Baharda tatil bir başkaymış. Bunu iki günlük Cunda – Ayvalık seyahatim esnasında anladım. Bugüne kadar hep yaz mevsiminde gittiğim o sokaklarda, denize girme vaktimizden çalmayalım derdi olmaksızın dolaştım. Ne yalan söyleyeyim, bir sürü şey kaçırmışım. Gün bambaşka doğup, başka batıyormuş meğer!

IMG_9318

6-7 saatlik bir yolculuk sonunda, dördüncü kez ziyaret ettiğim, demin de söylediğim gibi her bir ziyarette denize daha çok girelim diye zamanı hep suda geçirdiğim Cunda’dayım yine. Neden bilmem burası benim için çok özel. Ayak bastığım an, ferahlıyorum sanki. Üç sene önce kaldığım Ezer Butik Otel’de kalmaya karar veriyoruz. Hemen denizin kenarında olması, çarşıya yakın konumu, alt katında bulunan çok özel deniz ürünlerinin olduğu Teo’s Restaurant, bu seçimi yapmamızda etkili oluyor doğrusu. Nitekim pişman etmiyor bizi, özellikle pazar sabahı denizden gelen sesler eşliğinde taze ürünlerle kahvaltı etmek büyük keyif. Kahvaltıda az çeşit var; ancak hep söylediğim gibi az çeşit olsun öz olsun. Her şeyin taze ve lezzetli olması en önemlisi.

IMG_9324

Cumartesi vardıktan sonra hemen kısa bir yürüyüş yapıyoruz Cunda içerisinde. Alibey Adası olarak da adı geçen Cunda, Ayvalık’a bağlı bir ada. Doğal güzelliği, tarihi yapıları, kilise ve manastırlarla birlikte yürüdüğünüz yollarda nereye bakacağınızı şaşırmanız olası. Bu yapıların çoğu koruma altına alınmış, zorlu süreçlerden sonra. Yürüyüş yorunca neredeyse tüm kış hayalini kurduğum, Taş Kahve’de kısa bir kahve molası veriyoruz.

IMG_9330

Taş Kahve, mimari yapısı, taş duvarları, kocaman renkli pencereleri ve özellikle iç kısımdaki doğallığıyla birlikte benim saatlerce oturup etrafı seyredebileceğim, huzur bulabildiğim bi’ yer. Sanırım herkes için böyle bi’ yere dönüşmüş ki, tüm Cunda’nın toplandığı, uzaktan gelenlerin de uğramadan geçmediği bir alan haline gelmiş. Bunda kahvelerinin ve leziz kahvaltılarının etkisi de büyük elbet; ama biz sadece kahve içip kendimizi öğlen yemeğine hazırlıyoruz.

IMG_9352

Uzun yolun etkisi mi bilmem açlık her yanımızı sarınca bana göre Cunda’nın en stil mekanı olan Ayna’ya geçiyoruz. Ayna, taş evlerden birine konuşlanmış, oldukça modern, şık ve tarz bir yer. Akdeniz mutfağının etkilerini görebildiğimiz Ayna’da menüden seçebileceğiniz yiyeceklerin yanı sıra, günlük yemekler de bulunuyor.

Mesela bizim gittiğimiz gün, favalı enginar ve musakka gibi seçenekler vardı, musakka ve Cunda’ya özel mezelerden oluşan meze tabağını denedik. İnanılmaz lezzetliydi. Sanırım üç gün daha kalsak her öğün buraya gelebilirim diye düşündüm. Sebzelerden, mezelere, çoğu yerde bulamayacağınız ana yemeklerden, enfes tatlılara kadar geniş bir menüye sahip Ayna. O atmosferde, böylesi güzel lezzetler kaçmaz. Benden söylemesi!

Mesela bizim gittiğimiz gün, favalı enginar ve musakka gibi seçenekler vardı, musakka ve Cunda’ya özel mezelerden oluşan meze tabağını denedik. İnanılmaz lezzetliydi. Sanırım üç gün daha kalsak her öğün buraya gelebilirim diye düşündüm. Sebzelerden, mezelere, çoğu yerde bulamayacağınız ana yemeklerden, enfes tatlılara kadar geniş bir menüye sahip Ayna. O atmosferde, böylesi güzel lezzetler kaçmaz. Benden söylemesi!

IMG_9387

Madem karnımız tok, sırtımız pek. Eh öyleyse, Ayvalık’a doğru bir motora binip gitmenin vaktidir diyoruz. Ayvalık, şirin mi şirin bir sahil kasabası gibi. Ara sokaklara girdiğinizde mahalle ruhu, kahve kültürü ve esnafın bağı şaşırtıcı ve izlenesi. Özellikle Macaron bölgesindeki Rum evlerinin içlerinde taşıdığı geçmişi düşünmek çok keyifli. Sokaklarda buraların tarihi dokusunu hissedebiliyorsunuz. Arnavut kaldırımları biraz zorlasa da o sokağa da girelim, bu sokağa da girelim diyerek adeta büyüleniyorsunuz.

IMG_9427

Yine bir yorgunluk mu çöktü, o zaman koşun Şeytan Sofrası’na. İsmi garip gelmesin, sönmüş bir volkandan kalan lav birikiyle oluşmuş bir tepe burası, sofra biçiminde olduğu için ve bir kafes içinde ayak izine benzeyen (şeytanın ayak izi deniyor) adı bu şekilde. Özellikle turistlerin çokça sevdiği bu tepede gün batımını seyir, bir şeyler içip zaman geçirmek ve tabii ki onlarca fotoğraf çekmek, yapabilecekleriniz arasında. Manzara ve buranın konumu bana önceden burada da bahsettiğim ve en güzel tatil rotalarımdan biri olan Belgrad’taki Kalemegdan’ı hatırlatıyor, ayrı bir seviyorum bu yüzden.

IMG_9450

Yine mi acıktık? Eh, Cunda’ya dönelim madem. Bir rakı balık keyfi buraya en yakışanlardan! Cunda Deniz Restaurant’a gidiyoruz. Hemen sahilde sıralanmış balık-meze restaurantlarından bir tanesi. Oldukça da keyifli bir yer. Aklım, tavernada, önceden gitmiş olduğum İtalyan Restaurant’ı Uno’da ve Ayna’nın o enfes lezzetlerinde kalmadı desem yalan; ama olsun. Cunda mutfağının harika mezeleri ve balıklar için güzel bi’ yerde olduğumuzu hissediyorum. Aklımda kabak çiçeği dolması var pek tabii; ancak henüz Cunda Deniz Restaurant’ta bulunmuyor. Biz de onun yerinde zeytinyağlı sarmaya sarıyoruz. Bir yandan midye dolmalar, bir yandan Cunda mezeleri ve en sevdiğim börülce! Sonunda da sevdiğim balıklardan tekirle birlikte manzaraya dönüp, gecenin keyfini çıkarmak en güzeli.

IMG_9401

Burada saatlerce oturmak mümkün; ancak farklı bir şeyler yapayım derseniz, Cunda’ın en fotojenik mekanı olduğunu düşündüğüm, onlarca çeşit şaraba ev sahipliği yapan, Vino Şarap Evi’ne uğrayabilirsiniz bizim gibi.

IMG_9407

Güzel müzikler, lezzetli çeşitlerden oluşan bir peynir tabağı ve şaraplar eşliğinde zaman akıp geçer. Bir hafta sonunuzu Cunda-Ayvalık’a ayırın! Çok seveceksiniz :)

IMG_9348

IMG_9344

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN