Siz de kalabalıktan kaçıp kendinizi doğa, deniz ve sessizliğin bir arada olduğu bir yere teslim etmek istiyorsanız Akyaka tam aradığınız yer. Buradan Salda’ya geçin ve kendinizi mavi sulara bırakın, Pamukkale’ye uğrayıp travertenlerin karşısında durun ve o büyülü anı yaşamadan dönmeyin. Akyaka, Salda ve Pamukkale yolculuğu başlasın!

Akyaka

Akyaka’da huzur içinde dinlenmenin hayalini kurduğumuz için daha gitmeden orada çok fazla aktivite yapmayacağımız belli. Orada bulunduğumuz iki günde de erkenden kahvaltı ediyoruz: ilk gün Azmak Nehri kıyısında, ikinci gün ise West Cafe’de.

Akyaka Kadın Azmağı da dendiğini duyduğumuz bu nehre sabahları çoğu kişi giriyor fakat biz girmiyoruz, daha doğrusu giremiyoruz çünkü su çok soğuk! Yine de, nehir kıyısında saatlerce oturmak bile bizi dinlendiriyor. Nehrin suyunun sodalı olduğu için aynı zamanda şifalı bir su olarak anlatıldığını öğreniyoruz. Suyun gençleştirici gücü olduğuna dair bir inanış da varmış.

Peki neler yapalım?

Bisiklet kiralayıp bisikletle dolaşmak Akyaka’da yapılacak en iyi aktivitelerden. Biz de bisikletle Aşıklar Yolu‘na gidiyoruz. Bu yol sağlı sollu okaliptus ağaçları ile çevrili. Sonradan öğreniyoruz ki, tüm bu ağaçlar bataklığın kurutulması için dikilmiş buraya.

Aşıklar Yolu’na giderken hemen solumuzda Kaya Mezarlığı‘nı görüyoruz, oraya da uğruyoruz. Ve tekrar acıkıyoruz! Aşıklar Yolu’ndan geçtikten sonra Akçapınar‘a uğrayıp meşhur Akçapınar tostu yiyoruz, tabi yanında nar suyunu unutmayalım. Gelincik şerbeti de deniyoruz ama belki de benim damak tadıma göre değildi, ben şahsen tavsiye etmiyorum.

Deniz için ise Orman Kampı çok huzur verici. Burası aslında çadır kampı ama bünyesinde bungalov ve ahşap evler de barındırıyor. Denize girmek için Albay Koyu‘da sizin için bir seçenek olabilir, ilk bahsettiğim mekanla da çok yakınlar. Orman Kampı koyun 49 merdiven aşağısında bulunuyor. Akşam yemeği içinse biz yine West’i tercih ediyoruz, çok memnun kalmıştık. Bu sefer roast beef ve margarita pizzalarını deniyoruz, çok lezzetliler! Bu lezzetin nereden geldiğini merak ediyoruz ve masadaki yağ, zeytin ve nar ekşisinin Olive Farm’a ait olduğunu öğreniyoruz. Olive Farm, Datça’da kurulmuş ve uluslararası organik tarım sertifikasına sahip bir çiftlik, West’te bir mağazası da bulunuyor.

olivefarm.com.tr/

İlginizi çekebilir: Serra İnce’den “İşte Benim Cennetim: Akyaka!”

Salda Gölü

Akyaka’dan sonra günübirlik Salda’ya uğruyoruz, kalabalık olmamasını umut edip gidiyoruz ve öyle de oluyor. Salda Gölü çok dikkatimizi çok çekmiyor burası ama yine de bizim için güzel bir gün oluyor. Kalmak isterseniz eğer burada çadır da kiralayabilirsiniz.

İlginizi çekebilir: Özlem Karagöz’den “Bir Başkadır Benim Memleketim: Türkiye’de Road Trip Rotası”

Pamukkale Travertenleri

Rotamıza hep dedemin fotoğraflarında gördüğüm Pamukkale ile devam ediyoruz. Pamukkale travertenleri gerçekten büyüleyici! Pamukkale’ye gelmişken antik havuza girmeyi de unutmayın. Bir de, Pamukkale’nin hemen yanında Hierapolis var. Hierapolis Romalılardan kalma ve “Kutsal Şehir” anlamına gelen antik bir kent. Burayı gezerken birçok tapınak ve lahit göreceksiniz.

Denizli’ye gelmişken Hacı Şerif‘ten dondurmalı irmik helvasını yemeden, Zafer gazozunu içmeden, teleferik ile manzara izlemeye çıkmadan, Downtown‘da akşam yemeği yemeden dönmeyi unutmayın!

Daha fazla fotoğraf için @hillatay ve @minosoul hesaplarına göz atabilirsiniz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN