Her türlü modunuzda size iyi gelecek, insanın içini ısıtan, sıcacık bir aile dizisinden bahsetmek istiyorum size: This Is Us. Dizi, 2016 sonbaharından beri, ortalama 40 dakikalık bölümler ile NBC’de yayınlanıyor. Özellikle son zamanlarda, herkesin ‘mutlaka izlenecek diziler’ listesine hızlıca giriş yapan dizi, geçtiğimiz günlerde üçüncü sezon finaliyle ekranlardaydı. Okumaya devam ettikçe nedenini daha iyi anlayacağınızı bilsem de şimdiden açıkça söylemeliyim; This Is Us, ilk dakikasından itibaren sizi içine çeken, aileniz ve çevrenizdekilerle ilişkinizi iyi anlamda sorgulatan bir dizi. Bana sorarsanız, tam anlamıyla, izleyenin iyi ki’si, izlemeyenin keşke’si niteliğinde.

This Is Us ile ilgili öncelikle vurgulamak istediğim nokta, karakterlerin içtenliği ve her birinin ne kadar gerçek olduğu. Mandy Moore, Sterling K. Brown, Chrissy Metz ve Justin Hartley, en çok da Milo Ventimiglia, oyunculuklarıyla adeta büyülüyor. Karakterlerden detaylıca bahsetmem gerekirse, Rebacca (Mandy Moore) ve Jack Pearson‘ın (Milo Ventimiglia) anne ve baba olduğu, beş kişilik bir aileyi izliyoruz. Bu ikili, sürekli olarak fazla kiloları ile mücadele eden Kate (Chrissy Metz) ve ‘The Manny’ isimli bir dizide oynayan popüler ve yakışıklı aktör Kevin‘in (Justin Hartley) biyolojik anne babası. Bir de ailenin aslında üçüz beklerken bir bebeklerini kaybetmeleri sonucu, adeta kaderin gücünü yansıtır nitelikte, evlat edindikleri Randall (Sterling K. Brown) var. Anlayacağınız, Rebacca ve Jack ikilisi hastaneden, kendilerini hazırladıkları gibi üç çocuk ile ayrılıyorlar.

Bana sorarsanız, dizinin samimiyetinin, içtenliğinin ve herkesi mutlaka ama mutlaka bir noktadan yakalıyor olmasının birçok sebebi var. Bunlardan bir tanesi evrensel duygulara hitap ediyor olması. This Is Us, son zamanlarda izlemeye alıştığımız, popüler kültür dizilerinden gerçekten çok farklı. Birbirinin arkasından iş çeviren karakterler, entrikalar, dedikodular, söylenen yalanlar, hırs, kurnazlık yok. Sıcaklık, aile bağları, sevgi, bağlılık, kardeşlik var. Dizi, bu açıdan herkese dokunan bir özelliğe sahip. Bu da kendinizi bazı anlarda oyuncularla birlikte kahkahalara boğulurken, bazen de gözünüzden bir damla yaş süzülürken buluyorsunuz. Kolayca kendinizi özdeşleştiriyorsunuz anlatılanlarla.

Bir de karakterler o kadar boyutlu ki, yani hiçbiri mükemmel değil, her biri 36 yaşında olmasına rağmen farklı hayatlara ve dolayısıyla farklı dertlere sahipler. Randall’ın öz babasını arayıp bulması, sonrasında onunla yüzleşmesi, Kate’in obezite ile olan mücadelesi ve bu problemin aslında öz saygı ve öz sevgi eksikliğinden kaynaklandığını fark ettiği anlar, Kevin’in ise içinde yer aldığı dünyanın sahteliğini görüp hayatında gerçek şeylere yer verme çabası; aslında hepsi her birimizden parçalar taşıyor. Karakterler tüm gerçeklikleriyle karşımızdalar; korkularıyla, kışkançlıklarıyla, travmalarıyla. Ve inanır mısınız, dizi ve filmlerde hayranlık duymamız için çizilen kusursuz insan profillerine kıyasla çok daha tanıdık ve sevimliler.

Ve tabi, dizinin geri dönüşlerle ilerleyen, iki ayrı zamanı bir arada anlatan muhteşem kurgusundan bahsetmemek olmaz. Temel olarak dizi, aynı gün dünyaya gelen ama birbirlerinden bambaşka yaşantılara sahip insanların birbirleriyle olan bağlantısını konu alıyor. Dizide her bir karakterin hayatı o kadar detaylı işleniyor ki, hepsinin yaptığı sayısız hata olmasına rağmen, hiçbirine kızamıyor veya ‘neden böyle yaptı ki?’ diyemiyorsunuz. Çünkü karakterlerin her davranışının arkasındaki sebebini biliyorsunuz. Böylece hiçbirini suçlamıyor, derin bir kabul ve akış haline geçiyorsunuz. Hayatın tüm zorluklarına ve belirsizliklerine rağmen, her koşulda birbirlerinin yanında olan bu sıcacık aileyle tanışmak ve onların duygu dolu, gerçek dünyasında siz de yerinizi almak için bir an önce başlayın derim.

IMDb puanı: 8.7/10

İlginizi çekebilir: Nybatteri’den After Life

 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN