Polisiye ve dram ikilisinin iyi harmanlanmış versiyonlarını seviyorsanız, müjde! Netflix’e bu formüle kusursuz uyan, izlemesi oldukça keyifli mini bir dizi geldi. Sıradan bir polisiyeden fazlasını sunan The Survivors, kesinlikle izlemeye değer. Avustralya’da Evelyn Bay adında hikaye için kurgulanmış bir kasabada geçen dizi; gizemli bir geçmiş, sırlarla dolu ilişkiler ile bezeli bir hikaye sunuyor. Şüphesiz ki, sıkı sıkıya bağlı ilişkileriyle ve keskin uçurumlarla çevreli coğrafi yapısıyla dikkat çeken bu kasabaya, bir de kasvetli bir hava hakim olduğu için, gerilim türünde olan bir dizinin olmazsa olmazları tamamlanmış oluyor. Bize de tüm tuşlara özenli ve ahenkli bir şekilde basan The Survivors için türünün iyi örnekleri arasına girdiğini söylemek kalıyor.

The Survivors | Fotoğraf: Netflix

Üzerinde yürüyüşe çıktığı anlaşılan spor kıyafetleriyle, yakışıklı bir adam kumsaldan okyanusun o derin mavisine doğru yürüyor. O sırada biraz ileride polisin olay yeri şeridini çektiğine şahit oluyor ve o bölgeye doğru koşmaya başlıyor. Kamera da onunla aynı tempoda hareket etmeye başlıyor. Adını sayıklamasından anladığımız üzere kızının ve sevgilisinin yürüyüşte olduğunu, olay yeri içinde yatan kişinin onlardan biri olma ihtimaline karşı bu denli korktuğunu anlıyoruz. Kamera o sırada kenarda ‘onu ben buldum’ diye sayıklayan güzel bir kadına odaklanıyor ve tabii ki bu ana karakterimiz bu kadını tanıyor…

Editör notu: Yazının devamı spoiler içerebilir.

thesurvivors-kieran
The Survivors | Fotoğraf: Netflix

Tam olarak tanıdık bir ‘katil kim?’ hikayesi olarak başlayan bir dizinin ilk sahnesi değil mi? Böyle okuduğumuzda hikaye çok tanıdık. Şöyle hafta sonu, hatta mümkünse yağmurlu bir hafta sonu., bulunduğum kaotik şehirden kilometrelerce uzakta, sahil kenarında bir kasabada geçen bir katil kim hikayesini izlemeye başlamışım gibi. Aslında biraz da öyle oldu bu diziye başlamam. Sadece sıkıcı bir yaz günü, klima esintisinde…

İtiraf etmem gerekirse hiç yüksek bir beklentiyle oturmadım başına. Ancak ilk andan itibaren beni bir şekilde içine çekti hikaye. Tabii ki dizinin bahsettiğim bu başlangıç sahnesi değildi beni etkileyen, introsunda yer alan görüntüler ve görsellerin anlatış biçimi. 2014-2019 yıllarında yayınlanan The Affair’in o mistik müziğiyle beni her bölüm başında ekrana kitleyen introsu gibiydi. Bu diziyi bir çırpıda bitirmeme sebep ise oyunculuklarından hikayesine varıncaya kadar mükemmel bir iş olması.

thesurvivors2
 The Survivors | Fotoğraf: Netflix

Açıkçası bu sabah uyandım ve Netflix’te güzel bir hazine ile karşılaştım diyebilirim. Jane Harper’ın aynı adlı romanından uyarlanan 6 bölümlük bir mini dizi olan The Survivors, bir Avusturalya yapımı. Dizinin senaristliğini ise Tony Ayres üstleniyor. Dizi şimdiki zamanda başlasa da tüm hikayesini geçmişe, 15 yıl öncesine dayandırıyor. O geçmişin ağırlığı, sırları, pişmanlıkları her bölümde artarak izleyici koltuğunda oturan bizlerin bile omzuna bir yük oluşturuyor, diyebilirim.

Yazının başında resmetmeye çalıştığım sahne ise ilk bölümün son dakikalarında karşımıza çıkıyor. Ve biz sahilde cansız yatan bedenin kasabaya yabancı olan bir sanat öğrencisi Bronte’ye ait olduğunu fark ediyoruz. Peki ya Bronte kim? Ondan önce hikayenin geçmişi neye dayanıyor, ondan bahsetmekte yarar var.

th-5
The Survivors | Fotoğraf: Netflix

Hikaye bizi 15 yıl öncesine götürüyor, ana karakterlerimizden Kieran’ın Evelyn Bay kasabasında fırtınanın olduğu bir gün normalde girilmesi yasak olan ve gelgitlerden dolayı tehlikeli olan mağaralarda sıkışmasına ve onu kurtarmak için teknesiyle açılan Finn (abisi) ve Toby’nin hayatını kaybetmesine şahit oluyoruz. Kieran’ın yıllar sonra kasabaya döndüğünde fark ettiğimiz suçlu ve mahçup tavırlarının sebebi, o kara gün. Tüm kasabanın kahraman olarak adlandırdığı Finn ve Toby’nin ölümünün üstünden 15 yıl geçmiş. Fırtına günü geçmişte kalan bir kara gün olarak anılmakta. Ama o gün sadece bu iki kişi ölmüyor, aynı fırtınada genç bir kız, 14 yaşındaki Gabby de hayatını kaybediyor. Biz de izleyici olarak bunu çok geçmeden öğreniyoruz.

Güzel ülkemin topraklarında ne yazık ki fazlasıyla alışık olduğumuz şekilde, bu hikayede de bu genç kızın ölümü diğerleri kadar önemsenmiyor. Bunu kabullenemeyen annesi sadece bitmeyen bir yas sürecinde kabul ediliyor. Ve tabiri caizse bu ölüm hasır altı ediliyor. Yani biz Gabby’nin hikayesini ilk duymaya başladığımızda bu olayın böyle olduğunu anlıyoruz. Çünkü dedim ya, biz her gün bu haberlere şahit olan topraklar üzerinde yaşıyoruz.

thesurvivors_netflix
The Surviors | Fotoğraf: Netflix

Peki ya dizinin ilk sahnesinde cansız bedeniyle karşılaştığımız Bronte ile bu olanların bağlantısı ne? Bronte, 15 yıl önce çıkan fırtınada hayatını kaybeden, ancak aynı şekilde haber değeri taşımayan Gabby’nin hikayesini derinlemesine araştırıp, bir film çekmeye çalışıyor. Bir okul projesi olarak ele aldığı bu konu, tıpkı Gabby’nin çantası gibi cansız bedeninin sahile vurmasıyla son buluyor.

Geçmişle günümüzü bağlayan bu iki ölü beden, iki genç kız The Survivors’ı sıradan ‘katil kim?’ hikayelerinden ayırıp farklı bir yere konumlandırıyor aslında. Evladını kaybeden anneler, bitmeyen yas süreçleri o kadar güzel yansıyor ki, bu anneleri canlandıran Catherine McClements (Gabby’nin annesi) ve Robyn Malcolm’u (Finn ve Kieran’ın annesi) yürekten alkışlıyorum. Oyunculuktan bahsetmişken, Yüzüklerin Efendisi: Güç Yüzükleri dizisinde Sauron olarak izlediğimiz Charlie Vickers Kieran karakterine öyle bir hayat veriyor ki, bu karakteri başka kim canlandırabilir diye düşünmemize bile fırsat vermiyor. 

thesurvivors
The Surviors | Fotoğraf: Netflix

Hikayeye dair fazla bir ayrıntı vermek istemiyorum ki, herkes kendi tahminleriyle dizinin bölümlerini benim gibi bir çırpıda bitirsin. Ama yazının genelinde de bahsettiğim gibi, bu bir ‘katil kim?’ hikayesi değil, bu diziyi güzel yapan şey de kesinlikle sürpriz sonlar, tahmin edilemeyen bir katil değil. Bu ölü bedeniyle bile çürümüş bir toplumu korkutabilen, gözden düşürülmeye çalışılan genç kızlara dair bir hikaye. Eril zihniyetin güçle birleşmesinin ne denli tiksindirici olacağının resmi. Üstelik iyi oyunculuklar ve güzel bir senaryo.

Şans vermek isteyen herkes için, özellikle İngiliz polisiye sevenlere öneriyorum. Bu kez yönünüzü Avusturalya kıyılarına çevirebilirsiniz, inanın pişman olmayacaksınız.

Kapak Fotoğrafı: Netflix

İlginizi çekebilir: Eralp Alper’den Mountainhead: Patronlar ve Nur Topu Gibi Distopyaları