Son günlerde neredeyse herkes Netflix orijinal yapımı Crown’un son sezonunu konuşuyor. Ancak kimi izleyicilerin gönlünde karakterlerin gençliklerine ışık tutan ilk iki sezonun yeri çok ayrı. O karakterlerin arasında ihtişamlı saray duvarlarının ardında, içinde fırtınalar kopan bir genç kadın var ki bence hak ettiği ilginin çok azını gördü. Geçmişe doğru bir yolculuğa çıkmaya ve çılgın prenses Margaret’ın gençliğini selamlamaya ne dersiniz?

Prenses Margaret
Prenses Margaret | Fotoğraf: popsugar.co.uk/

Dizinin ilk bölümünün yayınladığı 2016’nın Kasım ayında herkes Kraliçe Elizabeth’i, Prens Philip’i, şaşaalı saray sahnelerini, İngiltere’nin geleceğine şekil verecek olan tarihi olayların ele alınışını konuşuyordu. Ama o yüksek saray duvarlarının hemen ardında sıra dışı, tek boyutlu olmayan bir karakter vardı: Prenses Margaret. Kral George’un “neşem” dediği Margaret’ı diğer Kraliyet üyesi karakterlerden ayıran en büyük özelliği ise bir ruhu olduğunu gizlememesiydi.

İlk iki sezonda Vanessa Kirby’nin hayat verdiği Prenses Margaret’in gençliğini, aşklarını, kıskançlıklarını, ihtiraslarını, çılgınlıklarını izledik. Eleştirmenlerin o zaman da şimdi de üzerinde pek durmadığı genç Margaret duyguları ve gelgitleri olan bir yan karakter; yani içimizden biri. Başına buyruk prensesin gençlik yıllarını, yani ilk iki sezonu şöyle bir hatırlarsak, belki ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.  

Prensesin yer aldığı sahneler genellikle uyanır uyanmaz kahvaltı niyetine içtiği sigarasıyla başlar. Şehrin hareketli partilerinin vazgeçilmez ismi olan Prenses Margaret geceden kalmadır. Özgürlüğüne düşkün, günün neredeyse her saati alkol tüketen, sözünü esirgemeyen, kraliyet hayatının bütün kalıplarının dışında ama aynı zamanda geri kafalı bulduğu sarayın ihtişamına da tutkun bir karakter. Rahat tavırlarıyla sık sık tepkileri üzerine çeken karakterimizin eğlenceli, çılgın, esprili yapısının altında aslında hüzünlü, aşkı ve mutluluğu arayan bir kadın var.

Ablası Kraliçe Elizabeth tahta geçtiğinde henüz 22 yaşında olan Margaret, içten içe ablasını ve ilgi odağı olmasını kıskanır. Çünkü kendini daha akıllı bulmakla beraber, ablasının Kraliyet’in çağın gerisinde kalmış yapısının bir parçası olduğunu, kendisinin ise değişen dünyaya ayak uydurarak modern bir kişiliğe sahip olduğunu düşünmektedir. Crown’ın kimi sahnelerinde bunları ablasının yüzüne vuruşuna şahit oluyoruz. Hatta ilk sezonda Kraliçe Elizabeth’in bir dünya yolculuğuna çıkarken resmi görevlerinin bir kısmını Margaret’e devretmesi üzerine, Prenses’in bu görevler esnasında yaptığı alışılmışın dışında, espritüel konuşmalarla dikkatleri üzerine çekmesini izliyoruz.

Prenses Margaret’in ilk aşkı ise babasının emir eri olarak çalışan Yüzbaşı Peter Townsend olur. Ancak hem İngiltere kilisesi hem de İngiliz parlamentosu Townsend boşanmış bir adam olduğu için bu evliliği onaylamaz. Bu evliliğin gerçekleşebilmesi için Prenses Margaret tüm unvanlarından ve aldığı ödeneklerden vazgeçerek en az beş yıl boyunca ülke dışında yaşamak zorundadır, bunu kabul etmez. Asi Prensesimiz ne bu diyardan gider ne de bu deveyi güder. Aşk acısı çekerek geçirdiği yılların ardından tekrar Kraliyet’in onaylamayacağı bir eş adayıyla sahneye çıkar. “Sıradan” bir insan olan fotoğrafçı Anthony Armstrong-Jones ile tüm itirazlara rağmen evlenmeyi başarır. Kısacası, Prenses Margaret, yaşam tarzı olsun, duygusal ilişkileri olsun hayatının her alanında “sıradan”ı seçerek, kendi ait olduğu zümrenin “sıradan”ı olmayı reddeder. Yazımı böyle bir baskıcı düzen içerisindeyken, fırtınalar estirdiği gençliğiyle öne çıkan Prenses Margaret için bir dakikalık saygı duruşu ile kapatmak istiyorum.

Kapak Fotoğrafı: Netflix

İlginizi çekebilir: Zeynep Cemre Şahin’den The Crown