Saklanacak Yer Kalmadı!

2008 tarihli ‘Hunger/Açlık’ ile ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturan Steve McQueen, bu filmle Cannes Film Festivali’nde ‘Golden Camera’ ve Toronto Film Festivali’nde ‘Discovery Award’ ödüllerini kazanarak sinema dünyasına prestijli bir giriş yaptı. Üç yıl aradan sonra ‘Hunger/Açlık’ filminde İrlanda Kurtuluş Ordusu lideri Boby Sand’ın, “insan bedenin kime ait olduğu” konusundaki soru işaretlerini günümüze uyarlıyor McQueen. Fakat bu sefer sorgu odası, kendini yiyip bitirmekle meşgul New York ve olası cevabımız, kapı arkasına saklanmış bir seks bağımlısının hayatına yerleştirilmiş durumda.

Shame/Utanç’, film genelinde olduğu gibi anlatılanları en doğal şekliyle bize sunan bir sahne ile açılıyor. Senaryonun ara yüzünü oluşturan yatakta, hepimize tanıdık gelen bir boşlukla uzanan Bradon’un bedeni ile giriş yapıyoruz hikayeye. Daha sonra iki nokta koyup tanıma başlamışçasına net sahneler ile karakteri yavaşça konumlandırıyoruz zihnimize.

Manhattan’da steril bir hayat yaşayan Brandon, üst düzey bir şirketin yönetici pozisyonunda çalışan ve otuzlu yaşlarının başında dış çeperine ideal erkek görünümü yapıştırılmış bir ‘kovalamayan’ olarak karşımıza çıkmakta. Yalnızlığını ve tahammül sınırını geçmiş cinsel isteklerini mastürbasyon ile geçiştiren ‘sex bağımlısı’ Brandon’un sessiz iniltilerini saklayan duvarları, kız kardeşi Sissy’nin gelmesiyle çok farklı boyutlara taşınır. Giderek hayal gücüne kaptırdığı hayatını geri kazanmaya çalışırken daha da derine batan Brandon’un şimdi hiçbir zaman anlaşamadığı bir seyircisi vardır, Sissy.

Aynı düzen içerisinde farklı rollere bürünen iki kardeşin, aradıklarına bu kadar yaklaşmışken tekrar başa dönmelerini, içimize işleyerek anlatmakta McQueen. ‘Tüketen’ ve ‘tüketilen’ kavramlarının birbirine geçtiği, bu günümüz hikayesinin mutlu sonla bitmesini kimse beklemiyordur herhalde. Nitekim kapı eşiğinden içeriye girmeye çalışan Sissy çok geçmeden arkasını dönmek zorunda kalıyor New York’a. Diğer taraftan bilincini uzun süre önce  kaybeden Brandon, modern bir kukla olmayı göz yaşlarıyla kabul ederek kapatıyor perdeyi. McQueen’in Demir Leydi’nin senaristi Abi Morgan ile kaleme aldığı ‘Shame/Utanç’, olay örgüsünün tamamen ana fikir üzerine toplandığı, hiçbir şekilde kafa karışıklığına yol açmayan sade bir anlatıma sahip. Tabi bunda McQueen’in seyirciyi çok iyi konumlandırılmasının ve filmin sinematografisini hazırlayan Sean Bobbitt’in yakaladığı açıların katkısı oldukça fazla.

Gelelim oyunculuk performanslarına… Bu yıl, ‘Jane Eyre’, ‘X-Men: Birinci Sınıf’, ‘Tehlikeli İlişki’, ‘Haywire’ ve son olarak ‘Shame/Utanç’ olmak üzere tam beş filmde rol alan Michael Fassbender, 2011’i kariyerinin altın yılı ilan etmeli bence. 34 yaşındaki Fassbender, metalaşmış cinsellik anlayışını başarılı bir oyunculukla bizlere aktarmakta. Diğer yandan 2010 yılında Oscar’da ‘Aşk Dersi’  filmindeki harika performansı ile  “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne aday gösterilen Carey Mulligan, film içerisinde önüne koyulan tüm sıfatları layıkıyla yerine getirerek, güzelliğinin yanındaki yeteneğini bir kez daha ispatlamış oldu. Sonuç olarak ‘Shame/Utanç’, McQueen’in zekası ve 19. yüzyılın romantik müzikleri eşliğinde modern dünyadan çok önemli bir kesit sunmakta bize.

Ülkemizde 3 Şubat’ta vizyona giren film, halen birçok sinema salonunda gösterilmeye devam ediyor. Henüz izlemeyenler, kaçırmasın derim!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?