Değişen Roller: Bakım Alandan Bakım Verene
Yetişkinliğin en zor yanlarını bence yeterince konuşmuyoruz. Hayır, çamaşır yıkama ritüellerini doğru düzgün yapabilmek için neredeyse işi bırakmak gerekmesinden, üniversite zamanı ‘hangover’ bir şekilde ceza hukuku sınavına girip gayet makul bir notla geçebilirken artık birkaç kadeh şarabın ardından iki tam iş günü yatışa ve tanrının yardımına ihtiyaç duymaktan ya da bir müzik festivaline katılmak için ses önleyici kulak tıpası, SPF50 güneş kremi ve aynada kendi gözünüzün içine bakıp “sen çok güçlü bir insansın gidip gündüz güneşinin altında ayakta eğlenebilirsin” şeklinde yapılan moral konuşmasından söz etmiyorum. Bunlar da yeterince zor tabii ama maalesef çok daha kalp kıran ve kabullenmesi güç bir dönüşümden bahsetmek istiyorum bugün: Rollerin değişmesi…

Babaannem benim için bu hayattaki en önemli insanlardan biri, en çok sevdiğim insanlardan biri ama aynı zamanda beni en çok yoran insanlardan da biri. Bu ay evleniyorum, kendisi nikah şahidim. Ben henüz birkaç aylıkken annem mecburi hizmet yaptığı için beni o zamanlar yeni emekli olan babaanneme bırakmış. Biz onun hala oturduğu Ankara’daki küçük evinde anne kız gibi birlikte birkaç ay geçirmişiz. Babaannemin en sık anlattığı anılarını bu günler oluşturur. O günlerden bugüne babaannem hayatımın gerçekten ihtiyaç duyduğum önemli anlarında hep oldu. Barbie bebekli pasta yaptırdığı 7. yaş günüme, üniversitede ilk kez ailemden uzak yaşarken 40 derece ateşle üç gün koltuktan kalkamamalı hasta olduğum günlere, baro ruhsatımı aldığım güne eşlik etti.
Şimdi benim ona eşlik ettiğim günleri yaşamaya başladık. Sebepler çoğunlukla benimkiler kadar basit değil. Aşığı olduğu Ankara’da yaşadığı ve bütün ısrar, tehdit, cebren ve hilelerimize yanıt vermeyerek İstanbul’a yanımıza asla yerleşmediğinden, ona daha çok hastalandığını gizlemeyemediği günlerde olay yerine intikal eden Mahmut Tanal edasıyla koşa koşa Ankara’ya gittiğim zamanlarda eşlik edebiliyorum. 20’li yaşların başından beri aktif çalışan biri olarak kendimi son 8-10 yıldır yetişkin sayıyorum ve yetişkinlik günlerim en zor, en “ben gerçekten yetişkinim, kendimi acilen toparlamam lazım” dediğim günleri de tam olarak bu günler.

Sunum takıntılı bir dünyada yaşadığımız için yetişkinlikle ve yaşlanmakla ilgili konularımız bence çoğunlukla görünüm üzerine. Kırışıklıkları engelleyen kolojenli ürünler, face lift’ler, yaşlandıkça fiziğimizi her ne gerek varsa hiç de 50’li yaşlarında görünmeyen (birkaç milyon dolar burun farkıyla) Hollywood ünlüleri gibi korumanın yolları… Ama bu ‘lifestyle’ içerik çorbasının bize dayatmaya çalıştığın aksine yaşlılık 50’lerde değil 70’lerde başlıyor ve sorunlar da sunumsal değil pratik. İnsanlar yaşlandıkça daha az görmeye, daha az duymaya, çoraplarını giymek için yarım saat süreye, evden çıkmaktan korkmaya, dostlarını yitirmenin ağırlığıyla baş etmek zorunda kalmaya ve kendilerine bakım vermekte zorlanmaya başlıyorlar.
Böyle olunca roller değişmeye başlıyor. Yıllardır sizi düştüğünüzde kaldıran, besleyen, derdiniz olduğunda arayıp akıl aldığınız insanlar sizin yardımınıza ihtiyaç duyan ve çoğu zaman bunu kabullenmekte de haklı olarak zorlanan insanlara dönüşüyorlar. Bakım alandan bakım verene geçiş çoğunlukla bir anda olmuyor. Günlük hayatta bizi neden sinir ettiğini anlayamadığımız bazı ufak anlar var: E-devlet şifreleri unutmalar, görüntülü konuşmada telefonu burna yakın tutmalar, ne zaman evleneceksinler, bana “çarşı”dan şunu alsana diye bize çok da anlamlı gelmeyen talepler…

İtiraf edin anneniz, anneanneniz, dedeniz (sizin için o kişi her kimse) buna benzer taleplerinin ya da sorularının sizi irite ettiği bir an mutlaka olmuştur. Bu anları çoğunlukla kendinizle içsel bir hesaplaşma takip eder. Talepler, sorular anlamlı gelmese de sinirlenecek bir şey yok, halledilir, buna neden tepki verdim ki gibi düşünceler izler. İşte tam o anlardaki irite olma halinin sebebi bence kıymet bilmez, sabırsız ve korkunç insanlar olmamız değil. Değişen rollerin sinyalini bilinç altımızda almamız ama bunu kabul etmeye hiç de hazır olmamamız…
Kahramanımız olan ve belki de güvenlik ağımız olarak gördüğümüz insanların her ne kadar onlar da o rollerine devam etmek isteseler de yaşla birlikte artık edemeyeceklerini keşfetmek, bakım alan rolünden çıkıp bakım veren rolümüze uyumlanmak psikolojik olarak çok kolay bir dönüşüm değil. Yaşlılarla ilgilenmenin zorluğu zamansal ya da fiziksel sanılıyor çoğu zaman ama bence bizi esas zorlayan olayın duygusal yönü. Aynı anıları 50. kez dinlerken bunun sebebinin sadece yaşlılık değil hayatlarında yeni bir şey olmaması gerçeği olduğunu fark edip sabır gösterebilmek, bakım verme eylemlerini onların kendilerine olan özgüvenlerini kırmadan yapabilmek, “bizim zamanımızda böyle değildi“lerin sadece bir eleştiri değil bir insanın alıştığı etik değerlerin artık var olmadığını hayretle izlemesi olduğunu anlamak… Asıl zor olan bunlar.

Yanlış anlaşılmak istemem bir melek tablosu çizmeye çalışmıyorum. Ne ben o kadar sabırlıyım ne de babaannem bu denli meleksi bir insan. Aksine gür saçlarımın yanı sıra sarkastik yönümü de ona borçluyum zira kendisi ne zaman başım ağrıyor desem “fantom ağrısıdır o” diyen bir ‘sassy queen’dir. (Fantom ağrısı; kişinin daha önceden kesilmiş eli, kolu ya da bacağının sanki hiç kesilmemiş gibi ağrıdığını hissetmesi.) Ama son birkaç yıldır babaannemle geçirdiğim zamanlar bana kendime ve insan ilişkilerine dair çeşitli farkındalıklar kazandırdı. Beni yetişkinliğin bir sonraki evrelerine hazırladı.
Yaşlılarla zaman geçirmenin zor olmasının en önemli sebeplerinden biri onlarla kalan vaktimizin sınırlı olduğunu ve o sınırlı vakitte birlikte olduğumuz insanın da uzun zamandır tanıdığımız kahramanımızdan daha farklı biri olduğunu görmek. Bu belki de bir ayrılığa hazırlık süreci ve mental yükünü her gün aynı başarıyla yönetmek her zaman mümkün değil. Yine de tam da böyle anlarda hep Audrey Hepburn’ün o sevdiğim sözünü hatırlıyorum: “Yaş aldıkça ikin eliniz olduğunuz fark edeceksiniz. Biri kendinize yardım etmek için. Diğeriyse yardıma ihtiyaç duyan diğer insanlara” Ben bu yaklaşımı babamdan ve bütün bu “girl power” temalı dizilerden önce gerçek bir ‘girlboss’ olarak 70’li yıllarda boşanıp tek başına iki işte çalışarak oğlunu büyüten babaaannemden öğrendim. Sadece bazen hatırlamak için bir de Audrey’e ihtiyaç duyuyorum…
Kapak Fotoğrafı: unsplash.com/@gettyimages
İlginizi çekebilir: Gizem Kalaç’tan Seninle Başlamadı

Gizem Kalaç







Aile Tadında
Dokundu 🥹🫂❤️️
🥲🤍🤍🤍