Byung-Chul Han’ın Palyatif Toplum: Günümüzde Acı isimli kitabının kapağına ilk baktığımda, içine kapanmış bedenler dikkatimi çekti. Dünyayla temasını minimuma indirmiş figürler… Hiçbir hareket belirtisi göstermiyorlar. Sanki yalnızca hayatta kalmak istiyorlar. Üzerine düşününce fark ettim ki bu görsel son dönemlerde benimsediğim durumunu yansıtıyor: Hayatta kalmak için küçülmüş, risk almamak için içine çekilmiş bir varoluş biçiminin yansıması. Kendimi koruyorum bu nedenle genişlemiyorum, kırılmıyorum ama canlı da hissetmiyorum. 

palyatif-toplum
Palyatif Toplum | Fotoğraf: Esra Kılıç

Her şey yağmurlu bir günde düşüp omurgamda bir çatlak oluşmasıyla başladı. Bir anda duran hayatım, bana bugüne kadar nasıl yaşadığımı gösterdi: Performans göstermek, üretmek ve kendimi sürekli optimize etmek üzerine kurulu bir hayat. Hareket edemediğim günler yalnızca bedenimi değil, zihinsel reflekslerimi de yavaşlattı. Ve tam da bu durma hâlinde, Palyatif Toplum başka türlü konuşmaya başladı.

Byung-Chul Han kitabın “Hayatta Kalma” başlığında şunu söylüyor: “Ölemeyecek kadar canlı, yaşayamayacak kadar ölüyüz.” Bu cümle, benim için bir tespit değil, bir teşhis gibiydi. Çünkü düşmeden önce hayatım tam da bu aralıkta akıyordu. Ölümle temas etmeyen, ama yaşamın ağırlığını da taşımayan bir hız. Acının, yorgunluğun, sınırın sürekli ertelendiği bir süreklilik hâli.

unsplash-yhwoj-1767816125-jpg
Palyatif Toplum | Fotoğraf: Matthew Henry – unsplash.com

Byung-Chul Han’a göre palyatif toplum, acıyı hayatın dışına iterek insanı koruduğunu sanıyor. Oysa acıyı bastırdıkça, yaşamın yoğunluğunu da kaybediyoruz. Ağrı kesicilerle, pozitif düşünceyle, motivasyon cümleleriyle sürekli “iyi hissetmeye” çağrılıyoruz. Ama bu çağrı, bizi daha canlı kılmıyor; yalnızca işlevsel tutuyor. Omurgamdaki çatlak beni tam olarak bu işlevsellikten düşürdü. Günlerim “iyileşme”, “kontrol”, “ne zaman normale dönerim” sorularıyla geçti. Normal dediğim şeyin, bedenimi ve zihnimi sürekli zorladığım bir tempo olduğunu ilk kez bu kadar açık gördüm. Acı, ilk kez bastırılması gereken bir fazlalık değil; duyulması gereken bir sinyal gibi konuştu.

Kitap kapağındaki o içine kapanmış bedenler, artık bana uzak gelmiyor. Biz de bugün kendimizi hayattan korumaya çalışırken, ondan geri çekiliyoruz. Risk almadan, kırılmadan, durmadan yaşamaya çalışıyoruz. Ama Han’ın işaret ettiği gibi, bu hâl bizi yaşatmıyor; yalnızca hayatta tutuyor. Belki de mesele, hayatta kalmakla yetinmemek. Acının, durmanın ve yavaşlamanın da bir anlam taşıyabileceğini kabul etmek. Omurgamdaki çatlak bana bunu öğretti: Yaşamak, her zaman güçlü olmak değil. Bazen kırılmayı ciddiye almak. Ve bazen de hayatta kalmanın ötesine geçmeyi göze almak.  

Kapak Fotoğrafı: Esra Kılıç

İlginizi çekebilir: Yaprak Civan’dan Aradığın Şey Kütüphanende Saklı Kitabı Üzerine