Manifest’lemekten Crush’lamaya: Yeni Nesil Müzik Grupları Bize Ne Anlatıyor?
Küçükken dansçı olmayı istiyordum. Okuldan koşa koşa gelir, evimizin salonunu kocaman bir dans pistine çevirir, saatlerce şarkı söyleyip dans ederdim. Arkadaşlarımla gruplar kurup birlikte dans etmek de başka büyük bir eğlencemdi. Bir süre bale yaptım, ardından halk oyunları ve modern dans eğitimleri aldım. Sanırım geçmişime dönüp baktığımda beni en çok heyecanlandıran ve tatmin eden anlar da o zamanlara ait. İlkokulda dans öğretmenimin arabasıyla okula giriş yaptığı anlar garip ama hâlâ zihnimdeki en berrak anılar. Tam da bu sebepten dolayı yeni nesil müzik grupları hakkında konuşmak istiyorum.
Evet, yazının başında dediğim gibi küçükken dansçı olmayı istiyordum ama bu yalnızca bir hayal, hobiydi. Çünkü dans etmek etrafımdaki kimse tarafından bir meslek olarak nitelendirilmiyordu. Yalnızca hayal gücümün bir ürünüydü. Şu an yaptığım meslek, yazdığım yazılar da uzun zaman bir meslek olarak kabul görmedi. Ama insanlar böyledirler onlara göre hayalleriniz gerçekleriniz olamaz. Gerçek hayat daha ciddi, daha güvenli, daha ölçülü olmalıdır. Bazılarına göre hayal kurmak ise ancak henüz büyümemişken sahip olabileceğiniz bir ayrıcalık. Bu yüzden bazen birilerinin çıkıp size bunun mümkün olabileceğini göstermesi gerekiyor.
“Manifestlemek” kelimesini neden çok sahiplendiğimizi hiç düşündünüz mü? Bir şeyi yalnızca istemek değil, onu yüksek sesle dile getirmek; gerçekleşebileceğine inanmak ve bir anlamda kendi hayatının ihtimallerini kendin yazmaya çalışmak. Son zamanlarda gündelik dilimize yerleşen bu kelime, aslında çocukken yaptığımız bir şeyi yeniden hatırlatıyor: Henüz gerçekleşmemiş olsa bile bir şeyin hayalini kurmak. Ve bugün Türkiye’nin yeni kız müzik grubu Manifest’in adının tam da bu kelimeyle kesişmesi manidar.
Big5 Türkiye sürecinin ardından altı kişilik bir grup olarak kurulan Manifest, henüz kariyerlerinin ilk yılında Türkiye’de ve küresel ölçekte elde ettiği başarılarla kız grubu kültürünün yeniden güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Manifest yalnızca altı genç kadının aynı sahnede şarkı söylemesinden ibaret değil. Salonun ortasında dans eden, odasında tarağını mikrofon yapıp şarkı söyleyen, arkadaşlarıyla bir grup kurup saatlerce koreografi çalışan tüm çocuklara yeni bir umut. Belki de bir çocuğun birilerini izleyip “Ben de bunu yapabilirim.” diyebilmesi, sandığımızdan çok daha büyük bir şeydir.
Grubun yarattığı etki, müziğin ve performansın ötesinde. En dikkat çekici taraflarından biri, ortaya çıkardıkları kız neşesi. Birlikte eğlenen, dans eden, birbirlerinin enerjisini yükselten ve görünür olmaktan çekinmeyen altı genç kadın ilk bakışta yalnızca tatlı bir görüntü sunuyor gibi görünse de ataerkil düzene alışmış bir toplumda bunun bambaşka bir karşılığı var.
Kız çocuklarına çok küçük yaşlardan itibaren neşelerini bile nasıl yaşayacakları öğretiliyor. Çok yüksek sesle gülmemek, fazla yer kaplamamak, dikkat çekmemek, bedenini kontrol etmek, arzularını açıkça ifade etmemek… Kadınların görünürlüğü neredeyse her an görünmez sınırların içerisinde tutuluyor. “Aman kızım, öyle gülme, ayıp olur.” “Çok kısa giyinmişsin, laf söz olur.” “Biraz hanım hanımcık ol.” Kadınların neşesi, bedeni ve arzuları daha çocukluktan itibaren başkalarının bakışıyla ölçülmeye başlanıyor. Bu yüzden kadınları eğlenen, arzulayan, üreten ve bundan keyif alan insanlar olarak görmek başlı başına değerli.
Peki ya sahneye erkekler çıkarsa? Türkiye’nin yeni erkek müzik grubu Crush, tam da bu sorunun etrafında düşünmek için bir alan açıyor. Idol House Türkiye sürecinin ardından yedi kişilik bir grup olarak kurulan Crush henüz müzik yolculuğunun başında olsa da ilk çıkışlarında itibaren gördükleri ilgi, Türkiye’de boyband kültürünün güçlü bir karşılığı olduğunu gösteriyor.
Erkeklerin illa sert görünmek, baskın olmak ya da ulaşılmaz bir imaj yaratmak zorunda olmadığı; erkekliğin daha oyunbaz, daha renkli, daha duygusal ve daha özgür biçimlerde de kurulabileceği fikri, toksik maskülenliğin yıllardır dayattığı sınırları ister istemez aşındırıyor. “Erkek adam dediğin dans etmez.” “Erkek dediğin ağlamaz.” “O kadar da renkli giyinilmez.” “Kız gibi davranma.” Tıpkı kız çocuklarına neşelerini ve bedenlerini kontrol etmeleri gerektiğinin öğretilmesi gibi, erkek çocuklarına da daha küçük yaşlardan itibaren nasıl davranmaları gerektiği öğretiliyor. Sert olmak, duygularını belli etmemek, kırılgan görünmemek, hatta bazen yalnızca eğlenmek bile erkekliğin sınırlarını aşmak olarak görülebiliyor.
Belki de Türkiye’de yeniden yükselen band kültürünü yalnızca müzik endüstrisinin yeni bir trendi olarak konuşmamak gerekiyor. Manifest, Crush, Radikal, Aura, Mantra ve Karma gibi grupların ortaya çıkışı, gençlerin popüler kültürde kendilerini nasıl görmek istediklerine dair de bir şeyler söylüyor. Artık yalnızca iyi şarkılar dinlemek bize yetmiyor. O şarkıların etrafında nasıl bir kimlik ve topluluk kurulacağı da önem taşıyor.
Bir tarafımız Manifest’liyor; yani istediğini yüksek sesle ortaya koyuyor, hayal ediyor ve kendi ihtimallerini yaratmaya çalışıyor. Bir tarafımız Crush’lıyor; yani hoşlanmaktan, beğenmekten, arzu etmekten çekinmiyor. Yeni nesil müzik grupların asıl meselesi de tam olarak bu: Kendimize daha fazla alan açmak. Birlikte eğlenmeye, hoşlanmaya, sevmeye ve bütün bunları başkalarının koyduğu kurallara göre yapmak zorunda olmamaya. Çünkü artık kim olabildiğimizi kendimiz seçmek istiyoruz.
Kapak Fotoğrafı: Manifest
İlginizi çekebilir: Helin Yüksel’den Manifest

Eda Akça





Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!