Bu haftadan itibaren Başka Sinema salonlarında izleyebileceğiniz Le Week-end, yaşlı bir çiftin Paris’te geçirdiği romantik, gerilimli, komik, olaylı ve eğlenceli hafta sonunu anlatırken; dünyanın en romantik şehirlerinden kabul edilen Paris’i de gezmemizi sağlıyor. Son yıllarda bize sokak sokak, mahalle mahalle Paris’i gezdiren filmleri hatırlamak istedik.

paris filmleri - le weekend

Yıllar süren evlilikleri boyunca birbirlerine alıştıkları kadar birbirlerinden usanmış bir çift Meg ve Nick. Yıllar önce balayı için geldikleri Paris’te bir hafta sonu geçirmek, eski günleri yad etmek, heyecanını yitirmiş rutin yaşamlarına bir heyecan katmak istiyorlar. Hiçbir şey planladıkları gibi gitmemeye başlayınca, bu hafta sonu onların kendilerini, davranışlarını ve evliliklerini sorgulamaları için bir fırsat oluyor. Yeni şeyler deniyor, eski dostlarla karşılaşıyor, bol bol kavga ediyorlar. Paris sokaklarında geçen birbirinden güzel sahneleriyle, ilişkiler üzerine yerinde tespitlerle dolu senaryosuyla ve Jim Broadbent ile Lindsay Duncan’ın başarılı oyunculuklarıyla kaçırmamanız gereken bir film Le Week-end.

le week-end

Meg ve Nick’in bazen bir turist gibi gezdikleri, bazen sokaklarında kaybolup farklı yönlerini keşfettikleri Paris’i son yıllarda birçok filmde izledik. İçlerindeki karakterlerle kimi zaman Seine kıyısında yürüyüşler yaptığımız, kimi zaman Montmartre’ın merdivenlerini tırmandığımız 10 filmi hatırlamak istedik. İşte son yıllarda çekilmiş, Paris’te geçen filmler:

Bu hafta Le Week-end dışında Tom Cruise ve Emily Blunt’lı bilimkurgu “Edge of Tomorrow” (Yarının Sınırında), Orlando Bloom’un geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nde de gösterilen filmi “Zulu” (Suç Şehri), 32. İstanbul Film Festivali’nin sevilen filmlerinden olan hapishane filmi “Starared Up” (Yüksek Risk), Seth MacFarlene’in yazıp yönettiği komedi “A Million Ways to Die in the West” (Yeni Başlayanlar İçin Vahşi Batı), geçtiğimiz yıl izleyemediğimiz Christian Bale’li “Out of the Furnace” (Kardeşim İçin), Kanada romantik-komedisi “The Right Kind of Wrong” (Aşkta Yanlış Yoktur), animasyon  “Legends of Oz: Dorothy’s Return” (Oz Efsanesi) ve yerli gerilim filmi “Tamaya İfrit” de vizyona giriyor.

 ***

Paris’te Geçen Filmler

Paris, je t’aime (2006, Çeşitli Yönetmenler)

2000′lerin ortalarında gerçekleşeceği duyurulduğu anda Paris’i ve sinemayı seven herkesi aşırı derecede heyecanlandırmış bu proje-film, 22 yönetmenin elinden çıkmış 18 kısa filmden oluşuyor. Her yönetmenin ya da yönetmen ikilisinin Paris’in 18 farklı bölgesini kendi üsluplarıyla anlattığı, farklı türlerde ve birbirinden ünlü oyuncuların boy gösterdiği bu filmlerle Paris’in neredeyse tamamını gezmek mümkün. İzlediyseniz, adını okuduğunuz anda favori kısa filminizi hatırladığınızı biliyoruz!

Le fabuleux destin d’Amélie Poulain (2001, Jean-Pierre Jeunet)

2000′ler söz konusu olduğunda akla gelen ilk film birçokları için “Le fabuleux destin d’Amélie Poulain”dır. Jean-Pierre Jeunet’nin her karesini bir sanat eserine dönüştürdüğü, başta Montmartre olmak üzere Paris’in sokaklarını ve ruhunu içinize işlediği o film… Onu canlandıran Audrey Tautou’yu uluslararası bir yıldıza dönüştüren Amélie’yi hayat dolu, insanlara yardım etmeyi seven ve mutluluğu birçok farklı şekilde yakalayabilen bir kız çocuğu olarak tanıyor ve yetişkinliğinde de pek değişmediğini anlıyoruz. Paris’e gittiğinizde Montmartre’ın sokaklarında kaybolup filmin çekildiği yerleri aramanız çok olası.

Midnight in Paris (2011, Woody Allen)

Woody Allen’ın Londra ve Barcelona’da çektiği filmlerden sonra uğradığı kent 2011 yılında Paris olmuştu. Nişanlısı ve ailesiyle Paris’i ziyaret eden senaryo yazarı Gil kendini sevgilisiyle Paris’in romantizmine değil de, Hemingway’den Fitzgerald’a, Picasso’dan Dali’ye birçok yazar ve sanatçıyla 1920′lerin nostaljisine kaptırıyordu filmde. Nostalji kavramı ve Paris’in geçmişi ile ilgili bu Woody Allen filminde, Owen Wilson’dan Marion Cotillard’a Adrien Brody’den Kathy Bates’e birçok ünlü isim rol alıyordu.

