Kitap okumayan güzel arkadaşlarıma…

1. En başta şu: zihniniz bulanır. Bu kadar “net” adamların ve kadınların dünyasında hep kafası karışık kişi olarak kalmanız ve öyle anılmanız, bir süre sonra “hayata geç kalmış” kişi yapacaktır sizi. Başka bir deyişle: 20’li yaşların başında “sevimli” görünebilecek bu kafası karışıklığınız, ilerki yıllarda sizi hayatın dışında kalmış durumuna itebilir.

2. Büyük bir merak ve hevesle aldığınız kitaplar, dergiler sizde bir tiryakilik yaratacaktır. Öyle ki, bu tiryakilik zaman zaman okuma eyleminin önüne bile geçebilecektir. Kendilerine sunulan toplumsal cinsiyet normlarının dışına çıkamayan kadınların çanta ve ayakkabı merakı gibi bir şeye dönüşebilir bu hevesiniz (Hem bu türden bir kadın hem de obur bir okursanız, vay halinize!)

3. Özellikle ergenlik ve ilkgençlik yıllarında sizi insanlardan uzaklaştıracaktır. Bunun birçok başkaca nedeni –elbette- olmakla birlikte, okuduklarınız kalabalıklaştıkça, kendinizi ve insan denen varlığı tanıdıkça (tanıdığınızı düşüneceksinizdir o yaşlarda) bir tiksinti ya da gizli bir gurur duymanız en büyük etkendir bu uzaklaşmada.

dostoyevski4.Edebiyat okurları aslında okudukları her kitapta insani muayene ve ameliyat eder. Bu yolla edindikleri bilgi, görgü yaşayarak elde edilemeyecek kadar büyüktür ve insana dair her şeyi anlarlar, sahiden anlarlar.” (Barış Bıçakçı) ve fakatBaylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık. … Hani nasıl derler, içinden geldiği gibi hareket edenlerin, elinden iş gelenlerin anlayışıyla yetinmelidir insanoğlu.” (Dostoyevski)

Dostoyevski’nin bahsettiği bu yetinememe hali huzursuzluğa neden olur bünyede. Bu huzursuzluk da sizi, -her şeyi anlamakla birlikte- hiç bir zaman hiçbir şeyden emin olmama haline, ironi ve kinayeye yapmaya, bol alıntı yapmaya, kelimeleri tırnak içlerine almaya itecektir. İtalik dünyaya hoş geldiniz!

5. Şu anda benim gayet farkında olarak yaptığım gibi sizi okumanın zararları üstüne düşünmeye, bir adım ileri gidip bunları yazmaya, ama bunları yazarken şikayet eder gibi göründüklerinizden aslında –çok da gizli olmayan- bir gurur duymaya zorlayacaktır. Ve bu düşünce, daha da bedbaht ve huzursuz hissetmenize neden olmaktan başka bir şeye yaramayacaktır.

6. Tanrı, ikinci best-seller’ında “Oku” tavsiyesini vermiştir. Paradoksa gel, sevgili okuyan. Ya da gelme, sen bilirsin. Gel ya da gelme, fark etmez; bu paradoksun içinde yüzmeye mahkum edecektir sizi, okumak denen illet.

7. Erkekseniz “Çıkılacak Kız” konusunda çok “seçici” olmanıza neden olacaktır. Edebiyat okuyucusu olmasını geçtim, yalnızca “-de/-da” eklerini ayrı yazması gereken yerleri (ki çok basittir) bilmediği için vazgeçtiğiniz kadınlar olmuştur/olmaktadır/olacaktır. Kitaplardaki karakterlerden gerçekmiş gibi bahsetmenizi, kitap-dergi masrafınızı ve okumaya ayırdığınız mesaiyi anlayışla karşılayacak birini bulmak zor olacaktır sizin için.

Kadınsanız da benzer sıkıntıları –belki de- fazlasıyla yaşayacaksınız elbette.

8. Küçük yaşlardan itibaren bir okuyucu olmanın sizi diğerlerine anlaşılmaz gelecek tercihlere itmesi –açık ve net söylüyorum- kaçınılmazdır. Birkaç örnek isterseniz buyrun: Ehliyet almamak, araç kullanmak istememek, evlenmek istememek, 5 yıldızlı otel tatili yapmak istememek, çocuk sahibi olmak istememek vs. Bu tercihler anlaşılmaz bulunacağı gibi, samimi de bulunmayacak, her birinin altında bit yenikleri ve buzağılar aranacaktır. Ya da bu tercihlerinizin bir gün değişeceği konusunda yarı/hafif müstehzi sözler işiteceksinizdir (Karşınızdaki akıl dağıtıcısı tavsiyevermeyiçokseverin yaşı ve sosyo-ekonomik durumuna göre değişiklik göstermekle birlikte favori argümanlardan birkaçı şunlardır: benim yaşıma geldiğinde pişman olursun, karşına düzgün biri çıktığında fikrin değişir ya da olum ne var işte, her şey dahil, yiyip içip yatarız).

9. İkinci maddede belirtilen durumla bağlantılı olarak; kütüphanenizdeki ya da aklınızdaki kütüphanedeki okumadığınız kitapların okuduğunuz kitapları katbekat aştığını fark ettiğinizde müthiş bir umutsuzluk ve hatta yetersizlik ve zaman zaman suçluluk hissedeceksiniz. Öyle ki masanızda, odanızın zemininde, kitaplıklardan taşıp evinizin her yerine dağılmış kitaplara baktığınızda bir boğuntu kaplayacaktır zaman zaman içinizi. Kitapların sizden intikam alabileceği ya da onları okumadığınız için sizi yakabileceklerini bile düşünebilirsiniz.

10 değil Son: Siz de okumanın zararları konusunda başınızdan geçmiş veya başınıza gelecek bir maddeyi yorumlar kısmına yazarak bu girizgaha katkıda bulunursanız, efendim, bahtiyar olurum.

http://parsomen13.blogspot.com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Kitaplar, kitaplar; ara ara zalim , bazen adrenalin yüklü, kimi zaman sevgi dolu, dostane ve bu duygu geçişleri kendimi kurtulması imkansız bir döngünün içinde bulmama sebep oluyor.

  2. Merhaba Onur,

    Yazına bayıldım, kikirdeyerek okuduğumu söylemeliyim :)

    +1: Ailenizle yaşıyorsanız ve anneniz kitap okumuyorsa, evde kitaplarınız evin boş olan tek odasını doldurmayı başardıysa, anneniz odanın kitaplarla kaplı olmaması hâlinde o odanın nelerle dolu olabileceğini düşünerek hayaller kuruyor. (Anne hayalleri: ekstra buzluk, hatta yeni bir buzdolabı, yepyeni bir ütü tezgahı, ayakkabı dolabı vs.) Not: Bizim evde babamın kitapları benden de fazla, annemi hayal edin.)

    +2: Yakın arkadaşlarınız elinizdeki edebiyat dergilerine bakıp, “A, o ne dergisi?” diye sorabiliyor ve ummadığı cevabı alınca daha önce hiç görmediğini söylüyor. (Notos’u bile ilk defa gören var.) Ya da elinizde bir kitap var ve hatta öykü kitabı, OLAMAZ! İlk cümle hep aynı: “Ama ben öykü sevmiyorum.” Peki.

    +3: Okumayı seçtiğiniz kitapların çoğunluğu öykü kitapları ise ve popüler edebiyat değilse, üstüne bir de okuru da metne katmayı deneyen metinlerse, okuduğunuzu konuşacak bir çevreniz olmayabiliyor. Yalnızlaşıyorsunuz. Yazarlar, yazar olmanın büyük bir yalnızlık olmak söylerler. Okur olmak da bana göre yalnızlığın ilk aşaması.

    +4: Okumayan arkadaşlarınızla sohbet ederken aklınıza sevdiğiniz yazarın bir cümlesi veya sevdiğiniz öyküde geçen bir durum gelirse eğer susmak zorunda kalıyorsunuz.

    +5: Evinize gelen arkadaşlarınızın “Bu kadar kitabı okudun mu gerçekten?” veya okunacaklar kulenize bakanların “Bunları gerçekten okuyacak mısın?” sorularına cevap vermek zorunda kalıyorsunuz.

    Henüz okumaya başlamadıysanız, bence başlamayın :)

    • Teşekkür ederim katkı için :)

      Senin 4. maddeye ek yapmak istiyorum:

      …Susmayı beceremediğiniz ender anlarda, bir hevesle akılınıza uçuşuveren o şeyi anlattıktan sonra daha büyük bir suskunluk hem sizi hem de ortamdaki herkesi bekliyor olacak. Ve sizin için susamamanın pişmanlığıyla, “olsun yine de iyi ki söyledim”in arasında araf bir his.

  3. Merhaba Onur,
    Yazını çok sevdim. Okulda çalışıyorum ve okuldaki Türkçe-edebiyat öğretmenlerine de okuttum ve hep birlikte yazına BAYILDIK! Böyle zararlı alışkanlıklarım olduğu için çok mutluyum, keşke herkeste böyle zaralı alışkanlıklar hatta bağımlılıklar olsa. Eline sağlık!

    +1 Algodon’un 5. maddesine ek olarak sadece eve gelen arkadaşlar değil eve gelen herkes ki buna boyacısı ve tesisatçısı dahil, ” İyi de abla, bu kitapları okudun da ne oldu?” tarzında bir soruyla karşılaşmak ve onu kendine haline bırakıp “sen bunlardan onda birini okusaydın zaten bu soruyu sormazdın” diye (anlamayacağı için) cevap verememek zorunda kalmak.

    +2 Sohbette bir soru sorulduğunda okunulan şeyleri referans gösterip cevap vererek ve herkesin “iyi ki bir kitap okumuş, bilgiçlik taslıyor” bakışlarıyla dışlanmalarına maruz kalmak

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?