Uçak Bosna semalarına girdiğinde cam kenarında oturan arkadaşımın üzerine iyice eğilip tüm görüşünü gasp ediyorum. Kulağımda son sevgilim Warpaint çalıyor. Dağlar bulut kümelerini delip geçmiş. Üstü tamamen çam ormanlarıyla kaplı Dinar Alpleri. Batı Avrupa’nın düzlüklerine alışmış gözüm bu dağları görünce biraz korkuyor. Daha sonra Karadağ’a geçerken yapacağımız araba yolculuğunu, ömrümde görmediğim kadar yüksek ve dik bu dağları beynime kazımak için cama yapışık vaziyette tamamlayacağımdan habersizim o vakit. Merhaba, Sarajevo! 

Sarajevo

Sarajevo, Bosna-Hersek’in 700.000 nüfuslu başkenti ve tüm Avrupa başkentlerinden farklı. Havaalanından otele giderken fakirliğin izlerini her yerde görebiliyor insan. Tramvayları 1885 yılında kurulmuş, Avrupa’nın en eskilerinden. Sert plastikten camları ve dökülmüş boyalarıyla pek  güvenli göründüğü de söylenemez. Nitekim biz şehre ayak basmadan tam iki gün önce iki tramvayın çarpışması sonucu 45 kişi yaralanmış. Yine de havasını solumak ve tek bir hat olduğu için şehri baştan sona görmek için denenebilir bence.

Sarajevo ve Bosna-Hersek’in diğer şehirlerindeki binaların dış cephesinde mermi ve top izleri var,  1992-1995 yılları arasında yaşanan iç savaşın geride bıraktıklarını bu izlerden görebiliyorsunuz. İlk başta işi iyice acıtasyona vurup bütçe yetersizliğinden bu binalardaki izleri kapatamadıklarını düşünmüştüm ama yanılmışım, bir kısmı yaşanan acıların unutulmasını engellemek için bilerek olduğu gibi bırakılmış. Sarajevo öyle bir yer ki sokakta en çok gençleri ve yaşlıları görüyorsunuz çünkü orta yaşlıların çoğu yaklaşık 110.000 kişinin öldüğü bu lanet savaşta hayatını kaybetmiş. Sokaktaki insanların çoğu savaşı bizzat yaşamış, yakınları ölmüş ya da ülkeyi terk etmek zorunda kalmış. Adım başındaki şehir mezarlıkları, savaşta hayatını kaybedenler için yapılmış anıtlar ve delik deşik duvarlı binalarıyla Sarajevo insanın boğazını düğümlüyor.

Sarajevo’da Gezilecek Yerler

Öncelikle “Savaşta Ölen Çocuklar” anıtının yer aldığı parkı ve şehrin İstiklal’i sayılabilecek Ferhadiye Caddesi’nin hemen sonundaki “Sönmeyen Ateş” anıtını görmenizi öneririm. Şehrin merkezindeki Holiday Inn’in önünden geçerken başınızı kaldırıp terasına bakın. Sırp kasabı Mladiç’in zevk için Sniper’ıyla sivilleri hedef alarak öldürdüğü teras burası.

Sarajevo’da güzel şeyler olmuyor mu? Tabii ki oluyor. Şehrin her tarafı tarih ve farklı kültürlerin izleriyle dolu. Osmanlı izlerinin her tarafta görüldüğü Başçarşı’nın ünlü sebiliyle Sarajevo kültür turumuza başlıyoruz.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Sarajevo (@sarajevobosnia) on

