New Yorker dergisi Amerika’da yaşamakta olan Prof. Arendt’ten, Hitler’in çalışanlarından birisi olan Eichman’ın Kudüs’te gerçekleşen duruşmalarını takip ederek, yargılama süreci ile ilgili yazı yazmasını sipariş eder. New Yorker, Arendt’in yazısının büyük tepkiler toplayacağını tahmin etse de Prof. Arendt’e fazla müdahale edemez.
Prof. Arendt, kendisi de Yahudi olmasına ve bir dönem toplama kampında kalmasına rağmen, “Kötülüğün Sıradanlığı” isimli kitabında açıkladığı görüşlerini oluştururken, gördüklerine ve geçmişte yaşanan olaylara “duygularından arınmış” olarak bakabilmektedir. Kendisine milliyetçi olup olmadığı sorulduğunda, “Ben sadece arkadaşlarımı severim.” şeklinde cevap veren Prof. Arendt, Eichman’ın aslında “düşünmeden” hareket ettiğini, düşünseydi yaptıklarının böyle sonuçlanmayacağı yargısına varır. Milyonlarca insanın ölümüne neden olan bir dönemden sorumlu bir adam var ortada ve Arendt, Yahudi olmasına rağmen tamamen bir felsefeci gözüyle, duygularından arınmış bir biçimde, olay hakkında çözümleme yapıyor. “Kötülüğü anlamaya” davet ediyor bizi. En yakınlarından gelen olumsuz tepkilere rağmen görüşünü değiştirmiyor. Bir yandan da yapılan soykırımın aslında dinlerden, milletlerden bağımsız olarak “insanlığa karşı” bir suç olduğu gerçeği dank ediyor yine ve yeniden. Düşünceleri hâlâ, özellikle Yahudilerin bir kısmı tarafından, hiç hoş karşılanmıyor. Bazı kişiler, onun düşüncelerinin bu yönde evrilmesinin altındaki temel etkinin Prof. Arendt’in gençliği döneminde âşık olduğu Nazi sempatizanı Hocası Prof. Heidegger olduğunu düşünseler de “sadece düşünerek” vardığı sonuçtan vazgeçmiyor Arendt. Bu güçlü kadını tanımaya çalışmak, onunla aynı fikri paylaşmayanlar için bence daha ilgi çekici.
Öne çıkanlar: İnsanlığa karşı suçlar, faşizm, duygularından arınarak düşünebilmek, felsefe, kötülüğün sıradanlığı.
FİLM 3: Fransız yapımı “Renoir”
2012 Cannes Film Festivali’nde “Un Certain Regard” bölümünde yarışan ve Kapanış Filmi olarak gösterilen “Renoir”, yönetmen Gilles Bourdos’nun dördüncü filmi. Senaryo, ressam Renoir’ın akrabası, fotoğrafçı ve yazar Jacques Renoir tarafından yazılan bir kitap, “Le Tableau Amoureux”, esas alınarak oluşturuldu. Dolayısıyla ailenin gözünden Renoir evi, Gilles Bourdos hayalleri ile birleşip beyazperdeye yansıyor.