Bakırköy Belediye Tiyatrosu, Terör ile biz tiyatroseverleri bu kez bir duruşmaya çağırıyor. Ferdinand von Schirach’ın yazdığı bu davada seyirci değil, jüri olarak görev alıyor; başarılı oyuncularla birlikte bir insanın hayatının başka bir insana tercih edilip edilmeyeceğini yargılıyoruz.

Bu kez tiyatro sahnesi, bir duruşma salonu; bir hakim, bir sanık, bir savcı ve iki tanıkla birlikte önemli bir davayı sonuçlandırmak için toplanmış bulunuyoruz. Önce olayın ayrıntılarını öğrenecek, sonra salondaki (sahnedeki) herkesi teker teker dinleyecek ve jüri olarak biz seyirciler davayı karara bağlayacağız. Dava zor ama işimiz daha zor. Bizim kararımıza göre sanık ya beraat edecek ya da en yüksek cezayı alacak. İlk başta can kulağıyla hakime hanımı dinliyor ve olayı anlamaya çalışıyoruz.

Berlin’den Münih’e giden bir Lufthansa uçağı, 164 yolcusuyla bir terörist tarafından kaçırılmıştır. Teröristin amacı, 70.000 kişinin Almanya-İngiltere futbol maçını izlediği stadyuma uçağı düşürmek ve hem uçaktakileri hem de stadyumdakileri öldürmek.. Uçuşa müdahele etmek üzere eski Binbaşı Lars Koch gönderilmiştir. Terörist uyarı ateşine iki kez olumsuz cevap vermesi sonucuda, çok önemli bir karar vermek durumunda kalır. Ya uçaktaki 164 kişiyi öldürecek, bu durumda 70.000 kişi kurtulacak ya da 70.000 kişinin uçaktakilerle birlikte ölmesini izleyecektir. Emirler açıktır, anayasada kurallar bellidir ancak pilot bir tercih yapar ve kararını uygular. Şimdi ise bu olayın davası görülmekte, insan onurunun irdelendiği bir duruşma gerçekleşmektedir. Tanık olarak pilota dön emrini veren Yarbay Lauterbach’ın ve uçakta eşini kaybeden hemşire Fransizka Meiser’in ifadeleri dinlenir. Ardından Bay Koch’un açıklaması duruşmada yerini alır. Savcı uzun uzun, olayı hem teknik hem de hukuki açıdan incelemesini bizlerle paylaşır. Son olarak da Bay Koch’un avukatı savunmasını yapar ve duruşmayı karara bağlamaya sıra gelir. Her iki tarafın ifadeleri, savcı ve avukatın açıklamaları yapılırken, sahnenin arkasında biz jürinin daha iyi şekilde anlaması için siyah tahtaya gerekli tüm bilgiler, istatistikler, ifadelerin can alıcı noktaları yazılır. Tüm açıklamalar bittikten sonra davaya jürinin kararını vermesi için ara verilir. İşte bizler de on beş dakika içinde kararımıza göre elimizdeki suçlu ve suçsuz kartlardan birini sandığa atarız. Süre bitince oylar sayılır ve sonuç hakime hanım tarafından izleyicilerle paylaşılır.

Dava ilerlerken jüri koltuğundan bir insanın hayatının başka bir hayata tercih edilip edilmeyeceğini, anayasaya veya önceden yazılan kurallara her zaman uyulup uyulmayacağını, vicdanın birçok prensip ve yönetmelikten çok daha önde gelip gelmediğini ve vicdanımızın sesini dinleyince yaptığımızın etik olup olmadığını sorguladık. Bir insanın yaşamına son verirken o insanın ve bir bakıma ailesinin ve kendisinin bundan sonraki hayatına da son veriliyor ancak bazı durumlarda binlerce insanın da bundan sonraki hayatı onlara geri bağışlanmış olunabiliyor. Değerlerimiz, kime göre, neye göre değerli veya değersiz; olasılıklara göre hareket etmeli mi, sonra o bir ihtimal, felaketimiz mi yoksa kurtuluşumuz mu olur? Yüz dakikalık oyun boyunca o kadar çok şeyi sordum, cevabını bulmaya çalıştım ki, düşüncelerimden yorgun düşmüş olarak duruşma salonundan ayrıldım. Sandığa attığım kararın doğru olduğuna inanıyorum ancak yine de, ertesi sabah uyandığımda “acaba kararım doğru muydu?’ diye düşünüyordum.

Terör aynı zamanda hukukçu olan Ferdinand von Schirach tarafından kaleme alınmış. Zaten metne bakınca hukuk diline ve dünyasına hakim biri olduğunu anlamamak mümkün değil. Metnin çevirisi bir Yücel Erten harikası. Bugüne kadar çevirdiği ve benim de Türkçesine hayran olduğum oyunları düşününce bu oyunda da yanılmayacağımı biliyordum, öyle de oldu. Nurkan Erpulat, yönetmen olarak oyunu kendimizi gerçek bir duruşma salonunda hissettirecek kadar başarıyla ve doğru bir rejiyle sahneye koymuş.

Oyuncular Burak Dur, Çetin Etili, Fidan Tek Koşar, Edip Saner, İlkin Tüfekçi ve Gülce Uğurlu’nun performansı, canlandırdıkları karaktere göre tam da olması gibi, eksik bir yan yok, abartıya kaçan bir durum hiç yok. Fidan Tek Koşar, Alman mahkemesinden izinli gelmiş hakim gibi inandırcıydı, İlkin Tüfekçi ise Franziska’nın acısını bize de yaşattı. Özellikle, Gülce Uğurlu’nun soğuk, hiçbir duyguyu dışa vurmayan ifadesiz tavrıyla tipik bir savcıyı canlandırmasını büyük bir dikkatle izledim. Kerem Çetinel’in siyah zeminde tebeşirle yarattığı ve siyah panoyla oyuna sahnelenirken yeni bir dekor kazandırdığı tasarımı oldukça etkileyiciydi.

Terör “yine BBT ve yine iyi iş” dedirten, bize de seyirci olarak oyun izlemek dışında önemli bir sorumluluk veren, çıkan sonuca göre başta insan onuru olmak üzere birçok kavramı tekrar tekrar sorgulatan başarılı bir oyun. Sezonun bitmesine üç ay kalmışken, listenizde bu oyuna lütfen öncelik verin. Sonra, benim gibi bu önceliği ‘sezonun en iyileri’ listenize de vereceğinizden eminim. İyi seyirler!

*NOT: Terör’le ilgili teknik bir bilgiyi de paylaşayım. Terör, geçen sezondan bu yana Yücel Erten’in yönetmenliğinde Sahne Ankara tarafından da sahneleniyor. Bugüne kadar Almanya’da 40, Avusturya’da 4, İsviçre’de 3, Japonya’da 2, Danimarka, Slovenya, Macaristan, Amerika, İsrail ve Venezuella’da 1 tiyatroda oynanmış. Türkiye de dahil olmak üzere tüm bu ülkelerde 434.742 izleyici jüri koltuğunda oyunu kullanmış. Sonuçlarla ilgili detaylı bilgiyi kendi sitelerinden görebilirsiniz: http://terror.theater/en

Fotoğraflar için Emre Mollaoğlu’na özel teşekkürlerimle…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?