Son dönemde sosyal medyada hızla yayılan bir trend var: Japon bir markaya ait minik çıplak bebek figürleri, lüks marka çantalara aksesuar olarak takılıyor. Renkli saçları, minik yüz ifadeleri ve alışılmadık çıplak halleriyle hem sevimli (?) hem de ironik bir imaj yaratıyorlar. Bu minyatür figürler, kimi zaman şirin kıyafetlerle giydiriliyor kimi zaman olduğu gibi, çıplak halde çantaların kenarında sallanıyor. İlk bakışta masum ve eğlenceli görünen bu trend, seçim feminizmi perspektifinden bakıldığında oldukça çelişkili bir tablo ortaya koyuyor.

Bebek Figürleri | Fotoğraf: Blink Box

Seçim feminizmi, kadınların kendi iradesiyle yaptığı her tercihi otomatik olarak feminist bir eylem gibi gören yaklaşımı ifade ediyor. Çantasına bu figürleri takan bir kadın, bunu “kendi tarzımı yansıtıyorum” veya “kendimi özgürce ifade ediyorum” şeklinde kendini açıklıyor olabilir. Bu, yüzeyde feminist bir özgürlük göstergesi gibi görülüyor. Ancak bir soru da şöyle olabilir: Bu seçim gerçekten özgür mü, yoksa sosyal medya görünürlüğü, beğeni toplama arzusu ve moda trendlerinin görünmez yönlendirmeleriyle mi şekilleniyor? Çünkü bu figürleri çantalara takan kişilerin çoğu, farkında olmadan küresel bir estetik kodun içine dahil oluyor.

Bu bebek figürleri, Japonya’daki kawaii (sevimlilik) kültüründen beslenerek tasarlanmış ve küresel pazarda “koleksiyon ürünü” olarak konumlandırılmış. Kawaii estetiği; masumiyet, çocukluk ve zararsızlık temaları üzerinden çekicilik yaratırken feminist eleştiriler bu estetiğin kadınları “yumuşak”, “uysal” ve “tatlı” kalıplarına hapsettiğini savunuyor. Feminist perspektife göre kawaii, hem bir ifade biçimi hem de bir denetim aracı: Kadınlar kendi tarzlarını yaratıyor gibi görünse de toplumsal olarak onaylanan sevimlilik kodlarına yakınlaşıyorlar. Bu durum, kültürel düzeyde bir gerilim yaratma ihtimali taşıyor. Kawaii estetiği kadın kimliğini “uysallık” çerçevesinde yeniden üretirken feminist bakış bu temsilleri sorguluyor ve kadınların yalnızca tüketim nesnesi ya da görsel süsleme olarak konumlandırılmasına karşı çıkıyor. Böylece tek bir karede hem patriyarkal tüketim kültürü hem de feminist eleştirinin çatışma alanı görünür hâle geliyor. Bu kontrast, sosyal medyada dikkat çekici bir görsel etkisi yaratarak algoritmalar tarafından öne çıkarılıyor.

Bebek Figürleri | Fotoğraf: Artoyz

Burada seçim feminizmi ile tüketim kültürü aslında iç içe geçiyor. Kadın, bu aksesuarı kendi isteğiyle seçtiğini dünüyor; bu seçim, “kendi tarzını belirliyor” gibi feminist bir ifade olarak da sunulabiliyor. Ancak tercih, moda endüstrisi, influencer pazarlaması ve sosyal medya algoritmaları tarafından önceden çerçevelenmiş estetik kodlar içinde ortaya çıkmıyor mu? Kendini ifade etme biçimi, çoğu zaman platformların ve markaların ödüllendirdiği görsel dile uyar; görünürlük ve onay da bu uyumla birlikte geliyor. Özgürlük görüntüsünün ardında ise, pazarın ve popüler kültürün belirlediği, etik açıdan da kimseye gerçek bir fayda sağlamayan, hatta masumiyet görüntüsünün altına gizlenmiş başka anlamlar barındırabilecek bir uyum bulunuyor. Sonuçta çıplak bebek figürleri trendi, seçim feminizmi tartışmaları için çarpıcı bir örnek haline geliyor. 

Bence mesele bireysel tercihlerden çok, bu tercihlerin nasıl bir kültürel ve dijital ekosistemde şekillendiğiyle ilgili. Belki de sorulması gereken asıl soru şudur: Bu figürler, gerçekten kişisel bir ifade biçimi mi, yoksa tüketim kültürünün ve sembolik anlamların ortak dili içinde mi anlam kazanıyor?

Kapak Fotoğrafı: Sonny Angel

İlginizi çekebilir: Biblio Magger’dan Femvertising