Before Sunset  (2004, Richard Linklater)

Geniş bir hayran kitlesi olan, Richard Linklater, Ethan Hawke ve Julie Delpy’nin “Before…” üçlemesi, 1995′te “Before Sunrise” ile Viyana’da başlamış ve geçtiğimiz yıl “Before Midnight” ile bir Yunan kasabasında sona ermişti. Üçlemenin ortasındaki “Before Sunset” ile, Celine ve Jesse ile dokuz yıl sonra Paris’te buluşmuş; onların birbirleriyle yıllar sonra buluşmasının tadını çıkarmıştık. Paris’in sevilen kitapçısı Shakespeare and Co.’yu bu filmden sonra daha çok sevmeyen, Seine kıyısında romantik bir yürüyüşün bu filmle daha da anlamlı bulmayan var mı?

2 Days in Paris (2007, Julie Delpy)

Julie Delpy’nin yönetmen koltuğunda oturduğu “2 Days in Paris”, birçoklarına formülündeki benzerliklerle “Before…” filmlerini çağrıştırıyor olabilir. Fakat sonradan oyuncu-yönetmen-senarist Delpy’nin kendince bir üslubu olduğunu anladığımız filmlerinden -ilki olmasa da- en sevileniydi diyebiliriz bu film için. Fransız fotoğraf sanatçısı Marion ve Amerikalı erkek arkadaşı Jack, New York’tan kalkıp iki günlüğüne Paris’i ziyarete geliyorlar. Fakat bu iki günü renklendiren Marion’un gözlerindeki sorun, İngilizce bilmeyen ailesi, eski erkek arkadaşları ve kültür farklılıkları oluyor. Bu filmin ardından New York’a uçmak, 2012 tarihli devam filmi “2 Days in New York”u da izlemek şart.

Moulin Rouge! (2001, Baz Luhrmann)

Baz Luhrmann’ın “Kırmızı Perde” üçlemesinin son filmi, son yılların en görkemli müzikallerinden birini armağan etmişti sinema dünyasına. Nicole Kidman ve Ewan McGregor’un başrollerini paylaştığı ve adını Pigalle’deki ünlü eğlence mekanından alan “Moulin Rouge!” gerek sanatsal dallardaki ustalığı, gerek müzikleri gerekse her biri birer video klip estetiğindeki sahneleri ile hayran bırakmıştı tüm izleyenleri. Görsel efektlerle kaplı, her janrdan müziklerle renklenen Bohem Paris’e hayran kalmamak elde değildi.

Paris (2008, Cédric Klapisch)

İspanyol Pansiyonu, Rus Bebekler gibi filmleriyle çok-kültürlü filmler çekerek kalbimizi çalmış Cédric Klapisch, 2008′de yalnızca Paris’e odaklanan ve adını da kentten alan filmiyle karşımıza çıkmıştı. Şehrin farklı köşelerinde yaşayan, farklı mesleklere ve hayatlara sahip birçok karaktere odaklanan ve onların kesişen yaşamlarını anlatan, Paris ve Parisliler ile ilgili bu filmde tüm ünlü Fransız oyuncuları bulmanız mümkün.

Fauteuils d’orchestre (2006, Danièle Thompson)

“Fauteuils d’orchestre” ya da “Avenue Montaigne”, Paris’in en zenginlerinin buluştuğu tiyatro ve konser salonlarının bulunduğu Avenue Montaigne üzerindeki bir barda çalışmaya başlayan genç bir kadını merkezine alıyor. Burada tanıştığı herkes; piyanistlerden ünlü aktrislere, sanat koleksiyoncularından çalışma arkadaşlarına onun hayata bakışını değiştiriyor, büyükannesinden dinlediği lüks dünyasının gerçek yüzüne biraz daha aşina olmasını sağlıyorlar.

The Bourne Identity (2002, Doug Liman)
The Bourne Ultimatum (2007, Paul Greengrass)

Şaşırmış olabilirsiniz… Fakat Paris sokakları yalnızca romantizm, nostalji ya da dramlar için değil; aksiyonu Paris sokaklarına taşıyan, Seine kıyısında tam gaz giden otomobilleri normal karşıladığımız Hollywood yapımları da yok değil. 2000′lerin sevilen aksiyon serisinin iki filmi, Bourne Identity ve Bourne Ultimatum’da Paris’te geçen bölümlere de rastlamak mümkün. Matt Damon’ın başrolde olduğu serinin tümünü bir solukta izlemek de…

Les triplettes de Belleville (2003, Sylvain Chomet)

Listemize animasyon kontenjanından giren film, Sylvain Chomet’nin bizi Paris’in Belleville bölgesine götürdüğü “Les triplettes de Belleville”. Tour de France sırasında torunu kaçırılan Madame Souza’nın onu bulmak için Belleville Üçüzleri adlı yaşlı bir müzik ve dans üçlüsünden yardım almasını anlatan müzikal animasyon, eğlenceli ve Parizyen şarkılarıyla kaçırılmaması gereken Paris filmlerinden.

Hazırlayan: Emre Eminoğlu

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN