Aynı gün içerisinde ülkemizin onlarca şehrine ışınlandığınızı ve her şehirde sizi ayrı bir gastronomik deneyimin beklediğini hayal edin. Antep’e gidip o hep çok merak ettiğiniz Yağlı Köfte’sini tadıyorsunuz hem de meşhur Bayazhan’ın mutfağından. Yakındayken Antakyalı Nedim Usta’ya uğrayıp, hayatınızda yediğiniz en leziz humuslardan birini deneyimliyorsunuz. Ardından biraz Ege’ye geçiyorsunuz, Urla’nın Sübyeli Şevketi Bostanı’nın keyfine varıyorsunuz. Bozcaada’nın Acılı Çiğ Dolması’na bayılıyorsunuz. Ah tabii, Ege’yken Tire’ye de uğramamak olmaz deyip; şöyle en doğalından bir Turp Otu’nun lezzetine bakıyorsunuz ve mest oluyorsunuz!

Ben tam da böyle bir gün geçirdim 6 Ekim Pazar günü. İlkine katılamadığım Yeniden Meze’nin ikincisindeydim. Festival bitti ancak ben 3 gündür etrafımdaki herkese bu etkinlikten ne kadar keyif aldığımı, kaç çeşit meze yediğimi, birçok şehirden ve kültürden onlarca lezzeti bir arada deneyimleyebildiğim için çok şanslı hissettiğimi, festival gerçekleştirilen atölyeleri (yazının devamında detaylı anlatacağım) anlatıyorum. Fikrimce, Yeniden Meze, ülkemizdeki ürün çeşitliliğini, kültürlerin gerçekten çok güzel bir harmoni ile iç içe geçtiğini tüm katılımcılara en iyi şekilde hatırlattı.

Antakya mutfağını çok sevmeme rağmen Antakya’ya hiç gitmedim. Nedense bir türlü organize edemedim. Ancak, Yeniden Meze Festivali’nde Humusçu Nedim Usta’nın Antakya usulü humusunu, Salah Kebap’ın Antakya dürümünü tatmak beni birkaç saatliğine de olsa Antakya’ya gitmişim gibi hissettirdi. Severek takip ettiğim, seçilen Antakya’ya ait yöresel lezzetleri ve peynirleri dünyaya tanıtmayı amaçlayan Lale Kuseyrioğlu’nun Biberlik Ekmek, Tuzlu Yoğurt, Fırınlanmış Haşlama Peynir ve harika bir lezzete sahip olan Patlıcan Ekşilemesi’ni yemek öyle her an karşımıza çıkacak bir fırsat değil.

Bir de işin Ege tarafı var tabii… Ege aşıkları Yeniden Meze’de çıldırdılar diyeceğim de… Kim Ege’yi sevmez ki zaten? O taptaze otlar, enfes balıklı mezeler, İstanbul’da gerçek tadını unuttuğumuz sebzeler…

İzmir’in ünlü Kokoreççi Baki Usta’sının önündeki sırayı görseydiniz inanamazdınız. Tüm gün o sıra hiç azalmadı, hep birileri çeyrek ekmek içerisine koydukları o leziz kokoreç için sırayı bekledi. 10 metre ileride Boğaz, ellerinde rakılar, yanlarında sevdikleriyle o sırayı beklemenin keyfi ayrı oluyor tabii. İzmir’den Söğüşçü Aco ve Yalı Beyi Midye de ilgi inanılmaz yüksekti.

Sırada bizi Urla’nın en sevilen restoranların, yerel malzemelerle yaptığı mezeler bekliyordu. Urla’nın Sanat Sokağı üzerinde bulunan, yerel halk tarafından çok sevilen Hiç Lokanta’nın Limonçimenli Balkabağı Ezmesi ve Köz Biberli Sos eşliğinde sunduğu Izgara Körpe Pırasaları dillere destandı. Değerli Dilek Yetkiner’in İsli Yoğurtlu, Meyveli Sinkonta ve Kaparili Sakız Enginar’ı da aynı şekilde. Urla’nın ünlü balıkçılarından Balıkçım Keyif’in Sakız Enginarı Çanağında Deniz Börülcesi ve Karides’ini, Fesleğenli Sardalya Marine’sini,  Ahtapot, Karides ve Sübyeli Şevket-i Bostan’ını tattık.

Geçtiğimiz haftalarda ziyaret edip, vizyonlarına hayran kaldığım GastroTire’nin şefi Serkan Çakır ile Yeniden Meze’de karşılaştık. Kendisi, Türkiye’nin belki de en leziz malzemelerinin çıktığı Tire’den Narenciye Soslu Turp Otu, Karadut Pekmezli Pancar Salatası getirmişti.

Peki Bozcaada hayranları burada mı? O zaman Madam Niça’yı iyi bilirsiniz. En son Temmuz ayında gittiğim Bozcaada’da bir gecemi Madam Niça’da geçirmiş ve bu güzel mekandan çok mutlu ayrılmıştım. Buranın İsli Midye Salatası ve “Ada Ekmeği Üzerine” Pancarlı Ezine Peyniri ile İstanbul’da buluşmak çok hoşuma gitti. Ada’nın diğer ünlü restoranlarından Asma6’nın Acılı Çiğ Dolma ve Xuna Sarpa Çiroz’unu da yediğimde kendimi Bozcaada’nın huzurlu ortamında hayal ettim. Sanki hafif bir rüzgarın tam ortasında, Ada’ydım.

Hep İstanbul dışındaki mekanlardan bahsettim. Şimdi gelelim İstanbul’da sevdiğim mekanların mutfaklarından çıkan mezelerle karşılaşmalarıma. Basta’nın şefleri Derin ve Kaan tüm gün yüzlerce Dana Dürüm sardılar. Üzerlerindeki ilgi bir an olsun bile azalmadı. Ermeni mezeleri ile tanıdığımız Jash İstanbul da, Zeytinyağlı Yaprak Dolma, Tarama ve tabii ki Topik’iyle Feriye’deydi. İstanbul’da son yıllardaki favori mekanlarımdan olan Alaf’ın şefi Deniz Temel, Yeniden Meze katılımcıları için Karides Cipsi üzerinde sunduğu Ayvalık Deniz Kestanesi hazırlamıştı. Bir de beyin kreması ile hazırladığı İzmir Usulü Kelle Söğüş. Evet, Alaf’ın cesur tercihlerini Yeniden Meze’ye de taşımıştı Deniz Temel!

Bu yazı böyle sürer gider… Çünkü çok fazla mekan, çok fazla meze, çok fazla başarılı şef oradaydı. Ve ben gerçek bir gastronomi deneyiminin tam ortasındaydım.

Yemeklerin dışında neler mi oldu? Harika atölyeler gerçekleştirildi. Festival katılımcılarının önceden listeye isimlerini yazdırarak katılabildikleri, sınır kontenjana sahip “Meze Dolu Workshop”ları deneyimlemek için bile bu festivale gidilir. Neden böyle dediğimi workshopları yapan şeflerin isimlerini okuyunca anlayacaksınız: Senelerce Kantin’e müthiş yemeklerini yediğimiz, şu an Ayvalık’ta yaşayan, kendisini zevkle takip ettiğimiz Şemsa Denizsel ile “Zeytinyağlı Mezeler”, tam bir şef restoranı olan Alaf’ın şefi Deniz Temel ile “Sokak Mezeleri”, Maya’nın, Gram’ın kurucusu değerli Didem Şenol ile “Anasonla Uyumlu Hafif Mezeler”, Fireroom’daki burgerlerine hayran olduğumuz İranlı şef Hazer Amani ile “Evde Çilingir Sofraları”, senelerdir tanıdığım, Feriye’nin şefi Esra Acar ile “İstanbul Mezeleri” ve Kilimanjaro’dan tanıdığımız Mutafa Otar ile “Anadolu Mezeleri” workshopları yapıldı.

Atölyeler dışında Feriye’nin çimlik alanı ve deniz kenarı gerçek bir festival alanıydı. Tüm gün DJ performansından sonra Yeniden Meze sahnesinde Güntaç pek keyifli bir konser verdi.

Sözün özü, gerçekten harika bir gündü! Bir sonraki Yeniden Meze’yi heyecanla bekliyorum.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN