Ağaçları bile beton bloklar arasına hapsettiğimiz şehirlerde doğanın bir parçası olmamıza rağmen doğaya hükmettiğimizi düşündüğümüz hayatlar yaşıyoruz. Yağmur ise işlerin böyle yürümediğinin en basit kanıtı. Uzun süre yağmadığında kuraklık paniği yaşatıp arzulanan olurken, yağdığında trafikte işine, okuluna yetişmeye çalışan şehir insanlarının çoğunun kendisinden kolaylıkla nefret etmesine neden olabiliyor. Peki bu kontrolümüz dışındaki doğa olayını yönetebilmek nasıl olurdu? İşte bunun cevabı, Rain Room’da.


Yağmur konusunda hissettiklerim gerçekten karmaşık. Evde sıcak battaniye altında kitabımı okurken cama vuran yağmur sesi ya da yağmurun toprakla karışıp oluşturduğu koku şu dünyada en çok huzur veren şeylerden. Fakat spor ayakkabılarımla yakalandığımda yağmura, intihar dünyanın en şirin eylemi gibi gelmeye başlıyor.

Geçtiğimiz ay Londra’ya gitmeden önce şehirde klasik turistik aktiviteler dışında neler yapabileceğimizi araştırırken gelen “Rain Room” önerisi inanılmaz heyecanlandırdı bizi. Random International çağdaş sanat grubuna ait enstalasyon Rain Room‘un adı bile cezbediciyken, ne olduğuna bakmaya devam edince gördüğümüz “yağmuru kontrol etme deneyimi” cümlesi hiç tereddüt etmeden “Buna gidiyoruz!” dedirtti. Üstelik şansımıza Rain Room otelimizin hemen yanındaki Barbican Centre‘daydı.

Londra’daki son günümüzde fırsat bulabildik Rain Room’a gitmeye. Barbican Centre’ın neresinde acaba diye düşünürken içeri girdiğimiz an insanların beklemekten yorulup, yere oturup, içkileriyle kamp kurdukları sırayı görünce  nerede olduğunu aramamıza gerek kalmadı. Sürekli yağan yağmuruyla ünlü şehir Londra’da geçirdiğimiz, bizi çok mutlu eden kupkuru 5 günün ardından Rain Room’a girebilmek için 1,5 saat sıra beklememizse biraz ironik oldu. İçeriye 5 kişilik gruplar halinde alınıyorsunuz ve bu konuda bir limit yazmasa da herkes içeride ortalama 20 dakika geçiriyor.

İçeri girince heyecanı daha da arttıran yüksek tavanlı, karanlık ama bir noktasından yağmur sesi ve yoğun bir ışık gelen koridordan geçiyoruz. Bizden önceki 5 kişi hala yağmurun içinde, kenarda onları izliyoruz. Sağanak yağmurun içindeler ve hepsinin yüzünde şaşkınlıkla karışık garip bir gülümseme var. Kollarını açıyorlar, etraflarında dönüyorlar, birbirlerine sarılıyorlar… Belli ki müthiş bir deneyim yaşıyorlar ve biz iyice sabırsızlanıyoruz.

Yağmur altındaki 5 kişi çıkınca bizim girmemize izin veriyorlar. Yağmur altına ilk adımı attığımız anda damlalar geri çekiliyorlar. Bizden önceki insanların neden öyle şaşkın ve mutlu oldukları çok iyi anlaşılıyor. Sağanak yağmur altındayız ama ıslanmıyoruz! Kollarımı açıyorum, parmağımın 1 cm ötesine damlalar düşüyor, ben kupkuruyum. Yerleştirdikleri yüzlerce sensör benim bulunduğum alanı algılıyor ve o alana yağmur yağmıyor. Rahatlıkla fotoğraf makinesini çıkarıp sağanak yağmur altında fotoğraflar çekiyoruz, yağmur içinde kendi alanlarımızı oluşturuyoruz ve yağmuru kontrol etme deneyimine hafifçe doyduğumuzda diğer insanlar daha fazla beklemesinler diye alandan ayrılıyoruz.

İçeride yaşanan deneyim gerçekten tadına bakılması gereken bir deneyim. Herkese çok farklı şeyler hissettirebilir. Yağmur yağsın ama ıslanmayalım hayalini gerçekleştirmekten çok daha fazlasıydı bana göre Rain Room. Eğer yolunuz 3 Mart 2013’e kadar Londra‘ya düşerse kesinlikle bu deneyimi yaşamak için zaman ayırın, pişman olmayacaksınız.

Gideceklere, gitmeyi düşünenlere öneriler: Giriş ücretsiz olduğundan önceden bilet alma gibi bir durum yok bu nedenle özellikle turistik dönemlerde oluşabilecek yoğunluğu siz hayal edin. Eğer sabahtan gitmek istiyorsanız bütün gününüz sıra beklerken heba olmasın diye açılış saatinden bir yarım saat, 45 dakika önce önce gidip sıraya girin. Barbican Centre içinde kahvaltı için atıştırmalık bir şeyler alabileceğiniz yerler de var. Eğer akşam gidecekseniz kapanış saatinden en az 1,5 – 2 saat önce Barbican Centre’da olun yoksa daha kapanmasına 1 saat olmasına rağmen sıraya girişin çoktan kapanmış olduğunu görüp üzülebilirsiniz. Ayrıca Rain Room içinde yapılan çeşitli etkinlikleri (dans gösterileri vs.) de gitmeden kontrol etmekte fayda var belki birini yakalayabilirsiniz.

Not: Rain Room, 12 Mayıs – 28 Temmuz tarihleri arasında New York’ta, MoMA’da…

Fotoğraflar:
http://www.barbican.org.uk/
http://random-international.com/
Emre Eminoğlu

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Faysal, bu inanılmaz deneyimi bizimle paylaştığın için teşekkürler! Çok merak ettim o hissi. Yağmur yağıyor ve bize değmiyor… Dediğin gibi bu aslında çok daha fazlası olmalı… Teşekkürler!

  2. Çok sevindim beğendiğine, ben teşekkür ederim! :) Eğer 2 ay içinde Londra’ya yolun düşmezse umarım enstalasyon taşınır da başka bir şehirde bu deneyimi yaşarsın. Hatta İstanbul’a gelse pek süper olur!

  3. Bunun yüzünden Victoria & Albert Museum’u kaçırmanıza üzülsem de çok sıradışı bir tecrübe olmuş, gitmek isterdim doğrusu!

  4. Victoria & Albert’a bir sonraki Londra’ya gidişte senden rehberlik hizmeti alırız diye gitmedik. Ayrıca süresi uzatılırsa yakalayabiliriz belki Rain Room’u!

  5. Yagmurun mutlu ettigi bunyeme bu deneyim sart ! duygularimi kontrol edebilen yagmuru bizim kontrol edebilecegimizi dusunebilmek bile ayri bir heyecan… Sanirim Londra zamani gecmis olmali.. Arastiriyorum hemen 2014-15 programi nasil ! :) Tesekkurler Faysal.. okumaya doyamiyorum yazilarini..

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?