Urla Gastronomi Film Festivali: Urla'da Yeni Bir Başlangıç
Urla Gastronomi Film Festivali, ilk kez geçen hafta sonu, 23-25 Mayıs tarihleri arasında düzenlendi. Festivalin, Michelin yıldızlı dört restoranı ve eşsiz lezzetleriyle halihazırda Türkiye’nin gastronomi açısından en zengin noktalarından ve gastronomi merkezlerinden olan Urla’nın bu kimliğini pekiştiren, disiplinlerarası yönüyle farklı ilgi alanlarına sahip ziyaretçilerin gastronomiyle ilişkisini güçlendiren bir adım olduğu söylenebilir. Gastro-sinema son yıllarda niş bir alt-tür olmaktan çıkmaya, bilhassa The Menu ve Umami gibi filmler ile The Bear dizisi sayesinde popüler kültürde yer edinmeye başlamışken, Urla Gastronomi Film Festivali bu ilginç birlikteliği paneller, tadımlar, gösterimler, söyleşilerle farklı duyulara hitap eden bir deneyime dönüştürmeyi başarıyor.

Festivale ev sahipliği yapan, Urla merkezine yürüme mesafesindeki UrlaDam tam da böyle bir etkinlik için yaratılmış gibi duran geniş, donanımlı bir kültür-sanat ve yaşam merkezi. Urla’nın bağ evlerinin, şef restoranlarının, çiftliklerinin ve merkezinin birbirine kilometrelerce uzak olduğu ve otomobili olmayanların Urla bağ rotası ve Urla lezzet rotası üzerindeki yerleri gezmesinin çok zor olduğu düşünülürse, festivalin tüm bunları tek bir merkezde buluşturma şansını çok büyük bir fırsat olarak görüyorum. Festivalin Ahmet Güzelyağdöken, Ercan Kesal, Ezel Akay, Gülper Ergün, Levent Köstem, Levon Bağış, Müge Akgün, Nihat Özdal, Nilhan Aras, Pınar Kartaltimer, Sırma Güven ve Zeynep Atakan olmak üzere gastronomi, turizm ve sinema alanında saygın isimlerden oluşan danışma kurulu, festivalin içeriğini kurgularken de tüm bunların yanı sıra “sinema ile yemeği aynı tabakta buluşturmayı” hedeflemiş.

İyi yemekler yemeyi, iyi şaraplar ya da kokteyller içmeyi ve bunların peşinden giderek seyahat etmeyi çok sevsem de bir gastronomi yazarı olmadığım aşikar. Bu yüzden de Urla Gastronomi Film Festivali‘ni daha çok bir sinema yazarı kimliğiyle deneyimledim. Tabii bu, festivalin daha çok gastronomi odaklı ziyaretçileri memnun eden ilk iki gününde hiçbir şey öğrenmediğim ya da hiçbir şeyle ilgilenmediğim anlamına gelmiyor. Zeytinden İzmir tulumuna, deniz börülcesinden lakerdaya, kabak çiçeğinden enginara, keşkekten oğlak etine tam bir “Ege Sofrası” deneyimi yaşatan Urla Gastronomi Film Festivali Gala Yemeği’ni, Ezel Akay, İsmet Gecikmiş ve Handan Kaygusuzer’in “Esnaf Lokantaları Hikayeleri” başlıklı söyleşisini ve zeytinyağı üretiminin binlerce yıllık tarihine dair çok şey öğreten Köstem Zeytinyağı Müzesi ziyaretini özellikle not düşmek isterim.

Sinema açısından ele alındığında, açık havadaki uzun metraj film gösterimleri için seçilmiş 3 filmin nokta atışları olduğunu söylemek mümkün: La cocina (2024, Alonso Ruizpalacios), Umami (2025, Emre Şahin) ve Sideways (2004, Alexander Payne). İlerleyen yıllarda festivalin daha güncel, daha az erişilebilir, festival yolculuğunu tamamlamamış ve hatta Türkiye prömiyerini festivalde yapabilecek filmler seçmesi ilgiyi arttıracaktır.

Festivaldeki kısa film ve kısa belgesellerden, dünya prömiyeri yapılan Digesting Sustainability (yön. Maria Paulina Duque ve İsmail Ertürk) ile Feyza’nın Mutfağı (yön. Jale İncekol) ve En el Camino de Esmirna (yön. Pere Albero) özel gösterimleri ve özel söyleşileriyle seçkiden ayrılıyordu. Yeşim Ustaoğlu ve Fadik Sevin Atasoy‘un Sine Sınıf sohbetleri de iyi moderasyonlarıyla gördükleri yoğun ilgiyi ve katılımı hak ediyordu.

Öte yandan 15’e yakın kısa filmin yer aldığı Açık Perde Seçkileri‘nde gösterilen filmlerin tamamını izleyemesem de, en azından izlediğim yarısındaki filmlerin çoğunlukla belgeselden çok advertorial / infomercial hissine yakın olduklarını düşündüm. Benim için içlerinden sıyrılan, gerçekten de video formatında bir tanıtım amacı taşımak yerine yaratıcı bir fikirle yola çıktığını hissettiren, izleyicisine yeni bir şey öğretense bir öğrenci filmi oldu: İzmir Katip Çelebi Üniversitesi öğrencisi Sude Arkant‘ın yönettiği ve iki günde çektiğini söylediği Churchill Değil Çörçil, ben dahil birçok kişinin yabancı kökenli olduğunu düşündüğü Churchill içeceğinin İzmir’in Bostanlı Balıkçı Barınakları’ndaki küçük bir dükkandan nasıl Türkiye’ye yayıldığının hikayesini anlatıyor.

Urla Gastronomi Film Festivali’nin ilk yılında bana gastronomi ve sinema ilişkisini en net bir şekilde hissettiren, dönüp festivali hatırladığımda aklıma gelecek iki etkinlik vardı: İlki, Murat Meriç‘in Yeşilçam tarihinden yemekli ve müzikli sahneleri derlediği ve canlı bir video-essay tadında aktardığı “Mix Tape: Yemek Sahneleri ve Müzikleri” sunumu. Diğeri ise yıllar sonra yeniden buluştuğum, bu kez bütün bir filmi izlerken değil, üç filmden şarap üretimi odaklı üç sahne eşliğindeki Tasty Sinema etkinliği. Bir yandan ilgili sahneleri izlerken, bir yandan Urla bağlarından üç farklı şarap eşliğinde üç özel tarifi tatmak tam da “sinema ile yemeği aynı tabakta buluşturan” bir deneyimdi.

İlk kez ziyaret ettiğim Urla’da zaman zaman festival alanından uzaklaşarak lokal lezzet duraklarına uğramak da önceliklerimdendi tabii ki. Hele ki bir enginar aşığı olarak enginar mevsiminde… Michelin’in Bib Gourmand listesinde yer alan Beğendik Abi‘nin enginarlı pilavı ve zeytinyağlı enginarını cacık eşliğinde yesem de diğer her şeyde gözüm kaldı ve başka bir seyahatte geri dönmek şart oldu. Eva Şef Mutfağı‘nda enginarın daha deneysel hallerini deneme fırsatım oldu: Enginarlı mücver, isli hurmalı enginar ve vişneli enginar tatlısı. Ru Coffee House’un serin ve çalışmaya uygun ortamı da, kahvesi de, yediğim limonlu mereng tartı da harikaydı. Muhtemelen TikTok ya da Instagram’da önünüze düşmüş olabilecek diğer kahveci Pablo Artisan Coffee ise hem fotoğraflanmak için yaratılmış ambiyansı ve detayları, hem de tüm geliri sokak hayvanlarına bağışlanan photobooth‘u ile dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!