Yangın ile: Sahnede ve Stüdyonun Ritminde Olmak Üzerine Bir Sohbet
Şimdiye kadar Plastik isimli albümleri ve birçok single yayımlayan Yangın; Theo Kaya (vokal), Bora Yavrucuk (synth’ler, gitar), Efe Sunlove (gitar) ve Sarp Taha Gürkan’dan (bas) oluşuyor. Enerjik sahne performansları ve güçlü melodileriyle dikkat çeken grup, Squid ve Fontaines D.C. gibi isimlerin ön grubu olarak sahne aldı. Şimdi ise yeni albüm hazırlıkları ve yaklaşan konserlerle gündemdeler. Ben de Yangın ile bir araya geldim ve müziklerini, sahne enerjilerini, grup dinamiklerini daha yakından tanıyacağımız samimi bir röportaj gerçekleştirdik. Hadi, gelin birlikte keşfedelim.
Yangın’ı kurarken sizi harekete geçiren motivasyonla bugünkü motivasyon arasında en büyük fark ne? Artık daha çok bir şey “anlatmak” mı istiyorsunuz, yoksa bir atmosfer “yaratmak” mı?
Plastik albümünden beri herkesten önce bizi heyecanlandıracak olan, ve dinlemek isteyeceğimiz bir müzik icra etmeye çalışıyoruz. Genelde yaşadığımız şeyleri anlatıyoruz, herkesin kendi hayatına göre farklı yorumluyor olması hoşumuza giden bir şey. Atmosfer genellikle kendi kendini yaratıyor.
Post-punk etkisi müziğinizde net bir şekilde duyuluyor, ama aynı zamanda 2000’ler Türkçe rock’ının mirası da var. Siz kendi “tını”nızı bu iki eksenin neresinde konumlandırıyorsunuz?
Müziğimizi net bir janraya yerleştirmeyi pek sevmiyoruz. Hangi tarzda olduğumuzu tanımlamak bazen kısıtlayıcı olabiliyor. Evet, beğendiğimiz bir post-punk sahnesi var, onun yeri ayrı ama müzik, çok daha geniş bir yelpazede gelişiyor. Etrafımızda duyduğumuz her şey, ne dinlersek dinleyelim, bizde iz bırakıyor. Farklı tarzların, seslerin birbirine karıştığı bir yerden yola çıkıyoruz ve bu da müziğimizi daha özgür ve çeşitlendiriyor.
Stüdyoda “Bu kesin bizim şarkımız” dedirten bir imza niteliğinde ses, pedal kombinasyonu, davul groove’u ya da vokal rengi var mı?
Herkesin sırları var.
Bir parçanın ilk kıvılcımı genellikle nereden geliyor? Bir bas riff’i, bir synth atmosferi, bir vokal melodisi mi? Yoksa hep birlikte aynı anda yakaladığınız bir hissiyat mi?
Genelde her şey gitarlarla başlıyor, onlar bir tür ilk adım ama üzerinde çalıştığımız albümde, davullarla başladığımız şarkılar da var. Şarkının hissiyatına göre bu denklem sıklıkla değişiyor.
Squid ve Fontaines D.C. öncesi çalmak… Bu sizin için nasıl bir deneyimdi?
Squid ve Fontaines DC çok sevdiğimiz ve sürekli dinlediğimiz gruplar, aynı sahneyi paylaşmak çok heyecan verici bir deneyimdi. Bu denli etkileyici grupları çıplak gözle izlemek canlı performanslarımız için de fazlasıyla yeni fikir oluşturdu.
Türkiye’de alternatif sahneyle ilişkinizi nasıl tanımlarsınız? İçinde mi hissediyorsunuz kendinizi, kıyısında mı, yoksa bambaşka bir koordinatta mı?
Ahmet Hamdi Tanpınar’ında dediği gibi ‘Ne içindeyim sahnenin ne de büsbütün dışında.’ Şaka bi yana, alternatif kültür diye tanımlanan çevrede doğmuş bir grup olmakla beraber, ana akımın dışında ilgi çekici ve kendi emekleriyle müzik üreten insanlar olması çok değerli.
Albüm/EP yaparken “konsept” sizin için ne kadar önemli? Yoksa her şarkı kendi başına bir evren mi?
Konsept bizim için hem işitsel hem görsel çok önemli. Zaten belli sayıda şarkıları bir topluluk içinde düşünmeye başlayınca bir hissiyat oluşuyor; bunun yanı sıra içinden geçmekte olduğumuz dönemlerden ve ruh hallerinden kaçmak zaten mümkün olmuyor. Konsept diye adlandırdığımız şey aslında hepsinin bir karışımı.
Yeni parçalarınızda prodüktörle nasıl bir etkileşim yaşıyorsunuz? Kendi sound’unuzu korumak ile yeni şeyler denemek arasındaki dengeyi nasıl buluyorsunuz?
Daha kayıtlar başlamadı (röportaj çıkınca başlamış olucak muhtemelen) ama ses renkleri ve şarkıların dokuları zaten neredeyse belli bir şekilde giriyoruz stüdyoya. Ama örnek vermemiz gerekirse, Plastik albümünde Taner Yücel’le çalışmak ve fikir alışverişi yapmak bizim için çok güzel ve değerli bir deneyimdi.
Yeni albüm ve onu takip edecek bir konser/tur planınız var mı?
Yakın zamanda önce tekliler ve sonrasında yeni albüm çıkacak. Duyurduğumuz ve henüz daha açıklayamadığımız güzel konserler var önümüzde. Vakti gelince görüşürüz
Buradan itibaren müziğin ve sahnenin ciddiyetinden biraz uzaklaşıp, sohbeti başka sulara taşıdık. Kapak tasarımından hayali kokteyl tariflerine, turne otobüsünde sabaha kadar çalacak albümden sahnede yaşanan komik anlara uzanan sorularla Yangın’ı biraz daha farklı bir açıdan tanımaya çalıştım.
Son albümünüzün kapak tasarımı bir film sahnesi olsaydı hangi yönetmenden çıkardı?
Plastik albümünün kapağı bir film olsaydı çeken yönetmen konusunda bir git gel yaşadık. Kubrick ve Jodorowsky arasında karar veremedik.
Yangın” bir kokteyl olsaydı içinde neler olurdu?
Sarp: Vodka, Bora: Acı sos, Efe: Kara biber, Theo: yeşil zeytin
Turne otobüsünde sabaha kadar çalacak tek albüm hakkınız olsa, hangisini seçerdiniz?
Velvet Underground – Muzlu albüm.
Sahne kariyerinizde hiç tam bir Spinal Tap anı yaşadınız mı?
Bizim de 11’e kadar açılan amfilerimiz oldu.
Eğer şarkılarınızdan biri bir film soundtrack’ine girseydi, hangi film türüne yakışırdı?
Türden emin olamadık ama Wong Kar-wai’ın filmlerinde çalsın isterdik.
Kapak Fotoğrafı: Yangın
İlginizi çekebilir: Ezgi Cenk’ten Evdeki Saat ile: Yeni Teklisi ‘Tavan’ ve Üretim Süreçleri Üzerine


Ezgi Cenk 











Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!