Reysi Kamhi ikinci kişisel sergisi ‘Tasvirleri Atlıyorum’ ile Pg Art Gallery’de izleyicilerle buluşuyor. Reysi, yeni sergisinde kentsel deneyim, kentlerdeki kimi mekanlar ve bu mekanların içlerinde barındırdığı insan ve nesnelerin ilişkisi üzerinden çeşitli tasvirler oluşturuyor. Çalışma pratiğinin önemli bir parçası olan, bir mekanın veya deneyimin fotoğraflarının tuvale aktarılması sürecini bu sergisinde de sürdürüyor…

Sanatçı Reysi Kamhi için hazırladığımız Teaser’ın montajı tamamlandı! Darısı kısa belgeselimizin başına… Bu 1buçuk dakikalık videodan Reysi’nin bugüne kadarki işleri, yeni sergisi ve kişiliği hakkında genel bir fikre sahip olabilirsiniz. Ufak bir ipucu… Kameranın pembe-turuncu su kabının içine daldığı kare ile metafiziksel manifestom arasında ince bir bağlantı var. Meraklısına…

“Ressamlığın kaybolan bir meslek olduğuna inanmıyorum…” diyor Reysi yeni sergisi Tasvirleri Atlıyorum’un son hazırlıklarını tamamlarken. Peki, hangi meslekler kaybolur? Bunlarla mekan ve hafıza arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Cevapları 27 Eylül Perşembe günü, 18:30′da, PG Art Gallery’deki sergi açılışında kendiniz keşfedebilirsiniz…

Reysi Kamhi ile Sergi Hakkında Röportaj

Bize biraz kendinden bahseder misin? 

1985’te İstanbul’da doğdum. Marmara Güzel Sanatlar Resim Bölümü’nü bitirmeden önce bir dönem Paris ENSAD’da (Ecole Nationale Supérieure des Arts Décoratifs) fotoğraf eğitimi gördüm. Yıldız Teknik Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Bölümü’nde kent ortamında hafıza ve mekan üzerine tez çalışmam halen devam ediyor. Şimdiye kadar katıldığım karma sergilerin yanı sıra iki kişisel sergi gerçekleştirdim.

‘Tasvirleri Atlıyorum’ senin ikinci kişisel sergin. Öncelikle bize ilk serginden bu yana üretimlerine yansıyan dönüşümden bahseder misin?

Aslında, üretmeye daha bilinçli bir şekilde başladığımdan beri konularım değişmiş gibi gözükse de fark ediyorum ki benim meselem hep bir mekan algısıyla ilintili. Benim için, bu mekan kimi zaman bir kent, bazen sanal bir mekan olan internet, bazen bir galerinin kendisi, bazen de çeşitli formlarda bir hafıza mekanı olarak ele almaya çalıştığım müze mekanı olabilmekte.

Bu açıdan baktığımda değişen, dönüşen mekanlar, içinde var olan  insan etkinliğini de belirliyor.

Mekanlar ve bu mekanlara hayat veren kişilere, mesleklere odaklanıyorsun çalışmalarında. Resmettiğin mekanları seçerken önemsediğin noktalar nelerdi?

Atölyemi Galata’ya taşıdığımdan beri İstiklal – Galata hattı çok sık kullandığım bir yol oldu. Ve bu yolun üstünde, aslında senelerden beri aşina olduğumuz dükkanlar ve bu dükkanları hayatta tutan insanlar yer almakta. Kentlere dair dönüşümün çok hızlı bir şekilde gerçekleştiği şu günlerde de örneğin İstiklal’i İstiklal Caddesi yapan bu unsurlardan her biri hızlıca dayanma güçlerini kaybediyor, varlıklarını sürdürememe riskiyle karşı karşıya geliyorlar. Bir kayıt öğesi olarak tuval üstüne gerçekleştirmiş olduğum resimlerde, hafızamızdan silinmeye başlayan bu alana dair bir hatırlama pratiği kurmayı hedefliyorum. Dükkan vitrinleriyle, eşyalarıyla, o mekanların aktif üreticileriyle bir manzarayı bütün olarak kurgulamayı amaçladım.

Serginin adı ile içeriği aslında tezat bir yapı oluşturuyor. Neden tasvirlerle oluşturduğun bu serginin adı konusunda böyle bir seçim yaptın?

Orhan Pamuk, Saf ve Düşünceli Romancı isimli kitabında, görsel bir yazar olduğundan bahseder. Yani “görsel hayal gücü”ne hitap eder ve okuyan kişi kelimelerle aslında bir resim görmeye başlar.  Ben ise bu sergimde, bu pratiği nasıl ters çevirebilirim sorusu üzerinde durdum. Resimlerin kelimeleşmesi mümkün olabilir miydi? Mekanların ya da manzaraların tasvirlerini kurguladığım noktada da gerçek ve kurmaca birbirine karışmaya başladı. Tıpkı bir romanda olduğu gibi… Bu sebeple, sergide gerçek mekan ve insanların tasvirlerinin yanı sıra boşlukta yüzen, mekansızlık ve zamansızlık duygusu hissettiren nesnelerin de tasvirleri yer alıyor. Eşyaları, farklı bir açıdan bakmaya çalışarak yeniden kurguluyorum.

Asıl sorunuza gelince, “ Tasvirleri Atlıyorum” tezatını kullanmamın sebebi, roman okurken bazen tasvirlerden sıkılıp direkt olay örgüsüne geçmek isteriz ve tasvirleri atlarız. Pamuk da bu duruma şöyle yanıt verir “olaylarla, eşyalarla, dramla manzara arasında bir ayrım değil, tam tersi tıpkı hayatımızda yaşadığımız gibi bir birlik olduğu hissedilir.” Yani tasvirleri atlıyor gibi gözüksek de  tasvirler ve olayın kendisi birbirinden ayrılmaz, ayrılamaz.

Serginde Rita Ender’in Agos Gazetesi için yapmış olduğu röportajlar da yer alıyor. Bu röportajların senin üretimlerinle olan etkileşimi nedir?

Sergimde belli bir zaman dilimine ait  insanların, mekanların hafızasına işaret etmeye çalışıyorum. Böylelikle, çizdiğim manzaranın bütününde, kahramanın kendileri kadar onların sözleri de büyük önem taşıyor. Çünkü onların kelimeleri, duygularının ve yaşanmışlıklarının birer uzantısı. Hafıza da en çok bu “bireysel”, “büyülü” anlardan beslenir, dolayısıyla, Rita’nın bunu görünür kılması benim için çok önemli.

Resimlerinde ön plana çıkan unsurlardan biri de kayıt altına alma isteğin gibi geliyor bana. Şehre dair tuttuğun bu kayıtların kendinle özdeş yanları neler?

Ben sadece yaratılan bu yeni dünyanın nasıl dönüştüğüne dair bir tanıklık sunuyorum. Kendi gözümden gerçekleştirdiğim bir envanter çalışması diyebiliriz buna. Bu envanterin içinde de çeşitli meslekleri bir araya getirerek yeni bir diziliş sundum. Tıpkı bir koleksiyonerin takıntılı bir şekilde oluşturmuş olduğu koleksiyonu gibi, benim de takıntım bu kayıt meselesi sanırım…

www.pgartgallery.com

Röportaj: Pırıl Güleşçi Arıkonmaz
Video: Murat Can Bilgincan
Videoda Kullanılan Parça: the Black Heart Procession grubunun Touch and Go Records etiketiyle çıkmış olan Amore del Tropico (2002) albümünden Tropics of Love.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?