Uzunca ilişkileri için bir sonraki adımı atıp birlikte şehir dışında, ormanın içinde bir eve taşınan ve burada yeni bir hayata başlayan genç bir çiftin yaşadığı dehşeti konu alıyor Together filmi. Üstelik dehşetin kaynağı gördükleri sanrılar, karşılarında beliren yaratıklar ya da yaşamlarını tehdit eden kötü niyetli insanlar değil — bizzat kendi fiziksel bütünlükleri. Filmde, bedenleri istemsizce birleşmeye başlayan çiftin korku dolu anları, ciddileşen ilişkilerinin ve birbirlerine olan karşılıklı bağımlılıklarının bir metaforuna dönüşüyor. Avustralya’dan Michael Shanks’in ilk uzun metrajlı filmi, prömiyerinin yapıldığı Sundance Film Festivali’nden beri çığ gibi büyüyen bir ilgiyi hak ediyor: Body horror türünün başarılı bir örneği olan Together, gerçekten de yılın şimdilik en iyi korku filmi.

together - dave franco

Öncelikle, son on yıldır dikkat çekici bir yükselişe geçen Avustralya korku sinemasının kalburüstü örnekleri arasından farklılaşarak sıyrılıyor Together. Hepsi özgün ve yaratıcı şekillerde yas kavramını işleyen The Babadook (2014), Relic (2020), Talk to Me (2023) ve aynı gün gösterime giren Bring Her Back‘in (2025) aksine, ölümü ve kaybı bir kenara bırakıp çok daha yaşama dair bir korkuyu somutlaştırmayı seçiyor: Hayatının sonuna kadar bir başka bireye bağlı ve bağımlı yaşama korkusunu. Filmde, ilkokul öğretmeni Millie (Alison Brie) ve müzisyen Tim (Dave Franco), Millie’nin bir kasaba okulundaki yeni işi için birlikte şehir dışına taşınma kararı alıyorlar. Bu Millie’nin kariyeri için oldukça önemli bir adım olsa da, araba kullanmayı bilmeyen ve sevdiği işi yapmaya devam edebilmek için sık sık şehre gidip gelmesi gereken Tim için ise kısıtlayıcı ve bağlayıcı bir adım oluyor. Evden çıkmasının tek yolu Millie’nin onu arabasıyla bir yerlere bırakması olan Tim, o olmadan hareket edemeyecek, nefes alamayacak, yaşamsal fonksiyonlarını yerine getiremeyecek hâle geliyor. Sanki Millie’den önceki hayatında hareket edemiyor, nefes alamıyormuşcasına, ayrılık ihtimalinin ölümle eşdeğer olduğunu düşünüyor ve tek başına yapamayacağı için mutsuzluğa katlanmayı yeğliyor. Düşürdüğünde eli ayağına dolaştığı, “demolarını barındıran” telefonuna partnerinden daha fazla önem verdiği illüzyonuna kapıldığı için Millie’ye derisiyle, etiyle, kemiğiyle bağlanmaya başladığını fark etmesi uzun sürüyor.

together

Filmin bir noktasında “Eğer şimdi ayrılmazsak, bundan sonra ayrılmak çok zor olacak.” diyor karakterlerden biri. Söz konusu sahnede olabildiğine gerçek anlamda bir ayrılıktan, olabildiğine fiziksel ve gore bir şekilde bedenlerini ayırmaktan söz etseler de, uzun ilişki metaforu açısından bakıldığında filmin tümünü özetleyen bir tespit oluyor bu. Çünkü ilişkilerde, bireyler kendi yaşamlarında fark etmedikleri ya da bir şekilde o gidermeyi öğrendikleri eksiklerini düzenli bir şekilde gideren bir diğerini tamamlayıcı olarak görmeye başlıyorlar. Bazı gerçekten uyumlu çiftler, iki parçalı bir yapboz gibi birbirlerinin tüm eksiklerini tamamlayabiliyorlar. İlişkinin ciddiyeti arttıkça ve süresi uzadıkça bu tamamlayıcılık bir alışkanlığa, alışkanlık ise muhtaç olma durumuna, dolayısıyla karşılıklı bağımlığa dönüşüyor. Yapboz parçaları, üzerlerine dökülen sıvı yapıştırıcı kuruduğunda sanki hep tek bir parça olagelmişler gibi bir hâl alıyorlar. Eğer zamanında ayrılmazlarsa, onları ayırmak (imkansızlaşmak değil ama) zorlaşıyor. Ayrıldıklarında yırtılıyor, bükülüyorlar; orijinal formlarını kaybediyorlar.

Peki ya bu karşılıklı bağımlılık hâline, “hayatlarını birleştirmeye”, “bir olmaya”, “tek vücutmuş gibi hareket etmeye” itirazları yoksa? Together, birleşmeye karşı koymak ve koymamak ya da başka bir deyişle evliliğe hazır olmak ve olmamak arasındaki farkı, bedensel bütünlüğü bozulmuş ucube yaratıklar ve gerçek anlamda “bir olmuş” huzurlu, ütopik bedenler üzerinden kıyaslıyor.

together - dave franco

Tüm bu ilişki dinamiklerini ve evliliğe dair toplumsal baskıyı birer korku unsuru olarak paketlemeyi başaran Together, bu paketin biçimiyle de büyülüyor. Duş alan bir Dave Franco’yu ya da tuvalet kabininde seks yapan bir çifti seksi olmaktan uzaklaştırabilen, kamera hareketleri ve kurgunun başarısıyla, plastik makyaj, pratik görsel efektler ve ses tasarımının etkisiyle izleyiciye gördükleri karşısında arzudan çok dehşet hissettirebilen bir yönetmenlik becerisi var filmde. Bir de mizah… Çok doğru anlarda çok doğru şekillerde sarf edilen cümleler, “Valium / Actually it’s called Diazepam now.” tekrarı gibi senaryoya yedirilmiş absürt detaylar ya da sinema tarihinin en tuhaf Spice Girls needle drop‘ı, en korkunç ve kanlı anlarda dahi güldürmeyi başarıyor. Michael Shanks, sonraki filmlerini merakla bekleyeceğim yeni yönetmenler listesindeki yerini kolayca alıyor.

together filmi

Filmine fazlasıyla güvenen Neon’un izlediği pazarlama stratejisi de filmin kendisi kadar dikkat çekici. İki yıldır Osgood Perkins filmleri Longlegs ve The Monkey özelindeki kampanyaları filmlerin kendisinden daha çok konuşulan şirket, beklentileri filmin karşılayabileceğinden daha yükseklere çıkardığı için bende hayal kırıklıkları yaratmıştı. Together‘ın kampanyası ise gerçek bir ilişkiyle iç içe ve gerçek ilişkilere olası etkileri üzerinden yürüdüğü için tam da bekleneni bulmakla sonuçlanıyor.

Millie ve Tim’i canlandıran Alison Brie ve Dave Franco‘nun gerçek hayatta evli olduğu bilgisi, filmin agresif pazarlama kampanyasının ve tanıtım turlarının merkezine yerleştirilmiş durumda. Sanki herhangi yetenekli iki oyuncu ikisinin geçirdiği duyguları ve korkuları geçiremezmişcesine, bizi ikna edemezmişcesine önemsenen bu bilgi bence izleyici için önemli değil. Öte yandan iki oyuncunun gerçek ilişkilerinde benzer evrelerden geçmiş ya da geçiyor olma ihtimalleri açıkçası beni çok güldürüyor ve bu durum korkunun arasına komediyi dozunda ve başarılı bir şekilde yedirmeyi başarmış bu filmin mizah anlayışına da çok uygun görünüyor.

youtube play youtube play

IMDb