler…

Fotoğraflar: Kumbaracı50

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN