Biz Üç Kişiydik: Whisky Film İncelemesi
Uruguaylı iki genç yönetmen, Juan Pablo Rebella ve Pablo Stoll kardeşlerin ikinci uzun metraj çalışması olan Whisky, sinema tarihinde nadiren rastladığımız bir sadelikte ve sessizlikte güçlü bir anlatı sunuyor. Film, üç karakterin; Jacobo, Marta ve Herman’ın gündelik rutinler etrafında şekillenen, sessiz ama yoğun yaşamlarına odaklanırken, bizleri de onların bu neredeyse donuk hayatlarının içine çekmeyi başarıyor. Büyük prodüksiyonlardan, gösterişli oyunculuklardan uzak bu sessiz sinema; bize, belki de sokakta her gün karşılaştığımız ama hiç tanımadığımız hayatlara bakma imkânı veriyor.
“… mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde
Sessizliği üstümüzden atamıyorduk
Bir saçak altında kararsız, yorgun
Saatlerce duruyorduk
Kimse görmüyordu bizi”
— Yavuz Bülent Bakiler
Sabahın erken saatlerinde küçük bir araba yolculuğuyla başlayan film, daha ilk dakikadan itibaren bizi Jacobo’nun hayatına bir “üçüncü göz” gibi konumlandırıyor. Jacobo ile yaptığımız kısa yolculuğun ardından, çorap atölyesine varıyoruz. Bu sahne bana çocukluğumda annemle birlikte gittiğim akrabalarımıza ait olan çorap atölyelerini hatırlattı. Geçmişte kalıp makinalarına geçirilen çorapları gördüğümde yaşadığım heyecan ve şaşkınlığı filmin o sahnelerinde tekrar yaşadım. Makine seslerinin gölgesinde başlayan bu sahne, hem nostaljik bir duygu yaratıyor hem de bizi filmin merkeziyle, yani Jacobo’nun rutinlerle dolu dünyasıyla baş başa bırakıyor.
Editör Notu: Yazının devamı spoiler içerebilir.
Jacobo, kelimenin tam anlamıyla bir rutinin vücut bulmuş hali. Film boyunca birçok sahnenin tekrar ettiğini hissediyoruz ama bu tekrarlar aslında onun hayatındaki değişmezliği ve donukluğu simgeliyor. Aynı sandviç, aynı çay, aynı koltuk, aynı sessizlik… Filmin bu ilk bölümleri, onun hayatındaki tekdüzeliği çok başarılı bir biçimde yansıtıyor. Konuşkan olmaması, jest ve mimiklerini bile minimumda tutması bizi yabancılaştırmak yerine onun dünyasına dahil ediyor. Bu noktada filmin yansıtmaya çalıştığı sessizlik bir duygusuzluk değil, aksine güçlü bir ifade biçimi olarak karşımıza çıkıyor.
Jacobo’nun çorap atölyesinde çalışan bir diğer karakterimiz olan Marta’da onun kadar sessiz, sade ve rutine bağlı bir karakter. Filmin başlarında onun, Jacobo’nun sadık çalışanı ve atölyedeki en kıdemli işçi olduğunu anlıyoruz. Aralarındaki ilişki uzun süredir süre gelen bir alışkanlık gibi; aralarında derin duygular olmasa da, birbirlerinin varlığına alışmış ve bunu sessizce kabullenmişler.
Filmin ilk bölümünde tanık olduğumuz bu durağan hayat, Jacobo’nun annesinin ölümünün ardından gerçekleşecek olaylar ile beklenmedik bir hal alıyor. Jacobo’nun bu rutin hayatı, Yahudi geleneğine göre yapılması gereken mezar taşı merasimi için yıllar önce Brezilya’ya göç eden kardeşi Herman’ın Uruguay’a gelecek olması ile biraz sarsıntıya uğruyor. Herman’ın geliş haberini alan Jacobo, kendini garip bir ikilemin içinde buluyor. Yıllardır içinde taşıdığı henüz dışarı vurulmamış bir hesaplaşmanın ortasında buluyoruz kendimizi. Jacobo kardeşine içinde bulunduğu yalnız, duygusuz ve durağan hayatı göstermek istemiyor. Onun gözünde başarısız, evlenememiş, tekdüze bir adam olarak görünmek yerine bir an için düşünmeden verdiği bilgi sonrası “mutlu bir evliliği” olduğunu yalanının ortasında buluyor kendini.
Jacobo bu tatlı yalanı gerçeğe dönüştürmek için Marta’dan yardım istiyor. Marta’nın bu isteğe verdiği sade tebessüm, belki de film boyunca göreceğimiz en büyük duygusal jestlerden biri oluyor. Bu yalancı evliliği canlandırmak adına birlikte hazırlık yapmaya başlıyorlar. Jacobo’nun evi değişiyor, Marta da artık bu evin bir parçası olmak için hazırlıklarını yapıyor ve sonunda bu mutlu evliliği ölümsüzleştirmek adına birlikte bir fotoğraf çektiriyorlar. İşte tam bu sahnede film adını buluyor: Whisky. Fotoğraf çekilirken “peyniiiir” yerine “whisky” denmesi, bir Uruguay kültürü detayı olarak karşımıza çıkıyor.
Bu mizansen sırasında izleyici olarak tebessüm ederken buluyoruz kendimizi, ancak kalbimize hafif bir hüzün çökmesine de engel olamıyoruz. Çünkü o fotoğrafa gülümseyen insanlar aslında içten içe yalnız, eksik ve yabancı… Bu “mutlu evlilik oyunu” sırasında Jacobo ve Marta’nın birlikte vakit geçirmeye başlamaları, onları içten içe alışılmışın dışına çıkarıyor. Ama Jacobo, bu oyunun geçici olduğunu hareketleriyle belli etmeye çalışıyor. Marta ise bu hayali oyunu bir an olsun gerçek gibi yaşamaktan mutluluk duyuyor. Onun içinde sakladığı çocuksu hayal kırıklıkları ve umutları, her sahnede daha belirginleşiyor.
Jacobo ve Marta, Herman’ın ısrarıyle bir yolculukta ona eşlik ediyorlar. Bu seyahat sırasında iki kardeş arasındaki bastırılmış gerilim gittikçe görünür hâle geliyor. Jacobo, Herman’ın Brezilya’ya gidip kendi hayatını kurarken tüm sorumlulukları onun üzerine yıktığını düşünüyor. Bu pasif-agresif çatışma film boyunca hiç doğrudan ifade edilmiyor, ama sessizlik ve mimiklerle güçlü şekilde aktarılıyor.
Yolculuk sona erince bu üçlü Uruguay’a geri dönüyor. Herman, bu kısa ancak bir çok duygusal ve sessiz çatışmaları barındıran yolculuğun sonunda filmin doğal akışına yakışır şekilde sade bir teşekkürle kardeşine ve sevgili eşi Martaya veda ederek ayrılıyor. Bu noktada anlaşma bitiyor ve bu iki yabancı için evlilik oyunu sona eriyor. Jacobo, Marta’ya onunla birlikte geçirdiği zamanın karşılığı olduğunu düşündüğü bir miktar parayı veriyor. Marta ise bir kurmaca bile olsa birlikte geçirmiş olduğu bu kısa süreli evlilik oyununundan duyduğu memnuniyetin bir karşılığı nispetinde sadece “gerek yoktu” demekle yetiniyor. Ve film, bana göre en güçlü sahnesiyle baş başa bırakıyor bizi: Asansörde göz göze bile gelmeden aşağı inen Jacobo ve Marta, sessiz bir veda yaşıyorlar. Kapı açıldığında ise her sabah atölyede söyledikleri tek kelimelik selamlaşmanın donuk bir tekrarı gibi, sessiz bir veda gerçekleşiyor.
Whisky, film boyunca sessizlik ve sıradanlık üzerinden derin bir yabancılık hissi inşa ediyor karekterler arasında. Film boyunca yabancılık sadece karakterler arasında değil, karakterlerin kendi hayatlarıyla olan ilişkilerinde de belirgin. Sessizlik burada bir eksiklik değil, duyguların en yoğun hâli. Görünürde hiçbir şey olmuyor gibi olsada iç dünyalarında çok şey yaşanıyor.
Jacobo’nun hayata sessizce tutunuşu, Marta’nın çocuksu beklentileri, heyecanı ve Herman’ın mesafeli varlığı; üç karakterin de birbirine ve kendine yabancı kalmasına neden oluyor. Kimse tam olarak birbiriyle bağ kurmuyor ama bir iz bırakıyor.
Film, vedasız gidenlerin ve söylenmeyen sözlerin ağırlığıyla bizi baş başa bırakıyor… Film boyunca varlığını hep hissettiren ve sonunda gerçekleşen bir veda havası…
Kapak Fotoğrafı: academiadeletras
İlginizi çekebilir: Eralp Alper’den Evcilik: Kıvılcım Arayışındaki Bir Evlilik

Recep Emre 











Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!