Kaş için harika bir rota çizmek gibi bir planınız varsa, orada durun… Çünkü Kaş’ta kuralları Kaş koyar!

IMG_4641-768x768

Bayram tatili için seçtiğimiz Kaş, bize kendi kendine bir rota çizdi aslında. Tekne turunda Meis adasını görmek, güneş battığında adanın ışıklarını izlemek, tekneden batık şehri seyretmek, Kaputaş’ta yüzmek, belki dalış yapmak gibi planlarımız vardı ancak canımızın istediği her yerde mola verdiğimiz bir gece yolculuğunun ardından güneşin ilk ışıklarıyla bulutlu bir gökyüzü manzarasına uyandık. Daha şehre gelmeden huzur bulmak buydu sanırım. Radyoda sadece Yunan kanalları çekmeye başladığından yanımıza birkaç parça tabak almadığımız için içimiz burulsa da, hemen nerede kahvaltı yapabiliriz derdine düştük. Antalya’nın ilçesi olmasına rağmen Antalya’ya uzak, Fethiye’ye oldukça yakın bir yoldayız. Hava bulutlu, yaklaşık 15 dakika içinde de muhteşem bir yağmur bizi bekliyor.

blogger-image-1216086916

Kahvaltı için Fethiye Kargı Köyü’nde durmaya karar verdiğimizde neyle karşılaşacağımızı biliyorduk aslında. Öncelikle varış noktamız Yörük Müzesi’nden bahsederken Enver Yalçın’ın kendini, ailesini ve kısmen müzesini tanıttığı (!) şirin web sitesini ziyaret edin derim. Tatile çıkmadan önce otellerin baktığınız o muhteşem fotoğraflarına güvenip sonra odada fön makinası ararsınız ya hani, hayaller ve hayatlar bile değildir o, bariz görmüşsünüzdür sitesinde… Tecrübe ile sabittir, burada gördüğünüz her şey gerçek. Yani ne fazlası ne eksiği var. Biz sadece kahvaltı için çok şahane bir köy yolundan içeriye girdik. Tabii bu kadar muhteşem bir köy kahvaltısıyla karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Patatesleri kendileri yetiştiriyor ve fırında tereyağı ile pişiriyorlar. Hakiki nar suyundan, sacda pişirdikleri keteye, bahçelerindeki köz biberden, kendi tavuklarından çıkan yumurta ve organik bala kadar her şey bir insanın sabah kahvaltısından bekleyebileceğinin fazlasıydı. Enver Yalçın (İşletmenin sahibi) yan masada ailesiyle birlikte kahvaltı ediyordu. Sık sık bir ihtiyacımız olup olmadığını sordu, biz de patatese bayıldığımız için bir kaç kez istedik. Fırtına eşliğinde közde Türk kahvemizi içerek köyden ayrıldık.  Yolunuz düşerse tecrübe etmenizi tavsiye ederim.

IMG_4635-768x576

Hiç kimsenin acelesinin olmadığı, sokaklarda insanların Şile bezinden kıyafetleri ve çantalarıyla dolaştığı Kaş’tayız. Hava öyle sıcak ki gölgede kalan tüm kafelerde herkes bir köşede yayılıyor. Şansımıza arada bir yağmur yağıyor, serinliyoruz. Her ara sokaktan inerken gördüğümüz küçük tepecikler Akdağlar. Sanırım burası insana huzur vermek için kendinden oluşmuş küçücük bir yer.

IMG_4602-768x576

kaş13

Sokaklarında gezerken mimarisine ve salaş tarzına bayıldık. Halkının ve esnafının bu kadar güler yüzlü ve yardımsever olmasına şaşırdık. Ginger’larıyla gezen polisler, hasır şapkalı İtalyan dondurmacıları, e bunlar şehirden pek de alışık olmadığımız manzaralar. Şehirden alışık olmadığımız başka manzaralar da vardı tabii… Trafik yok, ATM kuyruklarında stres olmak, park yeri arama kabusu.. kısacası bir şehirlinin yılın en az 300 günü çektiği çilenin yüzde biriyle bile muhattap değilsiniz. En güzeli bir şehirlinin kendini her daim mecbur hissettiği “iyi olma derdi” yok çünkü burada nasıl göründüğünüz kimsenin umurunda değil.

IMG_4615-768x576

IMG_8153-768x768

Özellikle tamamı kapının önünde limonata içen esnaflarının bir tatil beldesi olmasına rağmen “gel gel” yapıp insanları rahatsız etmemesi çok rahatlatıcı. Bir dükkandan içeriye girip istediğin gibi gezip fotoğraf çekiyorsun. Bir galeriden hediyelik eşyalar seçerken dükkan sahibini bulabilmek için etrafa biraz soruşturmak zorunda kaldık; kendisini yaklaşık 20 dakikanın sonunda sokağın başındaki halıcıda lak lak yaparken yakaladık.

IMG_4639-768x576

Kaş’ın simgesi Mavi Bar. Etrafta hiçbir yerde bulamayacağınız Gara Guzu’yu doya doya içebilirsiniz. Bir diğer alternatif, Kadıköy’den tanıdığımız Ayı‘nın Kaş’ta bir şubesi var. Kadıköy’dekinin aksine artık havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez gayet sıcak insanlar. Müzik bildiğimiz müzik. Orada da baharatlı anne patatesi ve kokteylleri deneyebilirsiniz. Şahsi fikrim yetenekli bir barmeninin olduğu.

blogger-image-1740712481

Bu arada Bi Lokma Kaş’ta gittiğimiz en güzel kahvaltı mekanıydı. Öncelikle kızarmış ekmek vardı. Taze sıkılmış portakal suyu yazın bir kahvaltıdan istenen en önemli şey bizim için. Portakal suyumuz naneli ve buzlu bir bardakta geldi.

IMG_4723-440x440

Sıcak havada dondurmaya asla hayır demeyeceğiz ancak İtalyan dondurmasına ağzımız kulaklarımızda koşacağımız kesin. Dondurma seven biriyseniz – çok fazla çeşit tattığınızı düşünerek yazıyorum – İtalyan dondurmasının ne demek olduğunu bilirsiniz. Hemen her yerde görebileceğiniz standlardaki tatlar birbirinin aynıydı. Denemeden ayrılmayın.

blogger-image-551000975

blogger-image-760421346

Kartpostallarda görüp “Bu renk su mu olurmuş? Anca resimlerde işte..” dediğimiz o su, bu su :) Kaputaş Plajı’na ulaşım ne kadar zahmetliyse su o kadar güzel. E güzel olan hiç bir şeyin kolay olmadığını düşünürsek o 200 basamağı inip turkuaz rengi suda yüzmek o kadar keyifli olacaktır tabii ki . İnmek değil de aslında çıkmak bir dert. 40 derece sıcak, çantalar… Önerim, çıkmak için kurumayı beklemenize gerek yok; çıkana kadar zaten tekrar terliyorsunuz. Plaj Kaş ve Kalkan arasında. Girişteki tabelada “Bu yolun yapımında ölen 7 TC karayolları işçisini rahmetle anıyoruz.” diye bir yazı var. Plajda duş, şemsiye, şezlong temin edebiliyorsunuz. Sınırlı sayıda ve yeterince olmadığından bizim gibi bayram tatilini seçtiyseniz Kaputaş’ı sabah 2-3 saat için değerlendirmenizi öneririm..

IMG_4785-585x439

IMG_4795-585x439

Doğal sit alanı olarak korumaya alınan Kekova’da batık şehri görmek üzere tekne yolculuğundayız. Güneş bronzlaşmak ve bol bol yüzmek için şahane. Dış dünyaya, yani aslında dış dünyadan kastımız kara ulaşımına kapalı bu batık şehre ve devamında Demre’ye yalnızca deniz yoluyla ulaşabiliyorsunuz. Kekova’ya gitmişken Simena antik kentini ve batık şehri mutlaka görmelisiniz. Turunuz özellikle Meis adasına giden bir tursa bir günlük Meis adasında gezme opsiyonunu da kullanabilirsiniz.

IMG_4844-585x585

Güneş kaybolunca tekne dönüşü duş alınmış, yanaklarda pembelikler… Terlikleriniz, uçuşan elbiseniz, sevdiklerinizle birlikte güzel bir akşam geçirmek için ne gerekiyorsa bütün şartlar kendi kendine olgunlaşmış. Kaş, insana akşam 9’dan sonra, yani hava tamamen karardığında “gün daha yeni başlıyor” izlenimi veriyor. Rezervasyonumuz olmadığından biraz endişeli çarşıda gezerken ilk başta “yerimiz yok malesef” denen ancak ikinci turda bir masanın boşaldığını öğrenince çok mutlu olduğumuz ve dakikalar sonra hayatımızda yiyeceğimiz en güzel mezeleri tadacağımız  Bahçe Balık‘tayız. Ortam, müzikler, yemekler, özellikle fesleğenli balık çok lezzetli. Sohbet esnasında mekanı bir anneanne ve torunun işlettiğini öğreniyoruz; hemen ilerde bir de Bahçe Restaurant var. Anneanne orayı idare ediyor. Peşpeşe iki akşam bu restoranda bonfile ve sebzelerle şarap içerken, ertesi gün milli içeceğimiz olan rakıyı özellikle orada tercih edebilirsiniz.

aklıkent2

Son gün; Saklıkent. Fethiye ve Kaş’ı birbirinden ayıran 14 km’lik bu kanyonun girişi aslında göze çok da hitap etmeyen çardaklardan oluşan kıyı kafeleri nedeniyle biraz olumsuz hava yaratsa da, biraz daha içerilere girdiğinizde bir yürüyüş yolundan kanyonda rafting yapan insanları görebilir, şehri seyredebilirsiniz. Maalesef bu bölge ellerinde selfie çubuklarıyla dolaşan yerli-yabancı turistlerle dolu. Keyfini çıkartmak için bir rehber eşliğinde tarihini dinleyerek gezebilirsiniz. Kanyonun içinde dolaşırken cep telefonu, iPod gibi ıslanabilecek eşyalarınızı yanınıza almamanız gerekiyor çünkü belli bölgelerde su boyunuzu aşabiliyor. Bu aşamada çok fazla sert kayalık ve engebe olduğu için ayakkabı çok önemli, kanyonun girişinden temin edebileceğiniz gibi sağlamlığına güvendiğiniz kendi ayakkabılarınızı da tercih edebilirsiniz. Bu bölgede yiyecekler oldukça pahalı ve lezzetsiz. Aslında berbat bir gözleme yemek istemeyeceğinizi düşünerek, kanyonu hızlıca gezip yola devam etmenizi öneririm.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN