Bir Hobimiz Vardı: Dijital Dalgada Kaybolmadan Önce
TikTok’ta sessizce başlayan bir trend, bana unutmuş olabileceğimiz bir şeyi hatırlattı: Hobi sahibi olmanın iyileştirici gücünü. Küreselde “#HobbyBag” etiketiyle paylaşılan videolarda kullanıcılar, yanlarında taşıdıkları hobi çantalarını gösteriyorlar. Sulu boyalar, küçük defterler, örgü malzemeleri, Kindle’lar ve keçeli kalemlerle dolu çantalar, modern zamanlarda can sıkıntısı anlarında başvurulacak mini kaçış planları gibi. Ama bu videoları izlerken aklıma bir şey takıldı: Neden artık bizim bir hobimiz yok?
Zamanın daha yavaş aktığı, ekranların hayatımızın bu kadar merkezinde olmadığı günlerde herkesin bir uğraşı vardı sanki. Çocukken saatlerce boncuk dizdiğimiz, bir şeyler çizip karaladığımız, defter sayfalarına hikâyeler uydurduğumuz günleri hatırlarsınız. Ben daha çok küçükken elbise çizimlerimden oluşan bir dosya yapmıştım, daha sonra bunun yerini gitar kursları, tiyatro kulübü, takı tasarımı, kil uğraşları gibi şeyler aldı. Bir arkadaşım baleye giderken başka bir arkadaşım keman kursuna giderdi. Hobi, sadece zaman geçirmek değildi belki de o günlerde; kendimizi tanımanın, rahatlamanın ve var olmanın yollarından biriydi.
Bugünse, ekranlar arasında koştururken işten kalan o minicik zamanları bile tüketimle (ve belki bazen suçlulukla) harcamaya başladık. Bir şey üretmek yerine izliyoruz. Dinlenmek yerine tıklıyoruz. Ve sonunda yorulup tükeniyoruz.
Neden Artık Hobi Edinemiyoruz?
Hobi edinmenin önünde birkaç görünmez bariyer olduğunu düşünüyorum:
Dijital dikkat dağınıklığı: Sürekli bildirimler, sosyal medya akışları, bir sonraki videoya geçme alışkanlığı… Dikkatimiz paramparça.
Zaman baskısı: İş-özel hayat dengesi gittikçe zorlaşırken “boş zaman” artık lüks bir kavrama dönüşmüş gibi değil mi?
Başarılı olma kaygısı: Hobiye başlarken bile “bunda iyi olmalı mıyım?” baskısı hissediyoruz. Oysa amaç sadece keyif almak.
Hobi Edinmenin Kortizol Seviyemiz Üzerindeki Etkisi
Beynimiz karmaşık ama bir yönüyle de çok basit: Stresi tanıyor ve sakinliği ödüllendiriyor. Bir de bir dostumuz var ki vücudumuzun strese verdiği tepkiyi düzenleyerek kan basıncında ve bağışıklık sisteminde önemli rol oynayan; kortizol hormonu. Daha stresli ve baskı altında olduğumuzda kortizol seviyesi artıyor ve sürekli yüksek olma durumunda ise mide ülserine, şişmanlığa, yüksek tansiyona, yorgunluğa, anksiyeteye, yüksek şekere ve kolesterole neden olabiliyor. Araştırmalar ise yaratıcı faaliyetlerin —örneğin boyama, örgü, yazı yazma v.b. kortizol seviyesini düşürdüğünü gösteriyor.
Hobiyle uğraşmak, zihni “şimdi”ye odaklayarak zaten meditatif bir etki de yaratıyor. El işi yaparken ya da müzikle uğraşırken kalp ritminizin ve zihninizin durumunu bir düşünsenize. Özetlemek gerekirse hobiler, modern hayatın stresine karşı bedava terapi. Burada sadece neden yapamadığımızı tespit ederek mükemmel olmamız gerekmediğini hatırlatıp sosyal medyadan biraz uzaklaşmayı kendimize hediye olarak görmeliyiz. Hatta belki de minik bir hobi çantası yaparak marmarayda-metroda işe giderken, arkadaşlarımızla buluşmaya erken gittiğimizde, gece uyku tutmadığında elimizin altına bir hobi yerleştirebilir, fırsatı değerlendirebiliriz.
Hobi edinmek için “iyi” ya da “yaratıcı” olmak gerekmiyor zaten. Önemli olan, denemek ve keyif almak. Bir keresinde kilden 5 dakikada falan sadece bir koni yapmıştım ve o artık benim yüzük standım.

Bu aralar başlamak istediğim birkaç hobi de belki size ilham olur. Örneğin; “Bullet Journaling” gerçekten çok hoşuma gidiyor. Özellikle benim gibi kırtasiye ürünlerine düşkün biriyseniz yeni bir defter, kalemler, stickerlar almak için harika bir bahane. Kolaj defteri tutmak da hem hayatta zevk aldığınız şeyleri bir araya getirirken eğlenmenizi hem de yaratıcılığı üst seviyeye taşımaya yardımcı olacaktır.
Bunu yapar mıyım bilmiyorum ama “Amigurumi” de son zamanlarda aklımın kaydığı hobilerden biri. Belki Self Yarns gibi yeni başlayanlar için bir hazır örgü kiti alarak öğrenmeyi denerim bu yaz.

Kitap okumak da her zaman en sevdiğim şeylerden biri oldu ama sesli kitaplara karşı da hep bir ön yargılı oldum. Edebiyat mezunu olduğumdan mıdır, gelenekselliğimden mi bilemiyorum ama kitap eline alıp koklana koklana okunması gereken bir şey gibi geliyor. Fakat bazen uzun yürüyüşler yaparken bir sesli kitap olsa iyi de olur diyorum. Eğer siz de kitap okumaya vaktim yok diyenlerdenseniz sesli kitaplar bu bahanenizi çürütebilir.
Bir de yapboz ve lego birleştirmeyi de çok seviyorum. Şimdi her boydan ve her popüler karakterden setler var. Ve eğer tüm bunları bir çantaya sığdırabilirsek o çanta her boş anı küçük bir “self-date” anına çevirebilir. Bu yazıyı okuduktan sonra, belki sen de küçük bir çanta hazırlarsın. İçine en sevdiğin kalemlerle bir küçük defter ve bir kitap koyarsın. Sonra da bir gün bir kuyrukta beklerken açarsın ve o an, sadece senin dünyana ait olur.
Kapak Fotoğrafı: Miracle Day – unsplash.com
İlginizi çekebilir: Aysu Altaş’tan Journaling

İrem Bektaş 









Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!