Diane Keaton: Duruşu ve Gülüşüyle İlham Veren Bir Efsaneyi Anmak
Diane Keaton, 2017 yılında Amerikan Film Endüstrisi tarafından Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne (45. AFI Life Achievement Award) layık görüldüğü gün, yine bir başka efsanevi isim olan Merly Streep onun için yaptığı etkileyici konuşmasını şöyle bitiriyor: “Seni bize verdiği için annene teşekkür ediyorum. 70’leri, 80’leri, 90’ları ve 2000’leri sensiz hayal edemiyorum. Seni seviyorum Diane ve herkes seni seviyor.”
Evet, Diane Keaton’ı herkes sever. Herkes onun kalıpları yıkan duruşuna, tarzına, oyunculuğuna, zerafetine, özgüvenine, aslında sahip olduğu her şeyiyle var olmasına hayrandır. Maalesef ona erken veda etmek zorunda kaldık. Dönüp yeniden filmlerini izlemenin yanı sıra; hayatından ve kendisinden söz eden bu yazıyı hazırlayarak onu anmak istedim ki, umarım birlikte onu seven tüm okurlar için de aynı hissi verir.
Annie Hall ile “Ben Böyleyim” Demenin Gücü
Diane Keaton, 1946’da Los Angeles’ta doğduğunda kendisi dahil kimse onun Hollywood’un en özgün yıldızlarından biri olacağını bilemezdi. Tiyatroyla başlayan oyunculuk hayatı sinema ile devam etti ve tüm dünya onu tanıma şansına erişti.
Keaton, duru güzelliği ve etkileyici oyunculuğuyla hayat verdiği Kary Adams karakteriyle Godfather’da izleyicinin ve Hollywood’un ilgisini çekse de Woody Allen’la birlikte çektiği Annie Hall; sinema tarihinin ve onun kariyerinin dönüm noktası oldu. İlk kez bu filmde bir kadın karakter, “mükemmel sevgili” olma baskısına boyun eğmedi. Keaton’a Oscar’ı da getiren Annie karakteri, kadınların beyaz perdede kendileri olabileceğine dair ilham veren bir ikon oldu.
Annie’yi tüm doğallığı, etkileyici gülüşü, tereddütleri, kocaman gömlekleri ve sonradan da onunla özdeşleşecek olan fötr şapkalarıyla oynayan Diane Keaton, zamansız bir stilin öncülüğünü üstlendi. Hatta Vogue dergisi de kendisini “O, modayı takip etmezdi, moda onu takip ederdi” diyerek andı.
Diane Keaton’ın kariyeri boyunca oynadığı karakterlerin her birinin ortak noktası kendi hikâyesini yazmasıydı. Godfather, Annie Hall ile birlikte The Other Sister, Reds, Baby Boom, Something’s Gotta Give, The Book Club gibi en çok sevilen filmlerinde hayat verdiği karakterlerde Keaton; güçlü ve kırılgan, komik ve derin, duygusal ve realistik özelliklere sahip gerçek bir kadın olarak karşımıza çıktı. Bu da her seferinde ona olan hayranlığımızı artırdı.
Olduğun Gibi Olmanın Etkileyiciliği
Diane Keaton’ın en ilham verici yanlarından biri, gözlerimizin önünde yaşlanmadan yaş alması olsa gerek. Hiçbir zaman standart güzellik algısına ayak uydurmayan, kırışıklıklarını saklamayan Diane Keaton, tüm bunları Hollywood’un ve toplumun acımasız cinsiyet kalıp yargılarına rağmen yaptı. Çabasız ve olağan halleriyle olağan dışı bir güzelliğe sahipti her zaman. 50’li yaşlarında iki çocuk evlat edindiğinde yine cinsiyet kalıplarına aykırı bir şekilde, özgürce hareket etmiş; çocuk sahibi olmanın tek bir yolu ya da zamanı olmadığını göstermişti. İnsanın kendini sevmesinin ve bildiği gibi yaşamasının gücünü kanıtlar bir duruşa sahipti.
Bir yandan yaşadığı şehirle kurduğu ilişkiyle farkındalık yarattı. Mimariye, fotoğrafa, eski evlerin hikâyelerine hayran olan Keaton, Los Angeles’ın tarihi binalarını korumak için yıllarca emek verdi. Betonun arasında kaybolan geçmişine sahip çıkarken bir yapıyı kurtarmanın önemine de dikkat çekti.
Umut ve İlham Veren Bir Zarafet Timsali
Diane Keaton, tabir-i caizse, sevdiklerinin ve Hollywood’un da yer yer ifade ettiği şekilde “kendi tuhaflıklarıyla barışık” bir kadındı. Röportajlarını izleyenler bilir, kendiyle dalga geçmekten hiç çekinmeyen, yüksek enerjisi ve zerafetiyle kahkaha atarken kendine hayran bırakan biri oldu her zaman.
İşte, tüm bu sahip oldukları ve bize yansıttıkları ile Diane Keaton, sadece bir sinema efsanesi değil; aynı zamanda umut ve ilham veren bir rol modeldi, öyle olmaya da devam edecek.
Kapak Fotoğrafı: The Mirror
İlginizi çekebilir: Canan Keles’ten Hanım: İstanbul, Yıldız Kenter ve Can Dostu Kedisi

Başak Bektaşoğlu 










Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!