“Akıntı beni kuzey denizine atıyor, kuzeye doğru sürüklüyor. Norveç ve sonra da Finlandiya ve Rusya’nın yanından buzul Arktik Okyanusu. Uzun bir yolculuk… Gün ağardığında Japonya uzaklarda kalıyor ve aynı günün akşamında, sonunda Çin… Geldim, neredeyse evdeyim.”

Çin yemeği yememiş olanınız var mı? Peki ya köri soslu tavuk, yumurtalı noodle ya da tatlı-ekşi sosu duymamış olanınız? Tadına bakmamış olsanız da, mutlaka ‘Çin mutfağı’ başlığı altında ‘Çinliler’ diye tabir ettiğimiz fakat tüm Uzakdoğuluları içeren insanlara karşı bildiğinizi sandıklarınız vardır.

Altın Ejderha adlı Çin-Vietnam-Thai restoranının küçücük, daracık mutfağında geçer olay. Yer temsili bir restorandır, muhtemelen medeni dünyanın temsili bir şehrinde, binlerce Uzakdoğu restoranından biridir. Temsili bir apartmanın giriş katında, temsili bir ‘Çinli’yi konu alır, daha doğrusu söz konusu ağrıyan dişini.

Eşzamanlı olarak tanıştığımız apartman sakinleri giderek işlerin iç yüzünü gösterirler izleyicilere. Her şey Altın Ejderha’da sevdiği yemeği numarasıyla sipariş etmek kadar kolay değildir. Aynı daireyi paylaşan iki hostes kadın, karısıyla sorunlar yaşayan çizgili gömlekli adam, apartmanın girişindeki marketin sahibi, ilişkisi yeni bir boyut kazanan genç çift ve daha genç olmayı arzulayan yaşlı bir adam… Hepsinin ortak noktası, Altın Ejderha’da yemek yemeleridir. Küçücük, daracık mutfakta çalışan ‘Çinliler’in ortak noktası ise paylaşılan vatan hasretinden bambaşkadır. Hasret; tıpkı bitmeyen, sürekli rahatsız eden, çekilmez bir diş ağrısı!

Bir saat on dakikanın nasıl geçtiğini anlamadan, her dot oyununda olduğu gibi yine gerçekliği yüzünüze şiddetle vurmaktan çekinmeyen bir içerik ve oyunculukla karşılaşmaya hazır olun. “Kah güldüren kah düşündüren” klişesini kullanmak istemediğim kadar klişeden uzak, bir o kadar da klişelerin üzerinde ip cambazlığı yapan bir oyun “Altın Ejderha“.

Tecrübeli oyunculardan Deniz Türkali’ye eşlik eden duayen Köksal Engür sesiyle sizi hemen etkisi altına alırken genç oyuncular Enis Arıkan (TV’den bildiğimiz ‘Uçurum’ dizisinde canlandırdığı otistik karakterle zaten gönlümüzde taht kurmuştu)  ve Saim Karakale performanslarıyla sizi kendilerine hayran bırakacaklar. Bu oyunda en çok dikkatimi çeken, aynı hafta yine dot’un ‘İki Kişilik Bir Oyun’unda da izlediğim Ece Dizdar. Kendisini nefesinin son raddesinde çığlık atarken, gülerken ya da bir saniye içerisinde tamamen kişilik değiştirirken izlemek kesinlikle etkileyici. Bu üç genç oyuncuyu daha birçok rolde görmek için şimdiden can atıyorum, takip listemde yerlerini aldılar.

Sahnenin oyunun başından sonuna ne hale geldiğini bir de kendiniz görün, emeklerine şapka çıkartacaksınız. Emek demişken, dot’ta geçen sezon izlediğim ‘Supernova’ oyunu kadar fiziksel efor gerektiren bir performans değil belki bu ama yine de enerjisi oldukça yüksek. Gerek müzik kullanımı, gerek sahneye konuş tarzıyla yenilikçi bir performans arayanlara duyurulur. İçeriğin sadece yetişkinlere tavsiye edildiğini ilk kez gidecek olanlara belirtmek gerekir tabii. İzleyeceğiniz ilk dot oyunu olacaksa son olmayacağını garanti ederim.

Orijinal Adı: Der Goldene Drache

Yazan: Ronald Schimmelpfenning

Çeviren ve Yöneten: Serkan Salihoğlu

Oyuncular: Deniz Türkali, Köksal Engür, Ece Dizdar, Enis Arıkan, Saim Karakale

Fotoğraflar: http://www.go-dot.org/?p=1247

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?