Paris hemen herkes için anlamı olan bir şehir; gerek yerli gerek yabancı yapım filmler sayesinde her haneye girmeyi başarmış bu şehir birçok konuda insanlarda çeşitli duygular uyandırır. Benim için bu şehir elbette üniversite boyunca mimarlık ve sanat tarihi derslerinde gördüğüm örneklerden dolayı sanattı. Bu yüzden ister istemez tüm gezi rotamı sanat üzerine kurgulamıştım. Küratör çift arkadaşlarım Gül ve John’un bu şehirde yaşıyor olmaları sanat dünyasını biraz daha iyi algılamama yardımcı oldu.

paris 1

Paris gezi planım

Alternatif sanat rotaları yazsam da bir gezi yazarı olmadığım için çok detaylı bahsedemeyeceğim bu şehirden ve dikkatimi çeken ayrıntıları paylaşacağım sadece. Cüneyt Ayral’ın Benim Parisim kitabı o kadar keyifli ve bilgi dolu ki Paris’e gitmeden mutlaka alıp okumanızı öneririm. Bu kitapla nasıl tanıştım derseniz, tabii ki kesinlikle ve kesinlikle başvurmanız gereken en kıymetli kaynak olan pariste.net ‘i cevap olarak gösteririm. Abartmadan tek kelime söylemek istiyorum bu blog için; muhteşem! Hayatımda okuduğum en bilgilendirici, en zengin, en keyifli şehir ve gezi blogu. Ahmet Öre tarafından hazırlanan bu blogda Paris hakkında her şeyi öğrenebilirsiniz. Ben tüm gezimi bu bloga danışarak gerçekleştirdim ve 10 günlük seyahatimi bu blogda yer alan gezi rotalarına göre belirledim.

paris 2

Louvre Müzesi

Louvre tabii ki Paris’e gidilip mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken dev bir saray ve müze. Neredeyse dünyada tüm kültürlerden örnekler görebileceğiniz bu müzeyi detaylı gezmek isterseniz bir gün çok yeterli olmayabilir. Belirli bir tema doğrultusunda gezerek keyifli hale getirebilirsiniz gezinizi. Zaten Mona Lisa‘yı görmek Lady Gaga’yı görmek gibi bir duruma dönüşmüş durumda. Özellikle çılgın Uzakdoğulu turistlerin kalabalık kafilelerinden yanına dahi yaklaşamıyorsunuz bu ünlü hanımın. Benden tavsiye bütün müze biletlerini önceden internetten alıp, bastırıp, sıra beklememeniz. Şu aralar Fransa’nın en ünlü sokak sanatçısı JR’ın Louvre’a özel bir yerleştirmesi sergileniyor. JR çok tartışılan cam piramidi kendi üslubu ile yok etti geçici süreliğine, bu aralar yolunuz düşerse mutlaka görmelisiniz. Louvre Müzesi benim için binanın kendisi, Mona Lisa’nın şöhreti ve kesinlikle Gabrielle d’Estrées İki Kız Kardeş eseri‬ idi.

paris 3

Musée d’Orsay

Sanat tarihi kitapları satın alırız, içinde kronolojik birçok akımın öncüleri kronolojik olarak dizilir ya… İşte o kitapta yer alan sanatçıların sanırım %70’i bu müzede. Tüm bu eserleri sanat eseri olarak gezmek yerine dönemi keşfetmek ve anlamak olarak gezerseniz keyif alabilirsiniz. Aksi halde binlerce tabloya maruz kalıyormuş gibi hissedip koridorlarda hızlıca ilerlersiniz. Çatıda yer alan saatin ardından şehri izleyebileceğiniz harika bir alan mevcut son katta, mutlaka uğrayın. Çok şanslıydım ki benim gittiğim dönemde Rousseau sergisi vardı. Musée d’Orsay benim için Van Gogh, Degas ve bu saatti.

paris 4

Centre Pompidou

Paris’e gidersen bir kez daha hangi müzeyi gezersin diye sorarsanız kesinlikle cevabım burası olur. Dada burada, Modernizm burada, Pop-Art burada, her şey burada! Kısaca burası günümüze uzanan bir sanat mabedi. Yine şanslıydım ki bir JR workshop’u vardı geçici sergilerde. Müze giriş kuyruğunun uzunluğu anlatılmaz yaşanır demek istiyorum. Böylesine uzun müze kuyruğu görmenin insanda uyandırdığı mutluluk ve şaşkınlık hissi paha biçilemez. Binası da mimari bir yapı olarak çok eleştirilse de ben olumlu buluyorum. Birbirine benzeyen Paris sokaklarında ayırt edici özelliği olan bir yapı. Centre Pompidou benim için Marcel Duchamp, Klee, tüm dönemler ve Paris manzarasının kendisiydi.

paris 5

Palais de Tokyo

Oldukça özgün, kalıpdışı çalışmaların sergilendiği bu bina ve hemen yanında yer alan modern sanat müzesi kesinlikle temalarına göre görülmesi gereken yerlerden biri. 8 adet farklı sergi vardı nisan döneminde ve hepsi oldukça ilginç ve özgür çalışmalardı. Müze kalıplarının çok dışında bir sanat mekanı. Palais de Tokyo benim için sanatın özgürlüğü ve Henrique Oliveira’nın mekana özgü yerleştirmesiydi.

paris 6

Catacombes

Hep sanat ve çağdaş sanattan bahsettim ama benim için Paris’te en ilgi çekici yerlerden biri yerin altında milyonlarca insan kemiğinin özenle diziliminden oluşmuş kilometrelerce uzunluktaki Catacombes. Yukarıda yaşam ve şehir olabildiğince hızlı devam ederken aşağıda zamanında çeşitli istimlak ve salgın hastalık inanışları ile bir araya getirilmiş milyonlarca insan kemiğinin bir arada dizildiği kemikler arasında yürümek ölüm ve yaşam arasında ilginç bir tünel. Mutlaka görülmeli. Catacombes benim için ölüm ve yaşam arasındaki tüneldi.

paris 7

Père Lachaise Mezarlığı

Mezarlıklar benim için bir tutku… Çok huzur bulduğum yerler. Özellikle bol heykelli mezarlıkları çok severim. Tim Burton filmleri gibi bir his uyandırır bende her zaman. Père Lachaise ise Ahmet Kaya, Yılmaz Güney, Edith Piaf, Jim Morrison, Oscar Wilde ve nice iz bırakmış insanın doğaya, sonsuzluğa karıştığı bir mezarlık. Uzun kalacaksanız gezi rotanıza ekleyebilirsiniz. Mezarları kolay bulmak için çeşitli haritalar internette mevcut ama siz yine de Pariste.net’ten faydalanın. Père Lachaise Mezarlığı benim için Oscar Wilde ve Jim Morrison’du.

paris 8

paris 9

paris 11

paris 12

Kiliseler, Katedraller

Notre Dame de Paris, Sainte-Chapelle, Sacre Coeur Bazilikası ve Musée De Cluny Ortaçağ ögeleri seviyorsanız mutlaka görmeniz gereken yerlerden… Benim için Sainte-Chapelle çok etkileyiciydi, vitraylar inanılmaz derecede etkileyici ama Musee de Cluny Ortaçağ’ı anlamak için daha da etkileyici. Özellikle benim gibi unicorn aşığı biriyseniz bu müze tam sizliké Müzede 7 adet unicorn temalı dev ölçekli dokuma ve hatta unicorn boynuzu mevcut. Herkese çok hitap etmeyeceğini düşündüğüm Cluny Müzesi hakkında detaylı bir yazı yazacağım. Özellikle vitray bölümü gerçekten görülmeye değer. Sacre Coeur ve Notre Dame eğer gargoyle seviyorsanız bulunmaz bir nimet. Gargoyleler aslında su tahliye elemanları olsa da geceleri canlandığına inanılan korkunç canavarlar. Ciddi anlamda en çok sevdiğim mimari elemanlar.

paris 13

Sokak Sanatı

Sokak sanatına gelince… Zaten JR gibi bir devi çıkarmış şehirden elbette çok daha fazlasını bekliyor insan ama genelde daha çok graffiti tarzında çalışmalar görebiliyorsunuz. Hatta Denoyez Sokağı’nda siz de istediğiniz gibi duvarları boyayabilirsiniz. Yanınızda sprey götürmeseniz de mutlaka sizden önceki birisi spreyi az kalmış olsa da bırakıyor. Ben de John ile küçük birkaç şey karaladım sokağa ve sonrasında çok yakınında bir sanat evinin harika bir performansını izledik; çok etkileyiciydi. En çok sokak sanatı örneğini kaldığım bölge olan La Marais’de gördüm. Sokaklarında oldukça keyifli çalışmalar vardı. Eğer Paris’te kalacaksanız La Marais gerçekten kafeleri, aktif gece hayatı ve turistik bölgelere yakınlığı ile çok keyifli bir bölge. Şehir merkezinde birçok bar boş iken bu bölgede özellikle gay kafe ve barlar tıklım tıklım dolu.

paris 14

paris 15

Eiffel Kulesi’ni zaten listenize eklememe gerek yok mutlaka görmelisiniz. Champs Elysées’de bulunan Abercrombie & Fitch mağazasına mutlaka uğrayın. Bruce Sargeant tarafından boyanmış duvarları ve saray havası kesinlikle görülmeye değer. Listemde olup detaylı gezimden dolayı eksik kalanları bir sonraki gezime bırakıyorum. Şimdilik bu kadar! :)

paris 16

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN