Nereden başlasam nasıl anlatsam. Bir ada da bu kadar çok anlatacak şey nasıl olabilir mi diyorsunuz? O zaman buyrun sizi böyle alalım çünkü bu ada bildiğiniz adalardan değil! Öncelikle adaya gitme hazırlıklarından bahsetmek istiyorum.

Samos adası bildiğimiz üzere bir Yunan adası haliyle Schengen Vizesi ile giriş yapılıyor. İstanbul’dan Pegasus Havayolları’nın 23:55 uçağı ile kendi kanatlarımızı da uçağa ek yaparak İzmir’e gecenin bir körü vardık. Havaş ile Kuşadası’na geçtik. Bu yolculuk yaklaşık 2-2,5 saat kadar sürdü. Samos’a Kuşadası’ndan kalkan ve yaklaşık 1,5 saat süren feribotlarla gittik. Adaya adımımızı atar atmaz Ege’nin o sıcak tatlı havası sizi içine alıveriyor bu nedenle pasaport kuyruğu, bir an önce otele gitme telaşı falan sizi hiç yormuyor. Gerçi biz kapı vizesi aldığımız için hiç sırada beklemedik. Polisler isimlerimiz okuyana kadar bekleme odasında bekledik sonrada parmak izi verip bu muhteşem adaya ilk adımımızı attık. Yaşasıııın! Ada dediğime bakmayın burası bayağı büyük bir ada. Bir ucundan diğerine gitmek araba ile yaklaşık 3 saat sürüyor. Bu nedenle biz araba kiraladık ki araç kiralamak bir hayli ucuz. Adanın yolları dar ve virajlı bu nedenle arabalar mini minnacık.

Otelimiz adanın Kuzey’in de yer alan Kokari şehrindeydi. Ne şanslıyız ki oradaydı. Evet adanın her yerinde denize girilebiliyor ama yerli halkın söylediğine göre en güzel deniz bu kısımdaymış. Ama bana göre adanın her yeri bir ötekinden daha güzel değildi. Adanın size yaptığı bir diğer kıyakta ada da rüzgardan veya dalgadan dolayı denize girememek mümkün değil. Çünkü, kuzey tarafında dalga var ise güney adeta bir çarşaf oluyor. Güney rüzgarlı ise ada yine size sevgi dolu kucağını açıyor ve size öbür tarafa davet ediyor.

Plajlar

İlk gün Navagos Beach’e gittik. Burası Çesme’de, Bodrum’da onlarca liralar verip gittiğimiz plajların çok daha güzeli ancak giriş, şezlonglar ve eğlence ücretsiz. Aslında adada hemen hemen bütün plajlar ücretsiz. Biz kaldığımız süre boyunca yalnızca bir plajda şezlonga 3 euro ödedik ancak bu şezlonglar daha önce hiç görmediğim kadar rahat adeta bir yatağı andıran yatıp keyif yapmaktan size yüzmeyi unutturan şezlonglardı. Bu nedenle verdiğiniz her euroyu sonuna kadar hak ediyor.

Livasaki Plajını üzgünüm ama biraz anlatacağım. Leonardo Dicaprio’nun The Beach isimli filmini hatırlayanınız var mıdır bilmem? Hatırlayanlar bendensiniz, burayı görünce aklıma ilk gelen şey bu film oldu. Harika bir deniz, bakir bir kumsal ve muhteşem ötesi bir koy. Burası Kokari’ye biraz uzak ve yolun belli bir kısmını offroad olarak gidiyorsunuz. Bu nedenle bir çılgınlık yaptık ve o gün araba yerine atv kiralayarak yolumuza devam ettik. Ne de güzel ettik. Eğer yolunuz bu adaya düşerse mutlaka 1 gününüzü atv kiralamaya ayırın.

Ada da plajlar anlat anlat bitmez çünkü her yeri plaj her yeri birbirinden daha güzel. Bu nedenle alın elinize bir harita ve görebildiğiniz kadar çok plaj görün ve yüzebileceğiniz kadar çok yüzün. Ne Yesek? Bu soru adada ki en sevdiğim soru. Çünkü, yediğim, tattığım herşey ancak bu kadar lezzetli bu kadar doğal ve en güzeli bu kadar ucuz olabilirdi. Evet bu cennet adanın bize bir diğer hediyesi de çok ucuz olması.

Biz bir gece Kokari’ye cok yakın bir yerde salaş bir restorana gittik. Deniz kıyısında, hasırdan bir çardağın altında muhteşem bir aksam yemeği yedik. Mezeler ve deniz ürünleri bir harikaydı. Tadın hepsini tadın kilo alın ve öyle dönün. Dönüşte nasılsa verirsiniz ama yemeden dönerseniz cok üzülürsünüz. Bir öğle yemeğimizi tepede Monaltes köyünde yedik. Arabayı köyün merkezine park ettikten sonra yaklaşık 20 dk yürüyerek en tepeye çıkıyoruz. Yokuş size bir hayli yoruyor ama karşılaştığınız manzara, işte onu gördüğünüz an tamam diyorsunuz, değdi. Yemekler burada bir harikaydı. Biz her oturduğumuz yerde olabildiğine çok şeyin tadına bakmak icin herşeyi ortaya söyledik. Evet evet tam olarak “Little little into the middle” ama emin olun burası bu traditional hareket için tam yeri tam zamanı.

Son gecemizde bütün bir tatil heyecanla beklediğim bir Yunan Taverna’sına gittik. Burada yiyebileceğimiz kadar çok şey yedik. Uzo’nun o sizi hiç yormayan ama ayağa kalktığınızda baş döndüren tadına doyduk. Eğlence anlayışları bize o kadar benziyor ki. Müzikler, ezgiler, danslar…. Evet pek çok şarkıyı biz Türkçe onlar Yunanca karşılıklı kadeh kaldırarak söyledik. Onlar kalkıp Sirtaki yaptı. Bizde denedik becerebildiğimiz kadar yaptık elbeltte. Ama Hopa şinanay ezgileri yükselince elbette dayanamayıp dokuz sekizliğe bağladık. Gece sonlarında o kadar güzel oldu ki kafalarımızla beraber atmosfer onlar Olmasa Mektubunu çaldı bizde Türkçe söyledik. Kızarmış peynir, falafel, karides, kalamar, Greek salad, Caciki, Uzo, Yerel şaraplar. Siz siz olun sakın bunları tatmadan dönmeyin sonra üzülürsünüz :)

Ne Yapalım? Bu ada herkese her konuda kucak açıyor. İster sadece deniz, kum, güneş sakin bir tatil yapın. Ya da bizim gibi herşeyden biraz biraz. Biz bir günümüzü adada bulunan Potami Şelaleri’ni ziyarete ayırdık. Evet neredeyse 1 günümüz burada geçiyor ama o kadar eğlenceli ki emin olun pişman olmayacaksınız. Burası 9 şelaleden oluşan bir parkur. Şelaleler arası gidişler git gite zorlaşıyor. İple tırmanıyorsunuz, atlıyorsunuz, zıplıyorsunuz ama çok eğlenip çok gülüyorsunuz ve sonunda da parkuru tamamlamanın muhteşem hazzını yaşıyorsunuz.

Kokari’de bulunan biri 5 diğeri de 10 metre olan iki kaya bulunuyor. Küçük olandan başlayıp her ikisini de başarıyla tamamlıyoruz. Atlarken zor gelsede havadayken bir daha atlamanın hayalini kuruyor insan. Böyle yazıp okurken az gibi gelebilir ancak tepedeyken bir hayli yüksek ve denize inmeniz baya bir zaman alıyor. Evet uçtum şahitlerim var! Pisagor bu adada doğmuş bu nedenle Pisagor’un adının verildiği bir de şehirleri var. Burası bana Bodrum’u anımsatan şirin mi şirin bir sahil kasabası. Marinada çok güzel restoranlar var. Ayrıca hediyelik eşyalar alabileceğiniz pek çok butikte dükkanda bulabilirsiniz. Gece Hayatı Biz genelde akşamları uzun uzun yemek yiyip sohbet ederek geçirdik ancak birkaç gece kaçamağımız oldu elbette. Kokari de bulunun çok güzel bir roof bara gittik sıklıkla. Çok güzel bir manzarası ve harika kokteylleri vardı. Ambiyans ve müziklerde çok güzeldi. Birde Vathi kentinden bulununan Escape Music Club’a gittik. Buranın kokteylleri çok meşhurmuş bizde tadabildiğimiz kadar çok kokteylin tadına baktık. Yine deniz kıyısında ve muhteşem bir manzaraya sahip olan bu yerin müzikleri de bir harikaydı.

Samos’dan Yapmadan Dönmemeniz Gereken 5 şey:

1. Az dinlece çok gezmece! Eveeet bu adadaki en temel mottonuz bence bu olmalı. Görülecek ve sizi kendine hayran bırakacak o kadar çok plaj varki. Denizin rengine, gün batımına, kumun yumuşaklığına aşık olucaksınız.

2. Yunan Lezetleri! Bu konuda tavrım net, herşeyi tadın. Kalamarın, karidesin, ahtapotun tazeliğine ve lezzetine inanamayacaksınız.

3. Taverna! Mutlaka bir gecenizi müzikli, vur patlasın çal oynasın bir taverna gecesine ayırın. Kadehlerinizi önce kendi masanızdaki dostalarınızla bir kaç kadehden sonra da yan masalardaki komşularınızla tokuşturun.

4. Potami Şelaleri! Ben tatilin en eğlenceli günlerinden biriydi. Tabi parkuru tamamlamış olmanın haklı gururda buna etki etti diyebiliriz.

5. Mythos deneyin! Ben Türkiye’de görmedim ama Heineken’in birasıymış. Biz çok beğendik üstelik 33cl olanı 2 euro kadar ucuz. Denemenizi tavsiye ederiz. Bu adayı sayfalarca anlatabilirim. Mutlaka birgün yolunuz bu şirin Yunan adasına düşsün. Emin olun pişman olmayacaksınız.

Hayat kısa gezilecek yer çok. Çok gezin, çok eğlenin…

theMagger’da Samos ile ilgi bir yazı daha okumak isterseniz, sizi Betsy’nin pek keyifli yazısına alalım! 

 

 

 

 

 

 

 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?