Mikis Theodorakis ile Nikos Kazancakis. Birbirine çok yakın bu iki harika dünyalar sanatçısı, Zorba balesinde nasıl bir araya geldiler ve Aleksi Zorba’nın o Temmuz akşamı Bodrum’da ne işi vardı?

“Yaşam, kadınlar, ölüm korkusu, düşünce; yakasını bırakmayan bu kelimeler karşısında Aleksi Zorba’nın iç rahatlatıcı, serinletici ve sağlam görüşleri, görüşten de öte tespitleri ve deneyimleri vardır. Yani Zorba “gerçek bir hayat kullanma kılavuzu”dur.” (1)

Serin olmayan bir Temmuz akşamı. Mikis Theodorakis’in yaratıcısı olduğu Zorba bale gösterisi Bodrum Kalesi sahnesinde az sonra. Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin 6 sezondur kapalı gişe oynadığı bu temsili, 17. Bale Festivali kapsamında turnesini tamamlıyor. Festival Ağustos ayında Zorba‘yı aratmayacak kadar ünlü ve nitelikli yapımları ağırlayacak.

Hava, iki gündür rüzgarsız. Bu, daha çok ses demek. İnsan sesi, adım sesi, müzik ve dans sesi. Doğa ve sanatın icrasının bu en yakın halinde Temmuz kokuları çok değişken, egzotik: Tarçın, yasemin, mandalin… Ankara’dan Bodrum’a uçan Aleksi Zorba balesi şu anda yazınsal köklerine yani Girit’e olabileceği en yakın yerde. Belki de birkaç yüz kilometre ötede büyük bir adada Madam Hortense’ın plağı bir şarkı çalıyordur.

Türkçede en çok okunan kitaplardan biri olarak zaman içinde sürekli ilgi alan Zorba romanı ADOB’un bu 6 yıldır süren başarısının da anahtarlarından, filmi ve müzikleriyle de tabii.

Bundan 18-19 yıl önce İstanbul Açıkhava Tiyatrosu’nda Macar Devlet Balesi’nin Zorba gösterisini izlediğimi hatırlıyorum, temsil henüz başlamadan önce. Üç bine yaklaşan seyircisiyle daha hızlı ve modern bir temsildi aklıma düşen. Dekoru da az çok hatırlayınca, şu an Bodrum Kalesi’ndeki antik tiyatrodaki dekor çok epik ve lirik geliyor bana. O halde bu gösterinin de epik geçeceğini düşünüyorum ister istemez. İçim daha da ürperiyor, zira bu Bodrum akşamı son derece gizemli, egzotik ve tüm heyecanlara ve hazlara açık bir zaman ucu aynı zamanda.

Yerime daha da kurulurken sahneye olanca yakınlığım beni daha da heyecanlandırıyor. Antik tiyatronun kalabalık izleyicileriyle paylaştığımız en ortak nokta da bu heyecan sanıyorum. Opera ve baleye erken gelenlerin yaptığını yapmam gerekiyor şu an: Girişte verilen küçük kitapçığı okuyup gösteriye sanatçılar gibi ben de hazırlanmalıyım:

“Küçük bir Yunan kasabasına John isimli bir Amerikalı gelir. Etkilendiği ve parçası olmak istediği geleneklerin cazibesine kapılarak güzel bir dul olan Marina’ya aşık olur. Marina’dan da karşılık bulur. Üstelik Marina, köyün yakışıklı delikanlısının aşkını da yok saymıştır. Yabancı birine aşık olduğu için Marina’ya köylüler karşı çıkar. Ancak John ile Marina’ya, John’un dostu Zorba sahip çıkar. Çift, kimsesi olmayan, ancak güçlü ve özgür bir adam olan Zorba’nın sayesinde aşklarını yaşama fırsatı bulurlar… Köylüler birlik ve geleneklerini korumak gayretindedir. Zorba, zavallı John’u köylülerin elinden zor da olsa kurtarırken sevgilisi Marina, intikam peşinde koşan kalabalığın kurbanı olur. Yaşama küsen Zorba, sirtaki oynayarak teselli bulurken, John ve diğerleri de bu dansa katılır. Herkes yeni bir yaşam için teselli, af ve dayanma gücü arayışı içindedir.”

Çoğu Zorba sevdalısı içi bu kısa özetin doğruluğu sık sıkı karıştırılıyor olabilir. Örneğin ilkin filmini izleyip sonra kitabını okuyanlar ve tersi için bu özet karşısındaki tepkiler tamamen farklıdır sanıyorum. Şahsen romandan baleye oradan filme kadar teknik olarak bir yazar korosu ile karşı karşıya kaldığım için, her bir sanat dalının Zorba yorumunun elbette farklı olacağını düşünüyorum.

Tam burada seneler evvel kaleme aldığım bir yazının (2) ilk cümlesini hatırlıyorum: “Her haneye, her sokağa, her mahalleye, özellikle de her adaya bir Aleksi Zorba…”

O yazı tam tamına bundan 20 sene öncesine tarihleniyordu. Otuzlu yaşların sarp, fırtınalı kayalıklarında Zorba, bir kurtarma filikası yerine geçmişti yalnızlık, aşk ve ölüm dertleri karşısında. İnsanı derinden etkileyen, kalbine bir antidot olarak saplanan her sanat eserinde olduğu gibi Zorba da, bu satırların yazarında bir düşünsel tepkimeye kavuşmadan gerçek şifasını ortaya koyamayacaktı.

Orkestra şefi Bujor Hoinic, koreografi Lorca Massine, kostüm tasarımı Gürcan Kubilay, ışık tasarımı Fuat Gök’e ait. Ve eser Mikis Theodorakis.

Gösteri başlıyor.

Temsil hakkında yazının bu noktasında benden ipucu veya yorum bekleyen gözler için gözlerimi kapatıyorum ve kendimi sahne sanatlarının ân’lar dizisinde yankılanan ve insanın en güzel zevk arayışlarına eşlik eden sanat büyüsüne kendimi teslim ediyorum.

(1) http://halilgokhan.blogspot.com/2011/11/aleksi-zorba-ve-yazar.html
(2) agy.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN