Son zamanların merakla izlenen belgesel dizilerinden “Wild Wild Country”nin gizemli ve şaşırtıcı dünyası sizi de içine çektiyse, bir oturuşta izleyeceğinizi ya da okuyacağınızı düşündüğümüz bu film, dizi ve kitap önerilerimize bir göz atın!

Şu sıralar oldukça popüler olan Netflix belgesel dizisi “Wild Wild Country”, dünyanın en tartışmalı topluluklarından birinin gerçek hikayesine odaklanıyor. Hindistan’da ünlenmiş ve kendine binlerce mürit kazanmış guru Bhagwan Shree Rajneesh’in – ya da daha çok tanındığı adıyla Osho  tüm topluluğu kısa bir sürede ABD’nin Oregon eyaletindeki ufak bir kasabanın çorak arazilerini satın alıp burada kendi ütopya kurallarıyla yönettikleri bir şehir kuruyorlar. Topluluğun kasaba yerlileriyle ve hatta devletle olan psikolojik ve fiziksel kavgaları, gizemli ve korkutucu yaşam tarzları günden güne tarihe geçecek bir çekişmeye dönüşüyor. Hem Rajneeshpuram topluluğunun provokatif yöneticileri, müritleri ve kasaba yerlileriyle yeni ya da eski röportajlar hem de televizyon haberlerinden görüntülerle, sıradan bir belgesel olarak başlayıp gittikçe şok edici ve ilginç bir hale gelen “Wild Wild Country” 6 bölüm boyunca kendine bağlamayı başarıyor. Bu tuhaf hikayeyi izlemekten zevk aldıysanız, farklı yönleriyle ona benzeyen, ürpertici ve tartışmalı tarikatları ya da sahte peygamberleri konu alan bu film, dizi ve kitapları da çok beğeneceksiniz.

 

***

Wild Wild Country Gibi Filmler, Diziler ve Kitaplar

 

The Leftovers | Damon Lindelof & Tom Perrotta, 2015-2017

İnsanoğlu, açıklayamadığı her türlü olayın cevabını da, yaşadığı her türlü sorunun kaçış yolunu da mitlerde, dinlerde ve tarikatlarda bulabiliyor. Tom Perrotta’nın 2011 yılında yayınlanan romanı ve ardından 2017’de televizyona (Lost dizisinin yaratıcısı Damon Lindelof ve yazarın kendisi tarafından) uyarlanan aynı adlı dizi “The Leftovers” da tam olarak böyle yenilenmiş bir dünya düzeninden bahsediyor. Bir gün dünya nüfusunun %2’si eşzamanlı olarak yok olduğunda, sebebi bilinmeyen bu olayın geride bıraktığı insanlar psikolojik, toplumsal ve antropolojik anlamda evriliyorlar. Bu ‘kayboluş’ birçok tarikatı ve yeni inanışı beraberinde getiriyor. Geride kaldıklarına pişman oldukları için kendilerini konuşmayarak, sadece beyaz kıyafetler giydikleri ve komün hayatı sürdükleri bir yaşama hapsederek, sürekli sigara içerek cezalandıran “Suçlu Geri Kalanlar” tarikatı da bunlardan biri. Roman ve dizinin ilk sezonu, yerel yönetim, bu tarikat ve bu tarikata eşini kaptırmış bir polis memuru arasında yaşanan doğaüstü ve insani olayları konu alıyor. Tıpkı Wild Wild Country’deki gibi tarikat mensupları ve onlardan korkan, onları anlayamayan halkın huzursuzluk içinde birlikte yaşamaya çalıştığı sahneler, zamanla bir felaketin sinyallerini veriyor ve büyük bir kaosa doğru evriliyor.

 

Princesita | Marialy Rivas, 2017

Oldukça yeni bir film olan ve henüz festivallerdeki gösterimleri süren Şili yapımı Princesita, kendilerini doğaya ve ruhani arınmaya adamış, dışarıya kapalı ufak bir topluluğun dışarıya açılan ilk üyesindeki değişimi işliyor. 12 yaşındaki Tamara, tarikat lideri Miguel tarafından “seçilmiş kişi” ilan ediliyor ve onun çocuklarının annesi olacak kişi olduğuna karar veriliyor. Bu yüzden Tamara, eğitim alması için, tüm hayatını geçirdiği komünden uzaklaşarak kentle, okulla ve tarikat dışındaki insanlarla tanışıyor. Miguel’e tam sadakat ile yeni hayatı ve arkadaşları arasında bir seçim yapmaya zorlanan Tamara’nın öfkesinin sonuçları olarak tarikatın tüm sırları ortaya dökülüyor ve geleceği tehlikeye giriyor. Görüntülerinden oyunculuklarına kadar o ruhaniliği içinize işleyen bu film, hem bir tarikata saf bir çocuğun gözünden bakıyor hem de en az bir belgeselmişçesine inandırıcı olmayı başarıyor.

