Ankara Devlet Tiyatrosu seyircileri olarak geçtiğimiz yıllara göre bu yılın verimsiz bir sezon olduğu su götürmez. Perdelerin kapanmasına sayılı kalan şu günlerde neyse ki bu tatsızlığı alıp götüren iki oyun izleme şansına eriştim. Biri Ankara Devlet Tiyatrosu’ndan “Çamaşırhane” diğeri ise İstanbul Devlet Tiyatrosu’ndan turneye gelen “Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş”.

Çamaşırhane

1458649464135191197-b

Geçtiğimiz şubat ayında prömiyerini yapan Çamaşırhane tek perde 90 dakikalık bir oyun. D. Durvin ve H. Prevost oyunun yazarları. Çevirisi Esen Çamurdan’ın. I. Dünya savaşı sıralarında Fransa’da yoksulluğun ve ezilmişliğin ortasındaki hayatlar; bir çamaşırhanenin içindeki sabun köpükleri, yıkanması gereken çamaşırlar ve kadınların omzuna yüklenmiş görevler üzerinden anlatılıyor. Yönetmen Yunus Emre Bozdoğan, dekor ve kostüm tasarım Ali Cem Köroğlu, ışık tasarım Ersen Tunççekiç, müzik Fatih Veli Ölmez ve dans düzeni Özgür Adam İnanç imzalı. Oyun zarif ve gerçekçi bir anlatım tarzına sahip. Bu güzel anlatım, rollerine çok iyi hazırlanmış bir oyuncu kadrosuyla buluşmuş. Sahnede bütünleşmiş bir ekip izliyorsunuz. Gönül Orbey, Elif Şeker Saka, Meltem Keskin Bayur, Meliha Savaş, Başak Anat Özcan, Kader İlhan, Gaye Filiz Alacacı, Süheyla Gürkan, Özden Gököz, Selma Bayraktargil, Fualt Çiyiltepe, Nur Bulut, İrem Ulusan, Tuğba Tazebaş. Tüm ekibin ruhuna sağlık, hepsi ışıldıyorlar. Bana özellikle Rosine (Gaye Filiz Alacacı) ve Gilberte’nin (Kader İlhan) atışmalarını izlemek pek keyifli geldi.

14586494631273080581-b

Çamaşırhane’nin özellikle yaşayan dekorunda aklım kaldı. Sahnede gerçekten borulardan su akıyor, kadınlar birbirlerine su fırlatıyor, şakalaşıyorlar, üstlerini yaşlatacak kadar ıslanıyorlar. Bu canlı dekora eşlik eden dans figürleri ise çok yakışmış oyuna. Orası gerçekten bir çamaşırhane ve orada kadınlar gerçekten varlar. Oyun boyunca onların yoksulluklarını görüyor, onlar için hayal kuruyor, sonra gerçeklerle yüzleşiyorsunuz. Oyunun yazarlarının da istediği gibi sadece oyunculuk ya da kostüm değil, her şeyiyle bir bütün oluşturup seyirciyle iletişim kuruyor Ankara Devlet Tiyatrosu’nun Çamaşırhane’si.

14561532942126915619-b

Benim keyifle izlediğim, sonunda da bol alkış alan bir oyun oldu Çamaşırhane. Gelecek sezon devam ederse mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş

1392127975645643321-b

30 yıllık evliliğe sahip, fakat birbirlerini çok da sevmeyen bir çiftin gece yarısı kavgası. Aslında hergün tekrarlanan bir oyun bu Yona (Musa Uzunlar) ve Leviva (Ülkü Duru) için. İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun 2014 yılında sahneye koyduğu İsraelli şair, tiyatrocu ve yazar Hanoch Levin’in Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş oyunu geçtiğimiz hafta Ankara’ya konuk oldu. Metninin çevirisi Nermin Saatçioğlu’nun, oyunun yönetmeni Kerem Ayan, dekor tasarım Işın Mumcu, kostüm tasarım Mihriban Oran ve ışık tasarım Akın Yılmaz’a ait. Oyun 1 perde 1 saat 15 dakika.

Musa Uzunlar, Ülkü Duru ve İştar Gökseven’i bir araya getiren bu oyunu kaçırmadım. İyi ki de kaçırmadım çünkü hem oyuncuları, hem sahneye konuşu hem de metni ayrı ayrı zevk verdi. Çevremizde gördüğümüz ya da duyduğumuz ilişkilere benzeyen bir hikayeydi sahnede oynanan fakat hem komik hem çok canlıydı anlatılan. Sahnede çift kişilik yatak, pencereler, komodin, askılık… Evli bir çiftin sıradan yatak odası. Evliliğin çıkmazları, birbirine tahammülü olmasa dahi çiftlerin birbirlerini bırakıp da gidememesi, yaşlılık, bir yandan yalnız kalma korkusu ve en dönülmez olan ölüm. Oyun bu temalar arasında gidip geliyor.

13921279831751229974-b

Gecenin bir vakti banyodan gelen su sesi sebebiyle uyuyamayıp, hayatına ve karısına lanet yağdıran ve oyun boyunca dırdırı kesilmeyen Yona ve kocası yatakta dönüp dururken o sıra rüyadan rüyaya geçen, horultularla uyuyan Leviva seyirciyi alıp avuçlarının içine koyuyorlar oyun boyunca. Yona ve Leviva üstleri kalınca çizilmiş iki karakter. Usta oyuncuların elinde de uyuma dönüşüyor. Oyunculuk açısından sahnede doğallık hakim. Musa Uzunlar ve Ülkü Duru o yatak odasında birbirlerini boğazlamak isteyen karı kocayı gerçekliğe doğallıkla taşıyorlar. Ve özellikle Ülkü Duru sahnede bir an olsun durmuyor. İkisini izlemek böylece bir zevke dönüşüyor. İkisinin kavgasının ortasına çat kapı gelen Gunkel (İştar Gökseven) ise ortalığı yıkıp döküyor. İştar Gökseven çok kısa konuk oluyor oyuna ama hala hafızamda tüm hareketleri, bu kadar rolüne yakışan bir oyuncu görmemiştim uzun zamandır. Tek başına hayatını sürdürüp, evli Yona ve Leviva’nın hayatına özenip, tam yataklarının ortasına dalıyor mutsuzluğuyla Gunkel. Kısacık bir sevgi anı yaratıyor Yona ve Leviva arasında.

Bütün o ilişkilerin karmaşık yapısından çıkan yalnızlık, korku, bıkkınlık, gitme isteği ama olmayan cesareti ve karı kocanın birbirine muhtaç halini çok akıcı bir şekilde aktarıyor sahnede oyun. Oyuncuların oynarken aldığı keyfi görmek benim için daha da güzel hale getiriyor oyunu. Bunu özellikle seyirciyi selamlama kısmında daha net görebilirsiniz. Oynamaya devam ettiği sürece izlemenizi tavsiye ederim.

İyi seyirler!

Fotoğraflar Devlet Tiyatrosu resmi sayfasından alınmıştır.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN