İtalya’nın farklı bir yüzü Puglia ile karşınızdayım. (İtalyanca’da Pulya olarak okunuyor.) Bayram tatili için uzun zamandır aklımızda olan bir yeri seçtik bu sefer. Özellikle Serseri Mayınlar filmini izledikten sonra bu bölgeden çok etkilenmiştim, eğer daha önce klasik İtalya turu yaptıysanız buranın Roma, Venedik, Milano gibi büyük şehirlerden çok farklı olacağını bilmenizi isterim.

Puglia bölgesi en büyük şehir Bari, en otantik şehir Lecce ve küçük sahil kasabalarından oluşan İtalya’nın çizmenin topuğu olarak adlandırılan bölgesi. Puglia da klasik İtalya gibi turiste doymuş bir bölge değil, o yüzden hem halk sizi çok güzel ağırlıyor hem de çok turistik olmadığı için konaklama, yeme-içme fiyatları gerçekten uygun. Bu bölgede araba kiralamak biraz ihtiyaç gibi diyebilirim. Daha önce İtalya’nın Amalfi kıyılarına gittiğimizde tren ve motosiklet kiralayarak çok rahat bir tatil geçirmiştik. Ancak aynı şeyi Puglia bölgesi için söyleyemeyeceğim. Tabi ki büyük şehirlerden birbirine trenle ulaşım sağlanıyor ancak küçük sahil kasabalarını ve plajları rahatça gezebilmek için bu bölgede araba kiralamak çok faydalı olacaktır, eğer böyle bir imkanınız yoksa da trenle belirli yerlere ulaşımın sağlandığını seyahat öncesi araştırmalarımda görmüştüm. Biz bu seyahatte çekirdek ailem olan annem, babam ve kardeşim ile birlikteydik ve arabayla ulaşım sağladığımız için çok rahat ettik, araba kiramalaya karşı olan babam bile tatil sonunda “evet haklıymışsınız arabasız buralar gezilemezdi” dedi. :)

Şimdi gelelim hangi bölgelerin nasıl gezileceğine ve hangi bölgede kaç gün kalınacağına. Bu rota planını oluşturmadan ben de daha önce bu tarafa seyahat edenlerin tecrübelerinden faydalandım. Gördüğüm kadarıyla genellikle insanlar Bari’ye direk uçuş olduğu için buraya gelip tatil programlarına bu şehirden başlayıp, güneye doğru inerek gezilmesi gereken yerleri gezip her gün farklı yerde konaklayacak şekilde yapmışlar. Ancak biz bu şekilde yapmadık; çünkü her gün ayrı bir yerde kalmak ve çok küçük kasabalarda kalmayı istemediğimiz için büyük şehirlerde konaklayıp gezilmesi gereken yerlere günü birlik gidip geldik. Seyahatimiz sonunda bize uygun olana karar verdiğimizi gördük, çünkü kasabalar çok küçük bir kaç saat içinde gezilebiliyor sonrasında burada kalmak bize göre biraz sıkıcı olabilirdi.

Diğer bir konu ise Puglia tatilinin ne zaman yapılmasının uygun olduğu, eğer yazın giderseniz İtalyanlarla birlikte denize girip, plajda onların eğlenceli konuşmalarını dinleyebilir, güzel bir yaz tatili yapabilirsiniz. Eğer bahar aylarında giderseniz de yine güzel havanın keyfini çıkarıp gezilmesi gereken yerleri çok sıcak olmadığı için rahatça gezebilirsiniz. Biz özellikle yazın keyfini çıkarmak için Temmuzda gittik, gündüzleri çok sıcak olduğu için o sıcak saatleri deniz ve plajda değerlendirip, kasaba gezmelerini sabahtan ve öğleden sonraya denk getirmeye çalıştık. Toplamda 7 günlük tatilimizi kaldığımız yerlere göre 3 bölüme ayırabilirim; Lecce, Bari ve Matera. Lecce ve Bari Puglia bölgesindeki iki büyük şehir, Matera ise Basilicata bölgesinin içinde yer alıyor. Biz 6 günde, Lecce, Otranto, Gallipoli, Taranto, Matera, Alberobello, Polignano a Mare ve Bari’yi gezdik. Listede daha gezilecek yerler vardı ama bir yandan deniz ve plajda vakit geçirdiğimiz için en çok bilinen ve farklı özellikleri olanları kasabaları gezebildik, açıkcası bize bu kadarı yetti çünkü belli bir noktadan sonra gittiğiniz kasabalar birbirini anımsatmaya başlıyor eğer siz vaktinizi ayarlayabilirseniz bu bölgede gidilmesi gereken diğer yerler Monopoli, Locorotondo, Martina Franca, Ostuni…

Şimdi gün gün gezdiğimiz yerleri ayrıntıları ile anlatacağım.

1.Gün – Lecce – (Lecce’de konaklama)

 

Ulaşım: THY‘nin direk Bari’ye uçuşunun olması bu bölgeye ulaşmayı çok kolaylaştırmış durumda. Bizde direk Bari’ye uçup, internetten ayarladığımız aracımızı havalimanından alarak yola çıktık. Tatili planlarken önce direk Lecce’ye gidip sırasıyla kuzeye doğru çıkıp en son Bari şehrini gezme şeklinde programladık. Bari havalimanından Lecce’ye varmamız 2 saatimizi aldı, cuma günü olduğu için şehirden yazlıklara güneye inen İtalyanlarla birlikte keyifli bir yolculuk yapmış olduk. Lecce şehri, rüya gibi,  eski bölümü Mardin’i anımsatan ve Arap esintisini fark edebileceğiniz taş evlerden oluşuyor, balkonlardan çiçekler sarkıyor, akşamları küçük kafeler ve şık restaurantlarda yemek yiyen şık İtalyanlarla Lecce şehri tam bir film karesi gibi diyebilirim. Benim tüm Puglia turu içinde en beğendiğim en çok kendimi bulduğum şehir burası oldu.

Lecce’de Konaklama: Lecce’de kalınacak çok güzel butik oteller var, mutlaka şehir merkezinde bu tarz yerlerde kalın. Bizim kaldığımız otel Sui Tetti Luxury Rooms ‘du burayı gönül rahatlığıyla önerebilirim. Personel çok yardımcı, odalar tertemizdi ve şehir merkezinde olduğu için çok rahat ettik, arabayı da çok yakında bir otopark vardı oraya bıraktık çünkü şehir merkezine araç park etmek ikamet edenler dışında yasaktı.

Lecce’de Gezilecek Yerler: Lecce’de asıl gezilecek yerler eski şehrin olduğu bölümde bulunuyor. Burada görmeniz gereken yerler Sant’ Oronzo Meydanı, Santa Croce Bazilikası, Porta Napoli, Duomo Meydanı, Lecce Katedrali. Sant Oronzo Meydanı şehrin kalbi diyebiliriz, bir çok ara sokak hep buraya çıkıyor. Sant’ Oronzo Meydan’ında 2.yüzyıldan kalma amfitiyatro var, burayı camlarla çevirmişler ve şehri yapılandırırken burayı yıkıp dökmemeleri ve korumaları tarihe verdikleri değeri gösteriyor. Bu meydana çıkan sokakların birinde Santa Croce Bazilikası var, burası ihtişamlı yapısıyla direk dikkatinizi çekecektir. Şehrin Napoli’ye çıkan kapısına Porta Napoli demişler, burada da yine görkemli kapıyı görebilirsiniz.Diğer önemli nokta ise Lecce katedralinin olduğu Duomo Meydanı ki burda da birçok tarihi yapıyı bir arada görebilirsiniz. Lecce küçük bir şehir olduğu için sokakta gezerken bu yapılar zaten karşınıza çıkacak, merak etmeyin :)

Lecce’de Yeme – İçme: Yeme – içme konusuna gelince, aslında nerde oturursanız oturun İtalya’da olduğunuz için yiyeceğiniz her yemek lezzetli olacaktır. Öncelikle Sant’ Oronzo meydanında bir sabah veya akşam kahvesi içmeye mutlaka gitmelisiniz. Burası şehrin en hareketli noktası, tabi manzaranız tarihten kalan amfitiyatro ve açık hava müzesi gibi binalar da olunca kahve keyfiniz daha da bir artıyor. Puglia’ya özel makarna türü olan Orecchiette’yi mutlaka deneyin. Bizim orda olduğumuz 2. akşam Avrupa Kupasın’da İtalya-Almanya maçına denk geldik. Sant’ Oronzo meydanında oturacak yer ararken ıslık, alkış seslerini duyunca meydana çıkan bir sokağa girdik ve tam da istediğimiz gibi bir manzara ile karşılaştık. Yan yana 4-5 tane cafe- restaurantın hepsi dışarlara televizyonlar koymuş, bir kısım insan restaurantlarda maçı oturarak izlerken, bir çoğu da çimlere sandalye koyup buradan maçı izlemek için hazırlanmıştı. Bizim için de İtalya’da maç izlemek inanılmaz güzel bir anı oldu, tabi bir de maç penaltılara kalınca heyecan doruklara çıktı. Sonunda maçı İtalya kaybetti ama penaltılarda yaşadığımız heyecanı unutamayacağım. Maçın olduğu gün cumartesiydi tabi kardeşimle beni sadece maç keyfi kesmedi, biz ordan Lecce’nin Karaköy’ü diyebileceğimiz gençlerin meydanlarda oturup sadece konuştuğu ve elinizde içkinizle takılabileceğiniz ara sokaklarını keşfe çıktık. Buranın en meşhur barı Quanto Basta; içerisi çok küçük ama inanılmaz sevimli zaten içerden içkinizi alıp dışarıda sohbet eşliğinde takılabiliyorsunuz. İçerde barmenlerin önünde insanlar sıra oluşturuyor ve sizin sıranız geldiğinde bar sandalyesine oturuyorsunuz ve kokteylinizi hazırlarken size şov yapıyorlar, gidilmesi gereken noktalara ekleyebilirsiniz.

2. Gün – Otranto – (Lecce’de Konaklama)

OTRANTO: 

Otranto, Lecce’ye 1 saat uzaklıkta çok tatlı bir sahil kasabası. Otranto’ya vardığımızda şehir merkezindeki plajda güneşlenenler, renkli şemsiyeler ve denize giren İtalyanlar bizi karşıladı. Önce görülmesi gereken kilise, meydan ve eski merkezdeki sokakları gezdik. Ben buranın tertemiz  dar sokakalarını, küçük restoranlarına hayran kaldım diyebilirim. Burası sahil kasabası olduğu için restoranlarda genellikle balık ürünleri vardı, kalenin orda bir yerel restorana oturduk yediğimiz her şey çok lezzetliydi.

Otranto’nun bizim tarihimizde de yeri olduğunu buraya gittiğimizde öğrendik. Fatih Sultan Mehmet 1480 yılında İtalya’ya Dalmaçya kıyısından girmeye karar verince, 100 donanma gemisiyle Otranto’yu fethederek karaya çıkış yapmışlar. 13 ay boyunca Osmanlı’nın işgali devam etmiş, halkı Müslüman olmaya zorlamışlar ve bunu kabullenmeyen 800 kişiyi de burada öldürmüşler, başları kesilen bu kişiler aziz ilan edilmiş ve iskeletleri katedralde sergilenmekte daha sonra Fatih Sultan Mehmet rahatsızlanınca İtalya işgali yarım kalmış ve donanma geri çekilmiş. Hatta İtalya’da bilinen söz olan Mamma mia, vengono i Turch sözününde (Anneciğim Türkler geliyor) buradan kaldığı söylenmekte.

Gündüz hava çok sıcak olduğu için buradaki gezimizi tamamlayıp bir an önce kendimizi denize atmak istedik. Şehir merkezinde isterseniz halk plajı mevcut, ama biz burdan girmek yerine özel bir plaj bulduk. Bizdeki özel plaj mantığında şezlong ve şemsiyeye para ödenen, denizin tertemiz olduğu güzel bir mekan olan  La Dolce Riva‘ya gittik. Denize doğal havuz şeklinde oluşan kayaların arasından giriyorsunuz, buraya da bayıldık. Eğer sakin ve huzurlu bir plaj arıyorsanız, burayı çok beğeneceksiniz. 4 şezlong ve bir şemsiyeye 50 euro verdik, yani fiyatları bizim Çeşme’deki beachlere giriş fiyatı gibi düşünebilirsiniz. Hatta buranın geceleri de bar olduğunu öğrendik ama akşam Lecce’ye dönmemiz gerektiği için gece nasıl olduğunu göremedik.

3. Gün – Gallipoli – (Lecce’de Konaklama)

Lecce’ye yakın diğer bir sahil kasabası ise Gallipoli, burası da yine Lecce’ye 1 saat uzaklıktaydı. Gallipoli denince hepimizin aklına Gelibolu geliyor, zaten her ikiside Yunancada aynı anlama gelen “güzel şehir” demekmiş. Eski şehir bölümü  yeni şehire bir köprüyle bağlı, asıl gezilecek bölümse tabiki eski şehir bölümü. Burası için aslında gerçek güney İtalya diyebiliriz, halkın geçim kaynağı balıkçılık, bitişik nizam evler çok küçük, sokaklarda gezinirken mis gibi sabun kokan çamaşırları, evlerinin önünde sandalyede oturan yaşlı İtalyanları, sokaklarda top oynayan küçük çoçukları, balıkçı tekneleri ve plajıyla çok tatlı bir kasaba. Gündüz hava çok sıcak olduğu için bir kaç saat gezebildik. Ara sokakları gezdikten sonra öğlen yemeği için bir yerler baktık ama siesta zamanı olduğu için restoranlar açık değildi, akşam sokaklara masalar atılıyormuş ve eminim akşam çok keyifli oluyordur.

 

Artık güneş bizi yormaya başladığından bir an önce kendimizi denize atmak için arabaya doğru giderken balık pazarını görünce merak edip girdik. Taptaze midyeler, jumbo karidesler, deniz kestaneleri tezgahta parlıyordu. Bunlara Frutti Di Mare yani Deniz Meyveleri diyorlar. Tezgaha yaklaştığımız anda İtalyan tezgahtar bize illaki orada oturup yememiz konusunda ısrar edince, bizde taze balıkları görünce bayağı heyecanlandık. Ancak İtalyan denizcimiz bize midyenin, jumbo karidesin çiğ yendiğini söyledi tabiki biz nasıl olur, çiğ yiyemeyiz diye anlatmaya çalışırken kendinden çok emin şekilde bizi ikna etmeyi başardı. Bunları çiğ yediğimize inanmak zor biliyorum ama inanın ki yedik! Bir yandan da acaba gerçekten böyle mi yeniyor yoksa adam bizi kekledi mi bunu anlamaya çalıştık ama gerçekten yerken çok eğlendik. Etrafımızdaki İtalyan’larsa genellikle çiğ deniz kestanesi yiyordu. Aşağıdaki tabağada 50 Euro verdik, yani pişmişi varken çiğsini yemek pek akıl karı değil, ama tecrübe oldu bize :)

Yediğimiz çiğ balığın ardından, denize girmek için Gallipoli’de beach aramak için yola düştük. Eski şehirden yeni şehre geçtiğinizde Lungomare dedikleri upuzun bir kumsalla karşılaştık. Yan yana çok fazla beach var burada, hepsinde şezlong ve şemsiye mevcut, aralardaki boşluklarda da halk kendi eşyalarını getirip denizin keyfini sürüyordu. Gittiğimiz gün pazar günü olduğu için ve anca öğlen gidebildiğimiz için yolda arabayı bile park edecek yer yoktu. En ünlü olan Samsara Beach‘e baktık ama aşırı kalabalık olduğu için girmeye ceserat edemedik, onun yerine G Beach diye özel bir koyda yer alan diğer ünlü beache gitmeye karar verdik. Arabayı boş bir tarlaya park ettikten sonra ormanın içinden geçerek mekana ulaşıyorsunuz, burası yine doğallığını korumuş kayalıkların içinde bayağı büyük bir yerdi. Bir kısım şezlong deniz kenarında, bir kısım kayaların üstüne kurulan tahta iskelede yer alan geniş ve şık bir mekandı. Giriş ve şezlong için ayrı bir ücret ödemedik, tabi şezlong içinde bir ücret almamalarına açıkcası şaşırdık, mekanda sadece yediğinizi içtiğinizi ödüyorsunuz diyebilirim. Buradan denize kayalıkların arasından giriyorsunuz, bizdeki Kaş’ı anımsattı bize, bütün gün denizin ve güneşin keyfini çıkardıktan sonra kardeşimle heyecanla Happy Hour’u bekledik. İtalya’daki Aparativo konsepti burada da vardı, yani içki için 8 Euro ödüyorsunuz açık büfeden istediğiniz aparatif yemeklerden yiyebiliyorsunuz. Güzel müzik eşliğinde güneşin batışını çılgın İtalyan’larla yaşadıktan sonra yine Lecce’ye döndük. Bu beachi de kesinlike tavsiye ederim.

Yazının devamı yarın devam edecek, takipte kalın!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?