Anneannemin doğduğu, haritaların değiştiği,zamanın durduğu topraklara, Balkanlar’a, her zaman estetik bir merakla yaklaştım. Bir göçmen ailesinde büyümüş biri olarak, o coğrafyanın müziği, sanatı ve giyim kültürü; bana daima dahasını öğrenmek istediğim bir merak konusu oldu. Bu ülkenin mirası, sadece tarihi bir anı değil, aynı zamanda küresel moda sahnesine fısıldayan bir estetik kodlar bütünüdür. Lüksün ve zarafetin, bir zamanlar komünist bir idare altında bile nasıl var olabildiğini anlamak için, 1960’lı yıllarda yayımlanan magazin arşivine bir yolculuk yapalım. 

bogdanka-poznanovic-akcija-srce-predmet-action-heart-object-novi-sad-sept-20-1970
Yugoslavya | Fotoğraf: https://tr.pinterest.com/pin/7529524372608951/

Başlangıç Noktası: 1966

Batı dünyasının stil rehberi sayılan bir derginin, Soğuk Savaş’ın en belirgin döneminde, Mayıs 1966 sayısında Yugoslavya’ya ayırdığı bir bölümü paylaşmak istiyorum. Despina Messinesi’nin kaleme aldığı o makalenin başlığı bile başlı başına kültürel zenginliğe bir atıftır: “In Yugoslavia, the Promises of Pale Ramparts, Roman Palaces, Pink Beaches, and Wild Jasmine.”

Bu başlık, ülkenin siyasi kimliğini bir kenara bırakıp, sadece güzelliğe ve tarihe odaklanıyor. Messinesi, Dubrovnik’in soluk surlarının arkasındaki Venedik şıklığını, Split’teki Diocletian Sarayı’nın antik görkemini ve Adriyatik kıyılarının el değmemiş doğasını yücelterek, dış dünyaya yepyeni bir çekicilik ve keşif hikâyesi sunuyor. Bu, o coğrafyanın sadece siyasi bir bölge değil, aynı zamanda en rafine zevkler için bile bir estetik vaadi taşıdığının güçlü bir kabulü.

vogue-yugoslavia
Yugoslav Vogue | Fotoğraf: https://in.pinterest.com/pin/vogue-yugoslavia–264868021829916399/

Coğrafi Köklere Dayanan Tasarım Anlayışı

Balkanlı tasarımcıların eserlerinde köklerine dönerek nasıl evrensel bir stil oluşturduğunu kolayca görebiliriz. Burada önemli olan, sadece yöresel motifleri kullanmak değil; bölgesel mimarinin, tekstilin ve el işçiliğinin modern bir sadeliğe dönüştürülmesidir.

mid-century-lounge-armchair-yugoslavia-1970s-_-174851
Yugoslav Tasarım Sandalye | Fotoğraf: https://tr.pinterest.com/pin/152911349839242983/

Ülkenin bölünmeden önce yapılan mimari yapılarından, fincan takımlarına kadar bu tasarım anlayışını görebiliyoruz. Bu yaklaşım, gürültülü ve geçici akımlardan uzak, derin bir hikâyesi olan ve coğrafyasıyla nefes alan, kalıcı parçalar yaratmak üzerinedir. Balkan topraklarının taş binalarındaki sağlamlık ve el dokumalarındaki incelik, küresel stile yeni bir ilham kaynağı sunuyor.

vintage-jugokeramika-espresso-cup_-made-in-yugoslavia-porcelain
Made in Yugoslavia Fincan (Jugokeramika) | Fotoğraf: https://tr.pinterest.com/pin/4609715764411448576/

Ancak bu estetik miras sadece narin motiflerden ibaret değil. Yugoslavya’nın modern yüzü, özellikle mimaride, Brutalizm akımının güçlü ve iddialı yapılarıyla şekillendi. Sosyalist dönemin bu devasa, brüt beton yapıları, bir yandan sert ve duygusuz görünse de diğer yandan fonksiyonelliği ve malzemenin dürüstlüğünü ön plana çıkarıyordu. Bölge tasarımcıları, bu mimariden aldıkları keskin hatları, hacimli siluetleri ve sade renk paletini, giyime de taşıdı.

brutal-beauty_-unusual-yugoslav-architecture-wins-new-fans
Mimari | Fotoğraf: https://tr.pinterest.com/pin/427912402119786251/

Yugoslavya’nın yaşam alanlarına yansıyan tasarım anlayışı, Kuzey Avrupa’nın İskandinav Modernizmi ile akrabalık taşır; temiz çizgiler, işlevsellik ve doğal malzemeler ön plandadır. Bu tasarım, lüksü göstermelik ihtişamda değil, malzemenin dürüstlüğünde ve formun sadeliğinde bulur. Mobilya ve ev eşyaları, kitle üretimine uygun, ergonomik ve her eve girebilecek kalitede olacak şekilde tasarlanmıştır. Bu felsefenin en büyük temsilcisi, Bosna-Hersek merkezli dev mobilya üreticisi Šipad idi. Šipad’ın ürettiği sade, geometrik ve modüler ahşap mobilyalar (özellikle kayın ve meşe), bugün dahi sade ve kaliteli iç mekân tasarımının nadir parçaları olarak koleksiyonerler tarafından aranmaktadır. Zira bu ürünler, o dönemin ideolojisine uygun olarak “lüks” değil, “uzun ömürlü kalite” ve “erişilebilirlik” sunuyordu. Ev eşyalarında ise (cam ve seramik gibi) Neka gibi markalar, organik ve geometrik formları renkli ama sade bir çizgiyle birleştirerek günlük hayata estetik katardı. Bu, Yugoslav tasarımının, Brutalizmle kurduğu sert dış cepheye karşın, iç mekânlarda sıcaklığı ve insani ölçeği koruma çabasının en güzel yansımasıdır.

instagram-2
Yugoslav Tasarım | Fotoğraf: https://tr.pinterest.com/pin/140806234373648/

Yugoslavya’nın tasarım dili, ne tam olarak Batı’nın lüks odaklı bireyciliğine ne de Sovyet Bloğu’nun katı tekdüzeliğine aitti. Bu benzersiz estetik, ülkenin kültürel çeşitliliğini, zanaat mirasını ve dönemin siyasi ideolojisini harmanlayarak “insan odaklı modernizm” adı verilebilecek güçlü bir akım yarattı.

Kapak Fotoğrafı: Pinterest

İlginizi çekebilir: Cansu Şengün’den Brütalist Mimarinin Tarihi