 

The Invitation | Karyn Kusama, 2015

Bir kadın, bir trajedinin ardından eski eşinden ayrılıp ortadan kayboluyor ve iki yıl sonra yeni bir eşle ve eski kocası dahil tüm geride bıraktıklarına yollayacağı birer akşam yemeği partisi davetiyesiyle geri dönüyor. Size de tuhaf ve ürpertici geldiyse, bu davetin altında bir şeyler aramaya başladıysanız, burnunuza doğru kokular geliyor! Eski eş Will de gece boyunca bu kokuları aldığı için huzursuz ve paranoyak davranıyor. Bu masum ve barışçıl akşam yemeği daveti, bir tarikatın propagandasının yapıldığı bir videonun izlenmeye başlanmasıyla tek mekanda geçen bir gerilim filmine dönüşmeye başlıyor. Her şeyi göze almış insanların belli bir amaç ve belli bir liderin uğruna neler yapabileceğini bir de gerilim türünde görmek için, Karyn Kusama’nın filmi heyecan verici bir fırsat.

 

The Master | Paul Thomas Anderson, 2012

Amerikan bağımsız sinemasının en görkemli filmlerine imza atan, sevilen yönetmeni Paul Thomas Anderson’ın 2012’deki filmi de bir tarikat ve ruhani bir liderle ilgiliydi: The Master. “The Cause” adlı hareket ve karizmatik lideri Lancaster Dodd’un (Philip Seymour Hoffman) büyüsüne kapılan ve ona hizmet etmek tek amacı olan savaş gazisi Freddie Quell’in (Joaquin Phoenix) öyküsünü anlatan film, toplumunun yaralarını inançla sardığı ve beyninin böyle zayıf anlarda yıkanmaya ne denli müsait olduğunu kanıtlıyor. Freddie’nin savaş sonrasında içinde oluşan boşluğu ve psikolojisindeki çatlakları bu ruhani arınma vadeden liderin ve müritlerinin fikirleriyle dolduran savunmasızlığı, Rajneesh’lerin ülkenin dört bir yanından topladığı evsiz, savaş gazisi ve işsizlerin motivasyonlarıyla benzerlik taşıyor.

 

Martha Marcy May Marlene | Sean Durkin, 2011

Martha Mary May Marlene, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kaldığı bir tarikat evinden ve oradaki komününden kaçarak ailesiyle yeniden bağ kurmaya çalışan genç bir kadınla ilgili. İçinde yaşarken güzel ve mutlu bir hayat olduğunu düşündüğü, fakat kullanıldığını, zarar gördüğünü ve benliğini yitirdiğini anladığında uzaklaştığı o dünyanın aslında ona neler yaptığını sürekli bir paranoya ve dinmek bilmeyen bir gerginlikle yaşamak zorunda kalan Martha’yı Elizabeth Olsen canlandırıyor. Bir tarikatta yaşananların, sistematik yapının ya da masum bir insanın nasıl bir tarikatın ağına düşündüğünün değil, tüm bunların sonrasında yaşananların psikolojik bir güncesi gibi bu bağımsız film. Wild Wild Country’de yıllar sonra kamera karşısına geçip konuşan o insanların, yaşadıklarının hemen ardından konuşması ihtimalini izlemek gibi…

 

 

The Village | M. Night Shyamalan, 2004

Uçsuz bucaksız gözüken bir ormanın ortasındaki küçük bir köyde, komün hayatı süren ufak bir topluluk yaşıyor. Eski bir zamandayız, fakat tarih tam olarak belli değil. Belli olan tek şey, bu köyü terk etmenin ve ormana girmenin kesinlikle yasak olduğu. Çünkü ormanda yaşayan doğaüstü yaratıklarla yapılan anlaşma, vahşi saldırıların kesilmesi karşılığında bunu yasaklıyor. Köyün gençleri ise tam da isyan çağlarında oldukları için, bilinmeyeni ve ormanın ardındaki dünyayı merak ediyorlar. Meraklarına yenik düştüklerinde ise hem korku dolu anlar hem de gerçekler daha da yaklaşıyor. Sürpriz sonlarıyla ün salmış yönetmen M. Night Shyamalan’ın “The Sixth Sense” ve “The Signs”ın ardından çektiği “The Village”, belli bir düşünce ve liderin peşinden giderek, sorgulamadan bazı kurallara inanmanın ardında neler yatabileceğini gösterip şaşırtıyor.

 

Going Clear: Scientology & the Prison of Belief | Alex Gibney, 2015

Günümüzde tüyler ürpertici ritüelleri ve gizemli bir yönetimi olan tarikatlardan bahsedildiğinde, kuşkusuz akla ilk olarak (Hollywood ünlülerinin de müritleri arasında yer almasından dolayı belki de) Scientology geliyor. Dışarıya tamamen kapalı olan Scientologist’lerin dünyasından sızan herhangi bir bilgi, haber ya da görüntü, bu nedenle büyük bir merakla karşılanıyor, ilgi odağı oluyor. “Taxi to the Dark Side”, “We Steal Secrets: The Story of WikiLeakes” ve “The Armstrong Lie” gibi birçok belgeselin yönetmeni Alex Gibney, “Going Clear” ile 2015’te tüm araştırmacılığını ve gücünü Scientologist’e yöneltmiş ve ortaya arşiv görüntüleri ve eski müritlerin ifadeleriyle birlikte etkileyici bir belgesel çıkmıştı. Belgeseldeki hemen hemen her şey Scientologist Kilisesi tarafından reddedilir ve yalanlanırken, Scientology’e olan merakımız sürüyor.

 

My Scientology Movie | John Dower, 2015

Alex Gibney’nin belgeseliyle aynı yıl karşımıza çıkan bir diğer belgesel ise bu büyük güçle başa çıkma sürecinde oldukça yaratıcı bir yol seçmiş olan “My Scientology Movie”. Ünlü belgeselci Louis Theroux, Scientology’nin hiçbir binasına yaklaşamayıp, hiçbir gerçek görüntüsüne ulaşamayınca, büyük bir oyuncu seçimi sürecinin ardından, ifade vermek isteyen eski müritlerin anlattığı her şeyi yeni baştan çekiyor. Bu süreçte Scientologist’lerin dinmek bilmeyen tacizlerine ve saldırılarına maruz kalan Theroux ve ekibinin yaşadıkları, tek bir amaç uğruna birleşerek kendini dış dünyaya kapamış olan bu toplulukların, kendi görüşlerini benimsemeyenleri alt etmek için ne denli gözü kara olabildiklerini gözler önüne seriyor. Ve evet, uyguladıkları yöntemler, Wild Will Country izleyenlere oldukça tanıdık gelecek.

 

Survivor / Gösteri Peygamberi | Chuck Palahniuk

Fight Club” sonrasında tanımayanımızın kalmadığı ABD’li yazar Chuck Palahniuk’un bu dini taşlaması, Creedish Kilisesi adında bir tarikatın hayatta kalan son mensubu Tender Branson’un çılgın hikâyesini anlatıyor. Kendilerini insanlığa hizmet etmeye adamış ve bu nedenle birçoğu hizmetçilik yada uşaklık gibi işlerle uğraşan, tüm insani zevklerden uzak duran ve ‘o gün’ geldiğinde intihar ederek kendilerini Tanrı’ya teslim etmeye ant içmiş bir topluluk Creedish’ler. Orijinal kopyası 47. bölümden ve 289. sayfadan başlayarak geriye doğru giden roman, her şeyin başladığı noktanın en sonda olanlardan çok daha tuhaf, ilginç ve sürükleyici olduğu o gizemli hikayelerden. Bir tarikattan kurtulmuşken popüler kültür ve medyanın ittirici gücüyle kendisi bir ‘gösteri peygamberine’ dönüşen Branson’ın yaşadıkları, birçok yönden Rajneeshpuram’da yaşayanların ruh halini anlamanızı, kollektif bir aklın nasıl düşündüğünü daha iyi görmenizi sağlayacak. 1999’da yayınlanır yayınlanmaz film hakları satın alınan romanın film projesi, 11 Eylül saldırıları ve içeriği nedeniyle hayata geçirilmeden rafa kaldırıldı.

 

Thinner Than Thou | Kit Reed

Yeni bir din düşünün ki, taptığı insan bedeninin ta kendisi olsun. Kit Reed’in henüz Türkçe’ye çevrilmemiş olan romanı “Thinner Than Thou”, ideal ölçülerdeki insan bedenine tapan ve bu nedenle anoreksiya ve obeziteye karşı savaş açmış olan bir tarikatı anlatıyor. Tüm ibadethanelerin sağlık kulüplerine ve sağlıklı beslenme merkezlerine dönüştürüldüğü, “The Dedicated Sisters” denilen eğitmenlerin obez ve anoreksik gençleri tedavi etmek için uğraştığı, herkesin Yunan tanrıları gibi vücutlara sahip olduğu, sağlık merkezlerinde vakit geçirenlerin lüks ve türlü yiyecek arasında vakit geçirdiği bir dünya… Günümüz toplumuna çok uzak gelen bu dünya düzeni, tabii ki yeraltı dinlerini, şişman ve zayıflık pornolarını ve ideal ölçülere sahip olmayan bedenlerin cezalandırıldığı bir rejimi beraberinde getirmiş. Wild Wild Country’nin en güçlü figürü Ma Anand Sheela için “bugüne kadar gördüğüm, bir Nazi’ye en yakın şey” diyen Antelope halkının bu kitaptaki tarikat liderlerini gördüğünde ne düşüneceği merak konusu. Kitap, her türlü fanatikliğin kendi baskıcı ve sömürücü düzenini de doğurduğu gerçeğini bir kez daha kanıtlıyor.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?