Prens Adaları’nda Nostalji Turu: Adalarda Geçen Eski Filmler
İstanbul’da olmasına rağmen sanki şehirden çok uzaktaymışsınız gibi hissettiren Adalar’ımız… Bir zamanlar kameraların kadrajı, gürültüden uzak, sabah güneşiyle uyanan bu şahane adalara çevrilmişti. Özellikle 60’lı yıllarda Prens Adaları’nın göz alıcı köşkleri ve biraz da melankolik silueti pek çok filme hem mekan hem de ruh oldu. Bu yazıda çoğunluğu Büyükada’da geçen, Burgazada’nın karşı konulmaz varlığına dokunmadan da geçemeyen eski filmlerin izini sürüyorum.

Sakin dalga sesleri, iskeleye yanaşan bir vapur, kimi zaman gıcırdayan bir bisiklet sesi, bazen de yaz güneşiyle beraber yavaşça yükselen martı çığlığı… İşte böyle başlar eski bir Türk filminin ada sahnesi. Kamera her biri fotoğraf karesini andıran ada sokaklarında ilerledikçe begonvil kokuları da usulca burnumuza dolar.
Adalar nostaljisini böylesine romantize ederken yalnız olmadığımı elbette biliyorum. Yolu her seferinde buralara düşenlerin bir nebze özlemini gidermek adına bir film listesi hazırladım. Hazırsanız vapur iskeleye yaklaşıyor ve kayıt!
Beklenen Şarkı, Büyükada (1953)

Beklenen Şarkı | Fotoğraf: İstanbul Kültür Sanat Vakfı
Yıl 1953, Büyükada sokaklarında hâlâ faytonlar dolaşıyor, hanımefendilerin şapkaları gölgeler yaratıyor, İstanbul Türkçesi ise tüm zarafetiyle yankılanıyor. Zeki Müren’in beyaz perdede ilk kez göründüğü film, Büyükada atmosferinde hayat bulan: Beklenen Şarkı. Bu filmi hem bir müzikal hem de siyah beyaz bir İstanbul rüyası olarak tanımlamak mümkün.
Zeki Müren’i keşfeden isim, Türk sinemasının öncü kadınlarından Cahide Sonku. Sonku, dost meclislerinin birinde genç Zeki’yi fark eder ve bir filmle sahne ışıklarının altına taşır. Ne tuhaf bir tesadüftür ki bu film Zeki Müren’in ilk, Cahide Sonku’nun ise son filmi olur.
Ayrıca Jeyan Mahfi Tözüm, Abdurrahman Palay, Bedia Muvahhit gibi ses ve sahne sanatının dev isimleriyle kurulan oyuncu kadrosu, adeta bir tiyatro ansiklopedisi.
Küçük Hanımefendi, Büyükada (1961)

1961 yapımı bu film, Büyükada’nın nostaljik atmosferinde çekilen ilk Küçük Hanımefendi versiyonu. Nejat Saydam’ın hem senaryosunu yazıp hem yönettiği yapımda, Türk sinemasının iki unutulmaz yüzü—Ayhan Işık ve Sadri Alışık—birlikte karşımıza çıkıyor. İkiliye Belgin Doruk eşlik ediyor. Arka fonda ada sessizliğini hissettiğimiz Küçük Hanımefendi melankoli ve mizahı bir arada sunuyor. (Takdir edersiniz ki mizah kısmını çoğunlukla Sadri Alışık üstleniyor.)
Sıralardaki Heyecanlar, Büyükada (1963)

“Sıralardaki Heyecanlar”, 1963 yılının Büyükada’sında, siyasi gerilimlerinin tam ortasında sessizce çekildi. Yönetmen koltuğunda Alekos Sakellarios’un oturduğu filmde, dönemin iki yıldızı Aliki Vougiouklaki ve Orhan Günşiray, liseli bir genç kızla genç bir doktorun romantik ama hayli tartışmalı aşkını perdeye taşıyor.Yunanistan’da “Htypokardia sto thranio” adıyla eş zamanlı olarak çekilen bu komedi, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin pek de iç açıcı olmadığı bir dönemde çekildiği için, Türkiye’de uzun süre gösterime giremedi. Neyse ki Büyükada’nın zarif sokaklarında gezinen genç âşıklar iki ülkenin ortak belleğinde de unutulmaz bir iz bırakmayı başardı.
Evcilik Oyunu, Büyükada (1964)

Büyükada’nın Nizam Koyu’nda denize nazır bir yalı ve yılların çok ötesinde bir film: Evcilik Oyunu. Halit Refiğ’in yönetmenliğini üstlendiği 1964 yapımı bu film, dönemi için oldukça cesur ve nüktedan bir anlatıya sahip. Fabrika sahibi bir kadının, toplumun baskılarına karşı kendi yolunu çizmek için bir gazete ilanıyla evlilik “oyunu” kurmasıyla başlıyor. Sözleşmeli bir eş, başta platonik bir düzen, zamanla filizlenen gerçek bir aşk. Bir yanda kağıt üzerindeki evlilik, öte yanda evlilik kurumunu sorgulayan çiftler… Hepsinden önce de adanın tanıklığı bu filmi eşsiz kılıyor tabii.
Sevmek Zamanı, Büyükada (1966)

Bir adam, bir boya kovası ve duvarda asılı bir kadın portresi. Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı filmi, aşkı gerçek bir bedenden çok, bir imgeye yönelten sarsıcı bir hikâyeyi anlatıyor bizlere. Müşfik Kenter’in hayat verdiği boyacı Halil, girdiği bir köşkün duvarında asılı resme âşık olur — evin sahibesi Meral’in (Sema Özcan) ta kendisidir bu siluet. “Ben sana değil, resmine âşığım,” der Halil çünkü o resim hayal kırıklığı yaratmaz, terk etmez, ihanet etmez. Erksan’ın Avrupa sanat sinemasını aratmayan dili, Sevmek Zamanı’nı Türk sinemasının kült parçalarından biri hâline getiriyor. Filmin çekildiği köşk Yılmaz Türk Caddesi’nde yer alıyor.
Ölüler Konuşmaz Ki, Büyükada (1970)

Sislerin ardına gizlenmiş bir malikân, her ayın 15’inde mezarından doğrulan bir hortlak ve de Büyükada’nın huzurlu silüetine zıt, gotik bir atmosfer… Süper düşük bütçeli ama etkisi yüksek bir Yavuz Yalınkılıç yapımı olan “Ölüler Konuşmaz Ki”, yıllar boyunca sadece afişiyle hatırlanan kayıp filmler arasındaydı. Filmi gün yüzüne çıkaran ise sinemaya tutkuyla bağlı bir araştırmacı olan Sadi Konuralp’ti. Bu kült korku/gerilim yapımı, Aytekin Akkaya’nın ilk sinema deneyimlerinden biri olmasının yanı sıra, Türk sinemasında “ada korkusu” diye anılabilecek nadide örneklerden. Tekinsiz malikânede tek başına yaşayan kâhya Hasan, misafirleri tedirgin eden tavırlarıyla gerilimi artırıyor. Büyükada’nın gece karanlığına bürünen sokakları da sanki filmin bir karakterine dönüşüyor.
Yeryüzünde Bir Melek, Burgazada (1973)

Burgazada sevdalılarının muhakkak ilgisini çekeceğini düşündüğüm Yeryüzünde Bir Melek, 1973 yılında çekildi. Henüz 24 yaşındaki Tarık Akan, Manav Mustafa’nın oğlu Ömer olarak karşımızda. Toy, saf ve bir o kadar da yakışıklı… Hikâyenin merkezinde, ailesini kaybetmiş ve adayı kendine yuva bellemiş Zehra (Hülya Koçyiğit) var. Sevdiği adamı, başkasına âşık olduğunu bile bile cesaretlendiren, kendi kalbini sessizce geride bırakan bir karakter. Filmde alıştığımız kötücül figürlerin eksikliği, haksızlığa kızacak birini arayan seyirciyi biraz da ortada bırakıyor belki. (Bu kısmı filmi izledikten sonra anlayacağınızı düşünüyorum.) Adanın durgunluğu ise karakterlerin iç dünyalarıyla bütünleşiyor. Her şey biraz yavaş, biraz buruk ama bir o kadar da tanıdık.
Ada, Burgazada (1988)

Burgazada’nın dingin sokakları, 1988 yapımı Ada filminde Türkan Şoray ve Rutkay Aziz’in duygusal hikâyesine sahne oluyor. Eser’in (Türkan Şoray) eski eşi bir ressam. Rutkay Aziz’in canlandırdığı karakterimiz sanatını daha özgürce icra edebilmek için İstanbul’un karmaşasından kaçıyor ve Burgazada’ya yerleşiyor. Eser ise yıllar sonra onunla çocuğu hakkında konuşmak üzere Burgaz’a geliyor ve hikâye başlıyor. Çiftin Sait Faik heykelinin önünden geçerken söyledikleri ise akıllarda kalıyor: “Hiç benzemiyor… yapılır mı bu ona? Kim tanıyabilir Sait Faik’i böyle?”
Salkım Hanım’ın Taneleri, Büyükada (1999)

Tomris Giritlioğlu’nun yönetmenliğinde çekilen Salkım Hanım’ın Taneleri, Yılmaz Karakoyunlu’nun aynı adlı romanından sinemaya uyarlandı. Hem hikâyesi hem de mekân seçimiyle hafızalara kazınan bir film kendisi. 1940’lı yılların karanlık atmosferinde geçen bu çarpıcı yapım, Varlık Vergisi döneminde azınlıkların yaşadığı ağır baskıları, açgözlülüğün gölgesindeki insan ilişkileriyle birlikte ele alıyor. Adanın görkemli yapılarından biri olan, 1885 tarihli Seferoğlu Köşkü, filmde Halit Bey’in konağı olarak yer alıyor. Ne yazık ki çekimlerden kısa bir süre sonra bu tarihi köşk yangında harap oluyor. Salkım Hanım’ın Taneleri, köşkün son hâlini ölümsüzleştiren duraklardan biri oluyor.
Not: Seferoğlu Köşkü yangından tam 25 yıl sonra, 2024 yılında restore edildi. Şimdi, içinde lüks bir otel ve 15 ayrı köşkün bulunduğu bir projeden ibaret.Belki bir gün, siz de adaya giden bir vapura binersiniz ve gözünüz, tanıdık bir köşeyi arar. “Burada bir film çekilmişti,” dersiniz, “bir zamanlar…”
Kapak Fotoğrafı: Letterbox
İlginizi çekebilir: Neşe Coşkun’dan Yeşil Işın








Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!