Tarihi Başçarşı Meydanı

Sarajevo’nın tarihi mahallesi olan Başçarşı‘da hemen hemen şehrin tüm görülmesi gereken yapıları toplanmış. Meydan, ucuz ve lezzetli yemekler sunan lokantalarıyla da gönlümü kazanmayı başardı. Bosna’nın domatesleri bile bir başka arkadaş! Her şey hormonsuz ve doğal koşullarda üretiliyor. Eti et gibi, domatesi balık kokmuyor. Burada yoğurtla servis edilen çıtır çıtır boşnak böreğini, bey çorbasını, bizim inegöl köfteyi andıran ve bazlamanın içinde sunulan cevapcici’yi ve üstü tuzlu kaşarla kaplı şopska salatasını mutlaka deneyin. Yanında “yoghurt” dedikleri ayranı ısmarlamanızı tavsiye etmiyorum çünkü bildiğiniz yoğurt kıvamında.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by María Carolina (@simplebeautifulfood) on

Ferhadiye Caddesi

Başçarşı civarında hediyelik eşya alışverişini tamamladıktan sonra aşağı doğru salıp Ferhadiye Caddesi‘ne çıkıyoruz. Cadde üzerindeki Gazi Hüsrev Bey Camii, Mimar Sinan’ın eserlerinden. Az ilerideki Bezistan ise bizim Kapalıçarşı’nın embriyo hali gibi düşünülebilir. Çarşının sonundaki saklı mağazadan çok orijinal magnetler alıyoruz.

Ferhadiye üzerinden ara sokaklara daldığımızda ise pek çok kafe, bar, pub çıkyor karşımıza. Dediğim gibi burada genç nüfus yüksek ve eğlenmeyi seviyor. İçki de sudan ucuz sayılır ama buranın gençleri alkolde sınırı biliyor gibi geldi bana. Bir Polonya’da değiliz yani :) Sarajevo’lılar kafelere oturup sohbet etmeyi seviyor. Ayrıca burada işsizlik oranı çok yüksek, haliyle de herkes sokaklarda.

Ferhadiye Caddesi’nin tam ortasında 19. yüzyılda yapımı tamamlanmış İsa’nın Kalbi Katedrali var. Burası Sarajevo’lıların buluşma noktasıymış.

Latin Köprüsü

Tarih dersi kitaplarının tanınan siması Sırp milliyetçisi Princip’in eşi düşesin, kolunda tatlı tatlı köprüden geçen Avusturya dükünü öldürmesi sonucu -güüüyaaa- I. Dünya Savaşı başlamıştı. İşte bu köprü o köprü: Latin Köprüsü. Sarajevo’nun içinden geçen Miljacka Nehri’nin üzerindeki çeşit çeşit köprülerden en ünlüsü. Mevsim gereği memur kahverengisine bürünmüş nehrin bir tarafı Müslüman’ların, diğer tarafı Hıristiyan’ların olarak bilinirmiş geçmişte.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Sarajevo (@sarajevobosnia) on

Bosna-Hersek; Boşnaklar (Müslüman), Hırvatlar (Katolik), Sırplar (Ortodoks) ve diğer etnik, dini gruplardan oluşuyor. Çok dinli ve çok milletli bir ülke burası. Ancak Hırvatlar ve Sırplar buranın Türklerin şehri Saraybosna olarak adlandırmasından rahatsız, “burası sadece Boşnakların şehri mi” diyorlar. Çok karışık bir devlet yapısı var burada, üstüne kitaplar yazılabilir. Neden mi? 13 anayasa ve 3000 milletvekili ile yönetilmeye çalışılan bir ülke düşünün. Anlaşılan bazı devletler bölge üzerindeki açlıklarını hala doyuramamışlar.

Sarajevo yazmakla bitmez. Daha görülmesi gereken pek çok tarihi eserini ve mekanı sığdıramadım buraya. Tünel, sinagog, Ortodoks kiliseleri bunlardan birkaçı. Rivayete göre Başçarşı’daki çeşmenin sağından içenler şehre bir daha geliyormuş. Ben de sağından içiyorum çeşmenin. Bir dahaki sefere kadar görüşmek üzere Sarajevo…

İlginizi çekebilir: Onno Paluyan’dan “Savaşın Ardından: Saraybosna”

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN