Medya Sanatı İstanbul'da: Noise Media Art Kurucuları ile Sohbet
İlk edisyonu Kadıköy’de, ikinci edisyonu Viyana’da düzenlenen Noise Media Art’ın yeni edisyonu 17-21 Eylül tarihleri arasında Yapı Kredi bomontiada’da, bir kez daha sanat, teknoloji ve müzik ekseninde disiplinlerarası bir deneyim sunacak. Medya sanatı deyince herkesin zihninde canlanan farklı imgeler olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de hâlâ galerilerin tam anlamıyla benimseyemediği, çoğunlukla ekranlara hapsolmuş medya sanatına dair daha iyi fikir edinmek, Türkiye’de ve dünyada bu alanda üreten sanatçıların işleriyle tanışmak için Noise Media Art çok önemli bir fırsat. Kaldı ki, dünyanın önemli medya sanatı etkinliklerinden Ars Electronica’yı ekim ayında İstanbul’a taşıyacak ekip de aynı. Noise Media Art’ın kurucuları ve kendileri de sanatçı olan Hande Şekerciler ve Arda Yalkın ile medya sanatları ve Noise Media Art üzerine konuştuk.

Medya sanatı deyince birçok insanın aklına bir şeyler geliyor ama siz hem sanatçı hem de organizatör olarak medya sanatını nasıl tanımlıyorsunuz?
Arda Yalkın: Medya sanatı aslında konvansiyonel sanatın dışında kalan sanat demek. Yani resim, heykel, yerleştirme gibi klasik sanat biçimlerinin dışında kalan, yoğun olarak teknolojiyle ilişkili sanat. Tasarımında, üretiminde, sergilenmesinde ya da hayatta kalmasında teknolojiye muhtaç olan bir sanat türü. Ama bu ilişkinin özünde teknolojinin işin parçası olması lazım. Yani teknoloji sadece üretim sürecinde kullanılan bir araçsa bu medya sanatı sayılmıyor. Biz geçen sene bir projede hikâyeyle birlikte bir robot tasarladık ve fuarın ortasında robotla gerçek zamanlı heykel yonttuk. Burada teknoloji işin öznesiydi; bu yüzden medya sanatı diyebiliriz.
Türkiye’de medya sanatının canlanmaya başlaması ve büyük etkinliklere dönüşmesi ne zaman başladı sizce?
Hande Şekerciler: Öncelikle “büyük etkinlik” derken Noise Media Art’tan bahsediyorsun sanırım, teşekkürler. (Gülüyor) Ben aslında kendimi konvansiyonel bir sanatçı olarak tanımlıyorum; bronz heykeller yapıyorum. Ama bu ayrımın da çok doğru olmadığını düşünüyorum. Medya sanatı dediğimiz şey aslında daha güncel ve teknolojiyle ilintili işleri işaret ediyor. Bizim için bu sürecin dönüm noktası, kendi işlerimizde teknolojiyi yoğun olarak kullanmaya başlamamız oldu. 2018’de ha:ar olarak birlikte çalışmaya başladığımızda bu bizim için bir oyun alanına dönüştü. Yurt dışına gidip geldikçe, oradaki sanat dünyasında teknoloji tabanlı işlerin nasıl karşılandığını gördük. Türkiye’de bu işlerin pek bir “pazarı” olmadığını fark ettik. Büyük fuarlarda ya da sergilerde bu işler genelde bir eklenti gibi duruyor. Biz de “acaba bunun merkezde olduğu bir etkinlik yapabilir miyiz?” diye düşündük ve Noise Media Art böyle doğdu.
Arda Yalkın: Teknolojik kırılımlar çok hızlandı. 100 yıl süren telefon devriminden sonra 20 yıl içinde cebimize internet girdi. Yapay zekâ da aynı şekilde hayatımıza çok hızlı girdi. Biz de sanatımızı bu değişen dünyaya adapte ettik. Artık sanat sadece bakılan bir şey değil, izleyicinin varlığıyla tamamlanan bir deneyim. Sanatçının yüce yaratıcı olduğu klasik anlayış değişiyor. Bazen eser, var olmak için insana ihtiyaç duyuyor.
Hande Şekerciler: Zaten sanatın bir deneyim olduğuna inanıyorum. Örneğin bir Van Gogh tablosu benim için sadece kitaptaki bir reprodüksiyon değil; o tablonun müzedeki atmosferi, ışığı ve hikâyesi bir bütün. Sanat deneyim demek ve biz de Noise Media Art’ta izleyiciye bu deneyimi yaşatmak istiyoruz.

Böyle bir etkinlik düzenlerken, kendinizin de sanatçı olması size sanatçıları ve ihtiyaçlarını anlamak anlamında bir avantaj sağlıyor mu?
Hande Şekerciler: Bunu aslında katılımcılara sormak lazım. Aldığımız geri bildirimler genelde olumlu; bizimle çalışmaktan memnun olduklarını söylüyorlar. Biz sanatçı olarak da geçinmesi zor insanlar değiliz, “divalık” yapmayız. Teknolojiye hâkim olmamız da önemli bir avantaj. Teknik ekipmanlarımızın çoğu kendi envanterimizde; bu da sürdürülebilir sergiler kurmamızı sağlıyor.
Noise Media Art’ın galerilerin davet edildiği bir yapısı var gibi anlıyorum. Ama sanat fuarı da demiyorsunuz…
Arda Yalkın: Fuar olması için teknik koşullar var ama biz bunu farklı bir ekosistem olarak kurguluyoruz. Klasik galeri sisteminin teknolojiye adapte olmasını bekliyorduk ama bu düşündüğümüz kadar hızlı olmadı. Bu nedenle biz galerilerin yanı sıra stüdyolar, bağımsız üretim kolektifleri ve kurumların da dahil olduğu bir yapı kuruyoruz. Amacımız Türkiye’de bu alanda sürdürülebilir bir ekosistem oluşturmak.

Noise Media Art’ın ikinci edisyonunu geçen yıl Viyana’da yaptınız. Viyana’yı seçmenizin nedeni kişisel bağlantılar mıydı?
Arda Yalkın: Evet, bir arkadaşımızın desteğiyle oldu ama bizim için çok değerli bir deneyimdi. Kamyonlarla ekipmanları taşıyıp orada kurulum yaptık; küçük bir şok etkisi yarattık diyebilirim. Şimdi Londra’da veya başka bir İngiliz şehrinde de yapmayı planlıyoruz.
Peki Viyana’da, Londra’da ya da başka bir yerde bir etkinlik düzenlediğinizde o oraya ait bir etkinlik mi oluyor yoksa Türkiye’deki sanatçıları tanıtma amacınız da oluyor mu?
Hande Şekerciler: Kesinlikle; zaten onu yapıyoruz. Viyana’da OI_Focus adında bir yan etkinliğimiz oldu ve Türkiye’deki medya sanatçılarının işlerini sergiledik. Ars Electronica ve Sonica gibi uluslararası platformlara da Türk sanatçıları götürüyoruz. Amacımız sadece dışarıdan kültür getirmek değil; Türkiye’de üretilen işleri de görünür kılmak.
Arda Yalkın: Ancak Türkiye’de fonlama sisteminin eksikliği büyük bir sorun. Fonlar bireysel ilişkilere ya da sponsorların keyfine bağlı. Bu da üretim çeşitliliğini kısıtlıyor. Biz Noise Media Art ile bir ekosistem kurmaya çalışıyoruz: burada gördüğümüz işleri uluslararası platformlara taşıyoruz, üretime destek oluyoruz. Ekim ayında açılacak Ars Electronica sergisinde de bu yaklaşımı göreceksiniz.

Noise Media Art’ın bu edisyonda bizi önceki edisyonlardan farklı, yeni olarak neler bekliyor?
Arda Yalkın: Bir kere Noise Pro var. Bu aslında önümüzdeki sene Noise Media Art’ı evirmeyi planladığımız yapının bir ipucu. Kapalı bir etkinlik; sadece sanatçılar ve dünyadan sanat profesyonelleri katılıyor. Çok üst seviye bir galerinin sahibini davet ettik mesela. Onun buraya gelip Türkiye’den sanatçıları dinlemesi, kendi perspektifini anlatması bizim için çok değerliydi.
Hande Şekerciler: Sadece sanatçılar değil, kurum temsilcileri de var. İstanbul Modern’den Nilay Dursun, British Council’dan, Avustralya Kültür Ofisi’nden, Akbank Sanat, Sakıp Sabancı Müzesi, Karma Lab, Koç Üniversitesi’nden katılımcılar olacak. Ars Electronica ve MUTEK’ten de konuklarımız var.
Arda Yalkın: Böylece sanat profesyonelleri bir araya gelip değişen dünyada sanata nasıl yaklaştıklarını paylaşıyorlar. 15 dakikalık sunumlar sonrası networking yapıyorlar. Biz de öne çıkarmak istediğimiz sanatçıları davet ettik. Belki de Ars Electronica, Sonica veya MUTEK’e davet edilecekler.
Arda Yalkın: Ayrıca medya sanatında kuratörlük üzerine bir günlük yuvarlak masa düzenliyoruz. Bu alanın ihtiyaçları çok farklı ve Türkiye’de bu konuda bir eksiklik var. Katılımcılar arasında Olga Vad, İpek Yeğinsu ve Nilay Dursun var.
Arda Yalkın: Bu yıl ayrıca “permacomputing” kavramına odaklanıyoruz. Teknolojinin çevreye etkisini en aza indirmek üzerine bir atölye yapacağız. Bu benim için yeni bir kavramdı. Belçika’dan İmal ile bir işbirliği yapıyoruz. Sonic programlarımız da devam ediyor, MİAM’la birlikte küçük bir müzik etkinliği düzenliyoruz. Bu sene her şeyi bir araya toplayıp daha derli toplu bir yapı kurduk.

Noise Media Art‘ın üçüncü edisyonu 17-21 Eylül tarihleri arasında Yapı Kredi bomontiada’da düzenleniyor. Sonica İstanbul 1-4 Ekim’de Babylon’da, Ars Electronica İstanbul 2025 ise 21-28 Ekim’de Zorlu PSM’de olacak.

Emre Eminoğlu







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!