İki hafta önce isimlerini bile bilmediğim rap müzisyenlerinin, 15 dakikalık bir şarkısını birkaç gün içinde defalarca dinleyeceğimi, video klibini nefesimi tutarak izleyeceğimi söyleseniz güler geçerdim. Şimdi sanki şarkı hem yıllardır bizimmiş, hem de gelmesini beklemişiz gibi hissediyor, hakkındaki yazıları istemsizce rap ritmiyle okuyor ve bu iki hafta içinde yaşanan gelişmelere baktığımda tuhaf bir sorumluluk duyarak bu yazıyı hazırlıyorum.

Kalkışma

5 Eylül gecesi saat 00.00’a döndüğünde internette bir şeyler oldu; birileri, varlığını unuttuğumuz bir kapıyı, ardında karanlıkta kalmış yolu aydınlatması için, elimize bir meşale tutuşturarak açtı. Birkaç şarkının yardımıyla hem de.

Şanışer’in davetiyle bir araya gelen ve onun da içinde olduğu, farklı sınıf ve siyasi görüşlerden oluşan 20 kişilik bir müzisyenler grubu (Şanışer ft. Fuat, Ados, Hayki, Server Uraz, Beta, Tahribad-ı İsyan, Sokrat St, Ozbi, Deniz Tekin, Sehabe, Yeis Sensura, Aspova, Defkhan, Aga B, Mirac, Mert Şenel, Kamufle), belli ki yıllar boyunca konuşulacak 15 dakikalık “Susamam” isimli şarkılarını tüm müzik mecralarında, YouTube’da ise klibiyle beraber yayınladı ve şarkı saatler içinde milyonlarca kişiye ulaştı.

Klip, şarkı formatından farklı olarak, mekanik bir sesin konuşmasıyla başlıyor, “(…) Müzik seni eğlendirsin, gerçeklikten uzaklaştırsın istiyorsun, ama biz müziğin bir şeyler değiştirebileceğine inanıyoruz. Bizimle gel”. Sizi olduğunuz yerde yakalayan bu çağrının ardından şarkıda; doğa, kuraklık, sokak hayvanları, kadın hakları, adalet, sorgulamak, dünya, Türkiye, İstanbul, gurbet, eğitim, intihar, faşizm, sokak ve trafik başlıkları altında aslında hepimizin yaşadığı, tanık olduğu sorunlar, sorumluları hatırlatılarak birbiri ardına sıralanıyor. Bittiğinde, kendi adıma konuşacak olursam, içimde fiziksel olarak duyduğum acıyla ekrana boş boş bakmama, ilk şoku atlattıktan sonra yeniden açıp, izleyip, dinleyip, hatırlayıp insanlarla paylaşmama neden oldu.

Susamam, fantastik bir öyküdeki iyilerle kötülerin savaşındaymışız gibi, temel yaşam değerlerini tehdit eden eylemlere çok net ve insani bir tepki gösterdi: “Doğru olanı yap.”

Yayınlanışından birkaç saat sonra ise sanatçılar, bu tepkiyi bir adım ileri taşıyarak eyleme geçtiler; #Susamam Instagram filtresi ve gelirleri köy okullarına aktarılacak t-shirt satışları duyuruldu. Ardından adalet başlığını anlatan Hayki, sanatçıların birbirlerine pas atarak şarkıdaki konular için çalışan derneklere yapacakları bir bağış kampanyası başlattı. Kampanya Hayko Cepkin, Ezhel, Sezen Aksu, Sertab Erener, Tarkan, Fazıl Say… şeklinde, yani şarkının büyüyerek genişlemesini sağlayacak şekilde ilerledi.

Belli ki ortak bir noktaya değdiği için ilk gün dolmadan 6 milyon izlenmeye ulaşan klip, bir haftanın sonunda 22 milyon izlenme ve çoğunluğu trend videolardan düşmemesi için yapılan 250 bin yorumla dinleyicisi tarafından sahiplenildi.

Aynı 5 Eylül gecesi Ezhel, gelecek yeni albümünden paylaştığı ilk şarkı “Olay”ı, üstelik ertelenmiş bir cezası varken en az Susamam kadar vurucu bir kliple YouTube’da yayınladı. Ezhel arkada “Nerede ne anormal artık bana gelir doğal” derken klip, 4 dakika 26 saniye boyunca, dünyada ve Türkiye’de gerçekleşen ve son 20 yılın politik özeti denilebilecek kilit olayların görüntülerini, kısa belgesel misali sıralıyor. Şarkı, yorumlara da bakılırsa, bildiğimiz Ezhel klasikleri kadar zevk vermiyor belki ama bir hafta içinde 5.5 milyon izlenme ve 34 bin yorumla dinleyicisiyle sağlam bir ilişki kurmaya başladı.

Bu iki şarkıdan bir gün önce Sayedar & Önder Şahin, özlediğimiz Ceza’yı yanlarına alıp “Komedi v Dram” ile 2019 İstanbul’undan bir Türkiye özeti çıkarıyor, sonunda da elimize bir umut bırakıveriyordu, “Işıkları yakın, çünkü zafer yakın”.

Gecenin Ardından

Ben kimi ana akım şarkılar dışında rap müziğini bilmez ve kapışmalar nedeniyle ondan iyice uzaklaşmışken neden ekran karşısında ağladığımı, tam olarak neye tanıklık ettiğimizi anlamadan, takip ettiğim bazı yaşça büyük müzik yazarları, eleştirmenler ve entelektüeller bu geceyi tarihi bir an olarak tanımlandılar. Müzik yazarı ve tarihçisi Murat Meriç, hareketi “Rap Kalkışması” olarak adlandırdı.

Fotoğraf: internethaber.com/

Şarkıları yazan sanatçıların birbirlerinden haberleri var mıydı bilmiyoruz. Yayınlanışlarının üzerinden geçen süreçteki gelişmelere bakınca, bunun mükemmel bir tarihsel tesadüf olduğu veya haberleri varsa, zaten benzer tarihlerde çıkacakken özellikle bu tarihlerin seçildiği düşünülebilir. Nasıl olursa olsun birbirlerini güçlendirdikleri kesin.

Susamam’ın yapımında bulunmayan Norm Ender, Saiyan ve Gazapizm’in de aralarında bulunduğu bazı rapçilerden anında destek mesajları geldi. Yakaladığım en güzel mesaj ise Ege Çubukçu’nun Twitter üzerinden hareketin davet beklemeden desteklenmesi gerektiğini söylemesi ve şarkı için yazdığı kendi eklemesini paylaşmasıydı.

Birçok Türk aydınının yanı sıra şarkı uluslararası mecraya da sesini duyurdu. Pamela Anderson’ın şarkıyla ilgili bir haberi paylaşması ve “Sanatçılar dünyayı değiştirebilir, onlar özgürlük savaşçılarıdır, Amerikalı sanatçıları ilham almaları ve korkmadan konuşabilmeleri için cesaretlendiriyorum, size şimdi ihtiyacımız var.” tweeti ve Mat Salleh TV isimli bir Youtube kanalının klibe reaksiyon videosundaki “Bu gerçekten şimdiye kadar gördüğüm en iyi videolardan, projelerden ve çalışmalardan biri. Bugün dünyanın birçok önemli konusu hakkında konuşuyormuş gibi görünüyor ve daha önce hiç böyle bir şey görmemiştim. Türkiye ve bu şarkının tüm sanatçılarının bu kadar özel bir şey üretebilecekleri için çok mutluyum. Bu gerçekten harika.” yorumu dikkatimi çeken örnekler arasında.

Fotoğraf: evrensel.net/

Susamam dinleyicileri tarafından sahiplenilse de bazı eleştirilere de maruz kaldı. En çok gelen eleştirilerden biri, LGBTİ konusunun işlenmemesi. Ben sadece LGBTİ’nin değil birçok önemli konunun işlenmediğini ve bazı konuların şu anki hallerinden çok daha iyi işlenebileceğini düşündüm.

LGBTİ temel noktalardan biri olduğu için, başlıklardan biri olsaydı iyi yapıldığı takdirde şarkıyı çok daha güçlendireceği kesindi. Ancak sadece Olay’ın klibine bakarak hatırlamamız gereken birçok konu olduğunu görebilirken, 15 dakikalık bir şarkının bile tüm bunları kapsamasını bekleyemeyiz.

Gelen bir diğer eleştiri ki benim de şarkıda rahatsız olduğum tek yerdi, kadına şiddet başlığında kullanılan eril dil. “Erkeksin ama insan değilsin” ve “Adam olamadınız bu kalıbının adamı mı para babalarınız?” sözlerindeki niyeti anlıyor ve perspektifin değişmesi gerektiğini düşünüyorum. İyi ve düzgün yapılmış bir işi “adam gibi” deyimiyle nitelemek ne kadar yanlışsa, kadına uygulanan şiddetin zayıflık ve korkaklıktan kaynaklandığı, dolayısıyla temsil edilmesi istenilen anlamların “erkek” veya “adam olmak” diyerek karşılanamayacağının gösterilmesi gerekirdi.

