Bir yıla nasıl başlarsan öyle gider sözünden yola çıkarak ben de tabi ki tiyatroyla başladım ki, tüm bir yıl bir oyundan diğerine koşturma şansım olsun. Ocak ayında hem biletimi hem de ön sırada yerimi aldığım oyunlarla bu tezi kanıtlamaya çalıştım.

Her ne kadar biraz seyahatler ve biraz işlerin yoğunluğuyla oyun izleme hızım sekteye uğrasa da listemde emin adımlarla ilerleme fırsatı yakaladım. Nasıl mı diye sorarsanız, izlediğim oyunlarla anlatmaya çalışayım:

Günün Çorbası, İstanbul Devlet Tiyatroları

Yeni yılın açılışını bir müzikalle yaptım. Bu sezon izlediğim ilk devlet tiyatrosu oyunu olma özelliğini taşıyan Günün Çorbası, bir tarifin izini sürme hikayesine dayanıyor. Bailey’s Restoranı, günün çorbası ile ünlüdür ama tarifini hiç kimse bilmemektedir. Başarılı gazeteci Katherine Hawks da bu tarifin peşindedir. Ancak amacını gerçekleştirmesi pek de kolay olmaz hatta içinde bulunduğu durum ilginç bir hal alır. Genel olarak keyifli bir müzikal olsa da, belki biraz daha iyi bir uyarlamayla sahneye daha çok yakışırdı. Müzikal bir oyun ancak müzikleri o kadar baskın ve yoğun bir halde yapılmış ki, genel hikayeden kopmamız an meselesi. Neredeyse son iki yıldır hayal kırıklığı yaratan İstanbul Devlet Tiyatrosu, bu oyunla düşüncelerimi değiştirmeye başladı. Oyunculuk, dekor ve kostümler bu değişimdeki en büyük pay sahibi oldu. Benim de listemde bir müzikal olsun derseniz, Günün Çorbası’nı ekleyin bence.

Tato/Baba, Galata Perform   

Galata Perform, daha öncekilerden farklı olarak, Türk bir yazar yerine bu kez Polonyalı yazar Artur Palyga’nın Tato/Baba oyununu, performansta sınırları zorlayan oyuncularla ve Yeşim Özsoy’un yönetmenliğinde sahneye taşıyor; adı üstünde “baba” kavramını sorgulatıyor. Dünyanın herhangi bir köşesinde ve hatta belki de karşı komşumuzda yaşanan bir dram sahnede bizimle. Oyun boyunca sevgi kavramının derinliklerine dalarak, babanın ailedeki rolünü, aileyi ve önemini sorgulamaya başlıyoruz. Ailenin yaşaması ve sağlıklı olması için en gerekli şeyin sevgi olduğuna bir kez daha inanıyoruz. Oyuncular ise sadece karakterleri değil eşyaları da canlandırıyor. Kısaca metinden çok oyuncularıyla hatırlayacağım Tato/Baba’yı izleyin ve canlı kova, çiçek, küf… nasıl oluyormuş’u görün derim.

Çirkin, DasDas

İlgi çekici oyunları ve geniş sahnesiyle tiyatro dünyasında “ben de varım” diyen DasDas, bu sezonun en yenisi Çirkin ile de, güzellik kavramına başka bir boyut getiriyor. Yüzyıllardır farklı biçimlerde süregelen “güzellik” olgusunu irdeleyen bu oyun, tiyatroseverleri şekilcilik meselesine bir de sahne üzerinden bakmaya davet ediyor. Gizem Erdem, Edip Tepeli, Volkan Yosunlu ve Ali Yoğurtçuoğlu’nun bir karakterden başka bir karaktere saniyeler içinde geçmelerine hayranlıkla şahit olacaksınız. İbrahim Selim’in ilk yönetmenlik deneyiminden alnının akıyla çıktığı bu oyunda eğleneceğiniz kesin, üstüne çok düşünüp tartışacağınız da kesin. O halde, isminin aksine seyri güzel Çirkin‘i kaçırmayın.

Aynı Şeylerin Oyunu, Kabile Sahne

İlişkiler, evlilik, boşanma hepimizin bildiği konular. Kabile Sahne de işte bu bilindik aynı şeyleri müzikler ve tanıdığımız diyaloglarla bize anlatıyor. Ann ve Frank çifti, ilişkilerinin ilk başından dağılma noktasına nasıl geldiklerini masaya yatırıyor. Biz de, aynı şeylerin nasıl farklı şekilde yaşandığını izlemeye koyuluyoruz. Oyunun bazı sahneleri kopuk olunca genel olarak anlama ve takip edebilme şansım maalesef pek olmadı. Ancak oyuncular Çağla Buldak ve Talha Kaya’nın performansını, özellikle Talha Kaya’nın radyodan gelen o etkileyici sesini hemen bir kenara not ettim.  Hiç bitmeyen evlilik sorunsalını farklı bir pencereden izlemek için bu oyunu listenize alıp almamak size kalmış.

Balat Monologlar Müzesi, Galata Perform

Sadece bu sezonun değil tüm sezonların en ömre bedel oyunu oldu Balat Monologlar Müzesi. Bildiğimiz oyun formatlarından çok uzakta, aynı anda toplam dokuz oyunun sahnelendiği, mekan olarak da bir tiyatro salonu değil Yuvakimyon Kız Lisesi’nin eşsiz ortamında öğrencilerin sıralarına oturduğumuz bambaşka bir tiyatro deneyimi. Lisenin her sınıfında bir oyun, Balat’ta geçen hikayeler ve bu hikayeleri bizlere anlatan oyuncular… Oyunlar dört tur halinde sahnelenirken, listeye göre sırayla sınıflara konuk oluyor, zil çalınca da bir sonraki oyunu izlemek üzere yan veya karşı sınıfa geçiyoruz. Her oyunun sonunda da içimiz burkularak veya yüzümüzde tatlı tebessümle o sınıftan ayrılıyoruz. Hikayeler sağlam, metinler güçlü ve oyuncular da inanılmaz başarılı. İlk ziyaretimde Small, Sakıncalı Komşu, Her Şey Bitmiştir Artık,  Balat’ın Sırrı, Fiyaka, Modern Zamanlarda Maria Palelogina oyunlarıyla kendimden geçtim, bir sonraki gidişimde de Monolog Kutusu ve  Kraliçe Mab’ın Baklavası’nı izlerken aynı his ve duyguları yaşayacağımdan eminim. Bu sezonun en ama en “mutlaka” diyeceğim projesi oyunu Balat Monologlar Müzesi’nin ziyaretçisi olmak için acele edin.

When In Rome, Galata Perform

Bu ay, oyunlarda tercihim Galata Perform oldu. 21. İstanbul Tiyatro Festivali’ne özel olarak sahneledikleri When In Rome, bildiğimiz tüm oyun sahnelenme ve izlenme kalıplarının dışına çıkıyor. Sahne yok, dekor, kostüm hiç yok. Sadece dört oyuncu ve onların bitmek bilmeyen enerjileri var. Bekar bir kız, muhafazakar bir ailenin evini tutuyor, erkek arkadaşını da eve getiriyor, sonra olaylar biraz Arap saçına dönüşüyor. Oyunu sahneleme tekniği farklı ancak hikayenin akıcılığına maalesef ket vurmuş. Oyuncuların seyircilerin arasından koşturmalarını ve onları da oyuna katma çabalarını izlerken yoruldum. Arada gülüp eğlendiğim bölümler oldu ancak böyle bir tarzı benimsemem pek mümkün olmadı. Hareketi bol, seyircinin oyuncu, oyuncuların seyirci olduğu bir oyun nasıldır derseniz, When In Rome için bilet alabilirsiniz.

Aşk Halleri

Zuhal Olcay ve Burak Sergen’i ilk kez sahnede buluşturan Aşk Halleri, iki eski sevgilinin yıllar sonra sahnelenecek oyunda bir araya gelerek geçmiş defterleri nasıl karıştırdığını anlatıyor. Karşılıklı hesaplaşmalar, flashbacklerle iki oyuncunun günümüzdeki hallerine hep birlikte bakıyoruz. Yıllar geçince ilişkilerde ne değişiyor,aşk yeni bir şekil mi alıyor gibi bazı sorularımıza cevap ararken, köprünün altından suların geçtiğine ve aynı sularda iki kez yıkanılmayacağına şahit oluyoruz. Oyunun çevirisi ve ışık tasarımını büyük bir beğeniyle, özellikle de Zuhal Olcay’ın sade oyunculuğunu büyük bir hayranlıkla izliyoruz. Bir sahneden diğerine hızla geçilirken, keşke tek perde olsa daha da etkileyici olur diye de düşündüğümüz Aşk Halleri, iki usta oyuncuyu bir arada izlemek için güzel bir fırsat. Ocak ayının kapanışını böylece güzel bir oyunla yaptım, siz de bu ayın kapanışını aynı şekilde yapmak için değerlendirebilirsiniz.

Yeni yılın ilk haftalarını böyle bitirirken yeni ay için oyun izleme çabalarıma çoktan başladım. Bakalım bu kez listemde nasıl ilerleyecek ve oyun izleme deneyimim nasıl sonuçlanacak? Önümüzdeki ay görüşmek dileğiyle…

theMagger’daki diğer kültür-sanat yazılarına buradan ulaşabilirsiniz. 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?