Zamanın izlerini taşıyan Zeyrek Çinili Hamam, bu kez Margaret R. Thompson’ın “Temenos: İç Deniz” sergisiyle duyusal bir deneyim alanına dönüşüyor. Doğadan toplanan pigmentler, mineraller ve ritüelistik malzemelerle kurulan bu dünya; izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, hissetmeye, yavaşlamaya ve içe doğru bir yolculuğa davet ediyor. Resim, koku ve mekânın iç içe geçtiği sergi, küratör Anlam de Coster’ın kurgusuyla, görünen ile görünmeyen, beden ile doğa arasındaki sınırları belirsizleştiren çok katmanlı bir deneyim sunuyor. Ben de serginin yaratıcısı, sanatçı Margaret R. Thompson ile pratiğinin izini ve “temenos” kavramını; küratörle ise bu yapının nasıl şekillendiğini, serginin küratörü Anlam de Coster ileyse serginin nasıl kurgulandığını konuşma şansı yakaladım.

margaret_thompson
Margaret R. Thompson | Fotoğraf: Elif Kahveci

“Temenos: İç Deniz” başlığı çok güçlü bir imge kuruyor. Bu başlık sizin pratiğinizde nasıl ortaya çıktı ve sergide izleyicinin nasıl bir yolculuk yaşamasını istiyorsunuz?

Margaret R. Thompson: Çalışmalarımın büyük bir bölümü hem içsel hem de dışsal anlamda kutsal alanlar etrafında şekilleniyor. Zeyrek Çinili Hamam’ı ilk kez ziyaret ettiğimde, onu çok katmanlı bir kutsal mekân, bir sığınak olarak hissettim. Mekâna dair ilk gözlemlerimden yola çıkarak yaptığım araştırmalarda, “temenos” kelimesiyle karşılaştım; Antik Yunanca’da bu kelime, insan ile ilahi olanın kesiştiği, dış dünyadan ayrılmış kutsal bir alan anlamına geliyor. Hamamın yer altındaki sarnıcını bir “temenos” olarak hayal ettim; resimlerimin de bu sessiz mekânda bir tür sığınak hissi sunmasını istedim. Sarnıçtaki su öğesi hem hamam ritüellerindeki arınma pratiğiyle hem de geçmişte kuraklık ya da kuşatma dönemlerinde insanlar için bir yaşam kaynağı olmasıyla üretim sürecime yön verdi. Resimlerin, izleyicileri bir Temenos’un güvenli alanı içinde kendi ilksel iç dünyalarına davet etmesini; bilinçdışına ait ortak ve derin bir alana doğru bir keşif sunmasını amaçladım. Sergide buna “iç deniz” adını veriyorum.

Eserlerinizde kullandığınız malzemelerin farklı coğrafyalardan toplanmış olması dikkat çekiyor. Bu materyaller sizin için sadece bir ifade aracı mı, yoksa geldikleri yerlerin hafızasını da taşıyan bir anlatı mı?

Margaret R. Thompson: Kullandığım malzemeler, doğanın gücü ve varlığıyla; aynı zamanda üretimlerime ilham veren mekânlar ve onların taşıdığı tarih ile kurduğum bağın bir parçası. Bu üretim sürecinde kullandığım malzemelerin hikâyesi Boğaz’dan alınan su, Kapalıçarşı’dan temin edilen zerdeçal ve ipekler ile lotus yağı resimlerimde kurduğum sembolik dünyanın ayrılmaz bir parçası gibi hissettiriyor.

10-margaret-r-thompson-_-temenos_-the-inland-sea-2026
Temenos | Fotoğraf: Hadiye Cangökçe

Zeyrek Çinili Hamam gibi tarihsel ve ritüelistik bir mekânda sergi açmak sanatsal üretiminizi nasıl etkiledi? Mekân, eserlerin ifade biçimini etkiledi mi?

Margaret R. Thompson: Ritüellerle iç içe yaşıyorum; bu, günlük hayatımın doğal bir parçası. Zeyrek Çinili Hamam için üretmek ve eserlerimi bu mekânda sergilemek, sanatsal bakış açımla derin bir uyum içerisindeydi. Bu kadim şehirde, zamanın derin katmanlarıyla çalışmak beni zamansızlık kavramına dair görsel dilimi genişletmeye yöneltti. Sarnıç ise suyla kurduğum ilişkiyi; onu bir ritüel aracı ve hafızayı taşıyan bir kanal olarak düşünme biçimimi daha da derinleştirdi. Resimlerim de zamanla daha akışkan, ışıkla dolu bir varlık kazandı.

Resimlerinizde figürlerin doğayla iç içe geçtiği, sınırların belirsizleştiği bir dil görüyoruz. Bu yaklaşım, insan ve doğa arasındaki ilişkiye dair nasıl bir önerme sunuyor?

Margaret R. Thompson: Çalışmalarımda sınırların belirsizleştiği bu hâli “somatik bir serap” olarak tanımlıyorum. Resim yaparken, kendimle çevrem arasındaki ayrımın çözülmeye başladığını hissediyor; doğayla bütünleşmiş bir varoluş hâline yaklaşıyorum. Her şeyi bir enerji olarak düşünüyorum; resimdeki tüm unsurların aynı yaratıcı güçten doğduğunu ve yeniden ona doğru hareket ettiğini hayal ediyorum. İzleyicinin de bu sınırların eridiği hissi deneyimlemesini istiyorum.

Çalışmalarınızda mitoloji, hafıza ve bilinçdışı önemli bir yer tutuyor. Bu sembolik dil zamanla kendiliğinden mi oluştu, yoksa baştan itibaren bilinçli bir kurgu muydu?

Margaret R. Thompson: Çocukluğumdan beri sembollere karşı güçlü bir sezgisel yakınlık hissediyorum. Sekiz yaşındayken Mısır hiyerogliflerine büyük bir ilgi duymaya başladım ve kendi düşüncelerimi bu sembollerle yazmayı öğrendim. Maneviyatın doğal bir parçası olduğu bir evde büyüdüm; annem uykuya dalmama yardımcı olmak için bana görsel meditasyonlar yaptırırdı. Her zaman güzelliğin ve gizemin peşinden giden biri oldum. Ritüel ve büyü üzerine etnografik araştırmalar yapıyor, başkalarının üretimlerinde de bu unsurlara çekim duyuyorum. Zaman içinde sembolik dil, pratiğimin merkezine yerleşti; hayatımın doğal bir parçası olarak gelişti ve sanatımda giderek daha derin anlamlar kazandı.

anlam_de_coster
Anlam de Coster | Fotoğraf:  Elif Kahveci

“Temenos” kavramını mekânla birlikte ele alırken küratöryel yaklaşımınız neydi?

Anlam de Coster: Margaret R. Thompson İstanbul’daki araştırma seyahatinden sonra sergiyi “temenos” kavramı etrafında kurgulamak istediğini söylediğinde çok heyecanlandım. Aslında açılış sergimiz Kalıntıların Şifası’ndan beri geçmiş medeniyetler, psikanaliz, ritüel ve hamam arasındaki ilişki üzerine düşünüyordum; temenos bu dünyaların kesişim kümesini temsil ediyor. 

Temenos, gündelik yaşamdan ayrıştırılmış, insan ile ilahi olan arasındaki geçişi mümkün kılan kutsal alanı tarif ediyor. Antik dünyada bu alan bazen bir tapınak arazisi, bazen korunaklı bir orman ya da bir pınar olabiliyor. Jung ise bu kavramı içsel bir dönüşüm mekânı olarak yeniden yorumluyor; kişinin bilinçdışıyla güvenli biçimde karşılaşabildiği bir tür psikolojik sığınak olarak ele alıyor. Bu iki yaklaşım sergide iç içe geçti. Çünkü tarihsel olarak hamamın kendisi de bir tür temenos işlevi görüyor: toplumsal rollerin geçici olarak askıya alındığı, bedenin ve zihnin dönüşüme açıldığı bir eşik mekân.

Hamamın yeraltına açılan kapısı olan Bizans sarnıcı ise benim için adeta yapının bilinçaltı gibi çalışıyor. Görünmeyen, sessiz, karanlık ama aynı zamanda koruyucu bir alan. Margaret’ın işleri de tam bu noktada devreye giriyor; bir şeyi temsil etmekten çok, algının ve sezginin farklı katmanlarına açılan geçitler gibi işliyor. Dolayısıyla sergiyi yalnızca görsel bir deneyim olarak değil, izleyicinin içine gireceği çok duyulu bir ritüel olarak düşünmeye başladık.

Bu nedenle koku ve ses serginin ayrılmaz parçaları oldu. Antik tapınak ritüellerinde koku, görünmeyen olanla bağ kurmayı sağlayan temel unsurlardan biri. Margaret, Homemade Aromaterapi iş birliğiyle sergiye özel bir koku geliştirdi. Ses yerleştirmesi ise sanatçının Burgazada’da yaptığı kayıtlardan oluşuyor. İki boyutlu eserleri ses ve kokuyla birlikte düşünmek, izleyiciyi rasyonel bir okumanın ötesine taşıyan daha sezgisel, neredeyse sinestezik bir karşılaşma alanı yaratma arzusundan doğdu.

14-margaret-r-thompson-_-temenos_-the-inland-sea-2026
Temenos | Fotoğraf: Hadiye Cangökçe

Zeyrek Çinili Hamam’ın sanat programını yöneten biri olarak, bu projede mekânla kurduğunuz ilişki nasıl şekillendi?

Anlam de Coster: Zeyrek Çinili Hamam’ı hiçbir zaman nötr bir sergileme alanı olarak düşünmüyorum. Baştan beri Kurucu Direktör Koza Güreli Yazgan ile ortak yaklaşımımız, hamamı ve altında keşfedilen Bizans sarnıcını bir dekor olarak kullanmak yerine programın omurgası haline getirmekti. Dolayısıyla burada gerçekleşen her sergi, mekânın fiziksel, tarihsel ve sembolik katmanlarıyla bir diyalog kurmak zorunda.

Her proje bu ilişkiyi biraz daha derinleştiriyor. Zaman içinde mekânla kurduğum bağın daha sezgisel bir boyuta taşındığını hissediyorum. Sarnıcın mimarisi ve tarihçesi kadar gizemleri ve çağrışımları da küratoryal yaklaşımımı şekillendiriyor. Üstelik sanatçılar mekâna özgü işler ürettikleri için süreç yalnızca sanatçıyla değil, aynı zamanda mekânın kendisiyle kurulan üçlü bir diyaloğa dönüşüyor. Bu anlamda mekân, yalnızca eserlerin sergilendiği bir yer değil, serginin aktif bir karakteri haline geliyor.

Margaret’ın pratiğiyle sarnıç arasında çok doğal bir rezonans oluştu. İlk geldiğinde burayı bir batık saray ya da rahmi andıran gizemli bir mağara gibi deneyimlemişti. Onun eserlerinde zaten zamanın ötesinde bilinç alanlarına açılan, görünen ile görünmeyen arasında gidip gelen bir dil var. Bu nedenle işler sarnıca yerleştiğinde sanki hep oradalarmış hissi oluştu.

4-margaret-r-thompson-_-temenos_-the-inland-sea-2026
Temenos | Fotoğraf: Hadiye Cangökçe

“Temenos: İç Deniz”de izleyicinin mekân içinde nasıl hareket etmesini ve işlerle nasıl bir deneyim kurmasını hedeflediniz?

Anlam de Coster: Serginin hareket yönünü büyük ölçüde sarnıcın yeraltında saklı oluşu ve Margaret’ın bu mekânda hissettikleri belirledi. Thompson sarnıcı bir “iç deniz” olarak tahayyül etti. Dolayısıyla aşağıya iniş fikri yalnızca fiziksel değil; dikkati içe yönelten, bilinçdışına doğru ilerleyen bir hareket olarak ele alındı. Jung’un deyimiyle deniz, bilinçdışının en güçlü simgelerinden biri; hem başlangıcı hem dönüşümü temsil ediyor.

Bugün hem materyalist dünyada hem de spiritüel akımlarda sürekli bir “yükselme” fikri yüceltiliyor. Oysa bu sergide bizi ilgilendiren şey biraz ters yönde ilerlemekti: aşağı inmek, karanlığa yaklaşmak, bilinmeyenle karşılaşmak. Hamamın yıldızlı kubbeleriyle onların altında gizlenen sarnıcın karanlık dünyası arasındaki kutupsallık da serginin temel eksenlerinden biri oldu. Margaret’ın eserleri de zamanın başlangıcı ve kıyamet, yükseliş ve derinlere dalış arasında gidip geliyor. Herakleitos’un söylediği gibi, yukarı çıkan yol ile aşağı inen yol aslında aynı yol.

İzleyicinin sergiyi hızlıca tüketmesini değil, yavaşlamasını ve mekânın ritmine teslim olmasını hayal ettik; bu temenosa yalnızca bakarak değil, bedensel ve sezgisel olarak da dahil olmasını ümit ettik. 

Son bir not: “Temenos: İç Deniz”, yalnızca bakılan değil, içinde dolaşılan, hissedilen ve zamanla açılan bir deneyim sunuyor. Zeyrek Çinili Hamam’ın hafızasıyla birleşen bu içsel yolculuk, her ziyaretçide farklı bir iz bırakarak, sergiden çıkıldıktan sonra da etkisini sürdürmeye devam ediyor. Sergi, 30.08.2026 tarihine kadar ziyaret edilebiliyor.

Kapak Fotoğrafı Kaynağı: Hadiye Cangökçe

İlginizi çekebilir: Burcu Dimili’den Canavarların Vaatleri Sanatçıları ile: Sergi Üzerine Sohbet