Şarkının yayınlanışının hemen ardından “Peki rockçılar ne yaptı?” gibi oldukça saçma olduğunu düşündüğüm bir eleştiri geldi. Susamam’ın amacının farkındalık yaratmak, birlik olmak ve ses çıkartmak da olduğunu düşünürsek, bu eleştiri hem rock müzisyenlerinin on yıllardır verdikleri mücadeleyi görmezden gelmek hem de yine bölünerek, kazanılan gücü kaybetmek anlamına geliyor.

Tabii önce bunun bir güç olduğunun farkına varırsak…

Karşılaşma

Sanat tek başına sistemi değiştirebilecek güçte değil ancak o potansiyeli harekete geçirecek farkındalığı ve cesareti verebilecek bir eylem. Gerçekten sanatçı dediğimiz insan da içinde bulunduğu ortamı, yaşadığı ve tanık olduğu duyguları anlayıp estetik biçimde ifade edebilme yeteneğinin verdiği sorumlulukla, dünyaya bunu başkalarının da hissedebileceği şekilde ve dürüstçe verebilen kişi. İnsanlar bu farkındalığı ve cesareti elde ettiklerinde, birbirleriyle paylaştıklarında bir şeyleri değiştirebilme potansiyeli kazanıyorlar. Bu nedenle bizim adımıza konuşmayan, yazmayan, şarkı söylemeyen, hikaye anlatmayan “sanatçı”lara küsüyoruz, hatta eserlerini tüketmeyi reddedebiliyoruz.

Enteresan şekilde Susamam, Olay ve Komedi v Dram’ın eleştirdiği sistem, onlara değer vermese de gücünün farkında gibi görünüyor. Aynı ben yapamadığım halde takip ettiğim yaşça büyük aydınların anladığı gibi.

Şarkıların kısa dönemde etkileri öylesine büyük oldu ki YouTube, haftanın en çok konuşulan videoları olmalarına ve sürekli artan izlenme sayılarına rağmen trend videolar listesinde Susamam ve Olay’ı göstermedi ancak gelen tepkilerle bunu düzeltti. Ardından (eski zamanlara kıyasla uzun denebilecek iki gün içerisinde) sorumlu olarak gösterilen sistemin Susamam’a itirazları geldi, müzisyenlerin biri ekibin tamamını temsil etmeyen bazı kişisel açıklamaları nedeniyle eleştirildi, ekibe henüz bilinmeyen bir nedenden dolayı soruşturma açıldı ve soruşturma üzerine bir müzisyenin gruptan ayrıldığını duyurdu.

Olay’ın klibine ise ikinci haftanın sonuna gelirken, olayların hepsini hepimiz yaşamamışız gibi +18 yaş sınırlaması getirildi. Susamam bu kadar insana ulaşmasaydı bu şarkıyı yapmış olmak yine de bir suç unsuru yaratır mıydı şüpheliyim. Hatta şimdi rap kapışmalarının da dahil olduğu pop kültürü insanların dikkatini dağıttığı için hip-hop’un yükselişi işlerine bile geliyor olmalıydı. Hem sistem hem biz bir gün içinde bu üç şarkıyı elimizde bulduğumuz için şaşırmış olabiliriz. Halbuki ne bu savaş alanındaki karşılaşma ne de zamanlaması tesadüf, Türkçe rap özüne dönmüş, biz ilgi göstermemişiz.

Türkçe Rap

Fotoğraf: tgb.gen.tr/

Rap müzik, hip-hop kültürünü oluşturan unsurlardan biri. 70’lerin başında New York’ta bir partide, bazı soul ve funk şarkılarının ilk kez sadece davul ritimlerinin çalınması hip-hop müziğinin doğuşunu başlatıyor. Sonrasında hip-hop, sokaklarda süren çatışmaları barış, sevgi, birlik, eğlence ve MC (emcee) kavramlarıyla çözmeye çalışan bir alt-kültüre evriliyor. Kültür, ücra sokaklardan tüm şehir ve ülkeye yayılacak kadar büyüyor.

Soğuk Savaş’ın devam ettiği yıllarda Amerika’dan Avrupa’ya sıçrayan rap, Almanya’ya, Berlin Duvarı’nı ve çevresini korumak için orada dolaşan Amerikan askerleri ile geliyor. İkinci kuşak ‘Almancı’ Türkler ise bu müziği kendi dertlerini anlatmak için kullanıyor ve Türkçe rap’i geliştiriyorlar. Müzik tabii ki Türkiye’ye de taşınıyor, büyüdükçe konuları çeşitlense da yaşanan sorunlar, haksızlık ve adaletsizliğe karşı ses çıkaran tavrını koruyor. Ancak arabesk gibi kanıksayarak, çözüm aramayarak hatta kendine acıyarak değil sorgulayarak ve bir farkındalık seviyesine sahip olarak… Şehrin sokaklarından ve yer altından gelişi temel sorunları doğrudan yakalamasını sağlıyor diyebiliriz.

Fotoğraf: evrensel.net/

90’larda Cartel, 2000’lerde Ceza ve nihayet Ezhel, Türkçe rap’i ana akıma taşıyan isimler olarak karşımıza çıkıyor. Onlarca başka grup ve müzisyense giderek büyüyen bir topluluğun temsilcileri olarak müzik yapmaya devam ediyorlar.

Tüm bunları araştırıp yazarken kendimi 90’larda rock müzik dinleyicilerine kim bu siyah giyen tipler, ne istiyorlar diye bakan güruh gibi hissediyorum… Son iki senedir Spotify Türkiye listelerinde ilk 10’un neredeyse tamamının rap şarkılarından oluştuğunu görmezden gelmesem de, birçok kişi gibi, bu denli önemli söyleyecek sözleri olduğunun farkında değildim. Ancak bunun en büyük nedenlerinden biri aylar süren rap kavgalarıyla insanları ciddi şekilde sıkmaları ve hip-hop’un atışmadan çok daha fazlası olması.

Rap Kalkışması denilen hareket ile aslında Türkçe rap, nihayet özüne dönerek, anlattıkları hikayelere artık çok daha fazla insanın önem vermesinin de sağladığı cesaretle yaşanılan sorunları haykırma ihtiyacı duymuş. Ancak içinde yaşadığımız zamana baktığımızda, daha çok insan dinlemese bile sanatçı refleksleriyle tepki göstermeyeceklerini düşünmek haksızlık olur.

Susaman ekibini bir araya getiren Şanışer, 2 ay önce yayınladığı “Günleri Geride Bırak” ile sonrasının sinyalini vermiş:

Kızıyorum dilinizden eksilmeyen yalanlara

Kötülükle iş görmeyi akıllılık sananlara

Haksızlığın farkında olup da sessiz kalanlara

En fazla kendime kızıyorum ama talan talaş

Yoruldum artık istemiyorum savaş mavaş

Aynalara bakamıyorum

(…)

Susup tepki çekmemek bi’ türlü yatmaz aklıma

Yaşadıklarının suçlusunun kendisi olmadığını bilse de onun sorunu, onun sorumluluğu olduğunu kabul etmiş. Susamam’da söylenen her şeyi belki bir albümle, tek başına, hatta daha iyi bir müzikaliteyle anlatsa bile farklı sınıf ve görüşlerden gelen insanların birlikte söylemesi kadar etkili olmayacağını fark etmiş ve müzisyenlere çağrıda bulunmuş. Böylece sorunların ortak olduğunu da gösterebilmiş.

Umut

Grubu terk eden müzisyenler olmasına bakılırsa en azından ekipteki herkesin şarkının bu kadar büyük gürültü koparacağını düşünmedikleri varsayılabilir. Ancak Instagram filtresi, t-shirt satışı ve bağış kampanyası bunun yayılması beklenen bir hareket olarak da planlandığı ipucunu veriyor.

Kampanyanın büyümesi, izlenme oranları, dinleyici tarafından sahiplenilmesi, destek mesajları ve tabii ki şarkıya yapılacak eklemeler kalkışmanın büyüyüp etkisini artıracak bir toplumsal harekete dönüştürme umudunu verdi. İki hafta sonrasında ise beklenen desteğin toplanmaması ve Susamam ekibi içerisindeki ayrışma umutsuzluğa ve hayal kırıklığına da neden oldu.

O kadar hızlı şekilde heyecanlanıyor ve o heyecanı kaybediyoruz ki, yıllar içinde çok fazla kırılmaktan, korkmaktan, güçsüz düşmekten ve kendi hayatımızı devam ettirmeye çalışırken artık takip edemediğimiz, etmek istemediğimiz olayların yoğunluğundan cesaretimizi yitirebiliyoruz. Belki naifliktir bu ya da dünyanın değişmeyeceğini kabul etmek için hala çok gencimdir ancak ben umutluyum ve bu umudu projeyi hayal eden, gerçekleştiren ve devam ettiren müzisyenlere de borçluyum.

Sanatçıların ve kamuoyunun büyüteceği destek, belki çeşitlendireceği bir hareket, Türkçe rap’in dünya müziği olma potansiyeli, bizim kendimizi ciddiye almamızı ve aksiyona geçmemizi sağladığı için uluslararası kamuoyunun meseleye değer vermesi, bizim aslında elimize bir meşale tutuşturulduğunu fark edip adım atmamız, hepsi önemli, hepsi mümkün. Hâlâ…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN