Trani ve Villa Galentino: Puglia’nın Sessiz Zarafeti
Puglia’ya bu kez gidişimde rotamı Trani’ye çevirdim. Adriyatik Denizi’nin kıyısında, Puglia’nın merkezi Bari’nin 40 km kuzeybatısında bulunuyor. Taş sokakları, pastel tonlu binaları ve dingin limanıyla Trani, Puglia’nın en zarif ve huzurlu şehirlerinden biri. Küçük ama karakteri büyük bir sahil kasabası. Denizle tarihin iç içe geçtiği, kalabalıktan uzak ama aynı zamanda içerisinde canlı şehir hayatını da barındıran, rafine bir atmosfer sunuyor.
Trani’nin tarihi, Adriyatik kıyısında stratejik konumunun getirdiği ticari ve kültürel önemle şekillenmiş. Şehrin kökenleri antik çağlara uzanıyor ancak Trani, asıl kimliğini Orta Çağ döneminde kazanmış. 11. ve 12. yüzyıllarda deniz ticaretiyle gelişen şehir, Akdeniz’in önemli limanlarından biri haline gelmiş, Doğu ile Batı arasındaki ticaret yollarının kavşağında yer almış.
Bu dönemde inşa edilen Cattedrale di San Nicola Pellegrino, Trani’nin hem dini hem mimari simgesi olmuş. 1099’da başlayan ve 1143’te tamamlanan bu katedral, Puglia Romanesk mimarisinin en zarif örneklerinden biri. Deniz kenarındaki konumu, şehre gelen denizciler için bir tür “ışık kulesi” işlevi görmüş. 12. yüzyıl sonlarında, Kutsal Roma İmparatoru II. Friedrich (Frederick II) döneminde Trani, büyük bir refah ve prestij dönemi yaşamış. Bu dönemde inşa edilen Castello Svevo, hem askeri hem de idari bir merkez olarak kullanılmış, Trani’yi Güney İtalya’daki önemli Norman-İmparatorluk şehirlerinden biri haline getirmiş.
Trani’nin tarihindeki bir diğer önemli unsur, Yahudi topluluğunun varlığı. Orta Çağ’da Güney İtalya’daki en güçlü Yahudi cemaatlerinden biri Trani’de yaşıyordu. Şehrin Giudecca bölgesi, o dönemde sinagogları, eğitim merkezleri ve ticarethaneleriyle canlı bir kültürel merkezdi. Günümüzde bu mahalledeki eski sinagoglardan biri müze olarak ziyarete açık.
Orta Çağ boyunca Trani, aynı zamanda hukuk alanında da öne çıkıyor. Yaklaşık 1063 yılında hazırlanan “Ordinamenta Maris”, yani “Deniz Kanunları”, Avrupa’daki en eski denizcilik yasalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu belge, deniz ticaretinin kurallarını düzenleyerek Trani’nin deniz hukukunun gelişiminde öncü bir rol oynamasını sağlamış.
Rönesans ve Barok dönemlerinde şehir bir süre sessizliğe bürünse de 19. yüzyılda Trani yeniden canlanmaya başlıyor. Limanın genişletilmesi, taş işçiliğinin gelişmesi ve tarıma dayalı zenginlik, şehirde ekonomik bir hareketlilik yaratıyor. Bugün Trani, geçmişin tüm bu katmanlarını koruyan ama aynı zamanda modern bir zarafetle nefes alan bir şehir olarak karşımıza çıkıyor.
Villa Galentino
Trani’de konaklamamı Andrea Galentino’ya ait yeni açılmış, modern ama samimi bir butik otel olan Villa Galentino’da yaptım. Burası tam anlamıyla zarafetle sıcaklığın buluştuğu bir aile işletmesi. Galentino’nun moda sektöründeki kökleri otelin ruhuna yansımış durumda. Andrea Galentino ile keyifli bir sohbet esnasında eşim gibi kendisinin de çok uzun yıllardır moda sektöründe çalıştığını öğreniyoruz. Nazik davetiyle hem villanın alt katında hem de yanındaki ihtişamlı villada, toptan satış için yer alan showroom’unu gezme fırsatı yakalıyoruz. Birçok seçkin İtalyan markanın bulunduğu showroom bizi büyülüyor.
Villa Galentino, kişisel bir hizmet yaklaşımını benimsemiş. Andrea’nın oğlu Francesco ve yeğeni Benny de misafirlerle yakından ilgileniyor. Bu arada ikisi de birbirinden yakışıklı. Otelin modern dekorasyonlu 12 odası bulunuyor. Sabah kahvaltıları harika. Sıcak kruvasanlar, yerel lezzetler ve benim favorim ‘pasticciotto’ (Puglia bölgesine ait özel bir tatlı; içi krema dolgulu tek kişilik tartlar). Konum olarak da hem sahile hem de şehrin tarihi merkezine çok yakın mesafede bulunuyor.
Çağdaş bir estetik anlayışıyla, kaliteden ödün vermeden oluşturulmuş bu butik otel, şehrin geçmişle bugünü nasıl ustalıkla harmanladığının güzel bir örneği. Burada konaklayacak olursanız, Andrea’nın önerilerine mutlaka kulak verin. İlk akşam bizi sahilde ‘La Vecchia Lira’ adında harika bir ‘trattoria’ya yönlendirdi. Taze deniz mahsullerinin sadeliğiyle hazırlanmış tabaklar, Trani’nin yerel mutfağının ruhunu anlatır gibiydi. Öğle yemeği için ise çok hesaplı lokal bir mekân önerdi. ‘Gastronomia di Lernia’da yerel lezzetler o kadar lezzetliydi ki hala focaccia’ların tadı damağımda.
Pazar günleri şehrin merkezinde bir antikacı pazarı kuruluyor. Tezgâhları gezmek, şehrin tarihi ruhunu, kültürünü yakından tanımak için harika bir fırsat. Eski kitaplar arasında kayboluyorum. Ahşap oymacısı bir ustanın nazikçe ahşabın üzerinde gezinen ellerini izliyorum. Birbirinden güzel tablolara hayranlıkla bakıyorum. Hepsini alıp evime götürmek istiyorum. Takıların bulunduğu tezgahta, takıların eski sahiplerini; şık İtalyan kadınlarını hayal ediyorum. Esnafla sohbet ediyorum. Seramikçi tezgahından, Puglia’nın tipik ‘Bevi se puoi’(içebilirsen iç) yazan espirili şarap sürahilerinden satın alıyorum.
Şehrin simgesi olan San Nicola Pellegrino Katedrali’ni, denize bakan Romanesk taşlarıyla büyüleyici manzarasını ve Castelllo Svevo’yu mutlaka görmelisiniz. Liman boyunca yürüyüş yapabilir, kafelerde vakit geçirebilir ve balıkçı teknelerini izleyebilirsiniz. Tarihi merkezdeki taş döşeli sokaklar, küçük meydanlar ve renkli kapılar arasında dolaşmak ise şehrin ruhunu hissetmenin en keyifli yolu bence.
Keyifli bir alışveriş deneyimi için ise Trani’nin tarihi merkezinde, zarif bir Palazzo Pugliese binasında yer alan Nugnes 1920’ye mutlaka gitmenizi öneririm. Mağaza, 1920’lerden bu yana süregelen aile geleneğini modern butik anlayışla buluşturuyor. Lüks markaların hem erkek hem kadın koleksiyonlarını sunan butik, binanın tarihi yapısıyla etkileyici bir ambiyansta alışveriş yapmanızı sağlıyor. İç mekânda rahatça koleksiyonları inceleyebileceğiniz bir lounge alanı da bulunuyor.
Trani’nin avantajlı konumundan faydalanarak yakın çevrede gezecek çok fazla şehir bulunuyor. Biz Puglia’nın güney kısmında da konaklamayı planladığımız için kuzeyde bulunan şehirleri Trani’de kaldığımız süre boyunca gezmeyi tercih ettik. Bari ve Matera’ya kısa geziler yaptık. Bari, hareketli limanı, enerjik şehir merkezi ve Basilica di San Nicola’sıyla Güney İtalya’nın tipik dinamizmini yaşatıyor. Şehrin eski merkezi Bari Vecchia, birbirine karışan dar sokakları, evlerinin önünde makarna açan kadınlarıyla canlı bir açık hava sahnesi gibi. Bari, Trani’ye sadece 40 dakika uzaklıkta bulunuyor. Daha önceki yazılarımda Bari’den çokça bahsetmiştim.
Yaklaşık bir saatlik bir yolculukla ulaşılan Matera ise bambaşka bir dünya. Aslında Puglia’nın batısında ‘Basilicata’ bölgesinde yer alıyor ama Puglia’ya çok yakın olduğu için Puglia turunuza dahil edebilirsiniz. ‘Taşların şehri’ olarak bilinen bu eşsiz yerleşim, yamaçlara oyulmuş Sassi di Matera evleriyle insanlık tarihinin en eski yaşam alanlarından biri. UNESCO Dünya Mirası listesindeki bu şehirde dolaşırken zaman kavramı tamamen kayboluyor. Matera’nın sinematografik güzelliği o kadar etkileyici ki ayrı bir yazının konusu olmalı bence.
Puglia’nın nispeten daha az turistik şehirlerinden, hafızalarda güzel bir iz bırakan Trani’yi sizin de deneyimlemenizi ve Villa Galentino’da konaklarsanız Galentino ailesine kucak dolusu sevgilerimi iletmenizi dilerim.
Kapak Fotoğrafı: Damla Anol Erol
İlginizi çekebilir: Damla Anol Erol’dan Furore ve Villa Primavera

Damla Anol Erol















Aile Tadında
Merhaba,bu güzel ülkenin her köşesini anlatan sihirli yazılarınızla tanıdık.çok teşekkürler,iyi çalışmalar.